Türkiye’nin nehirleri işte böyle ölüyor!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Dört yıl önce Ceyhan Nehri’ndeki ağır kirliliği raporlayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kirliliği önlemek için hazırladığı eylem planında dehşet verici tespitler var ancak çözüm yok…

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı Ekim 2016 tarihli Ceyhan Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planı’nın üzerinden tam dört yıl geçmiş. Ancak bu bölgedeki ağır kirlilik sorunu yaklaşık 10 yıldır devam ediyor ve bu süre içinde çözüm üretecek bir adımın atılmadığı, atılmışsa da yetersiz kaldığı bölgeden gelen son görüntülerden açıkça anlaşılıyor. Bakanlığın kendi hazırladığı kirliliği önleme amaçlı eylem planında yer verilen bilgilere göre, bugün kirlilikle boğuşan Sır Barajı’nın bitişiğindeki Kahramanmaraş OSB doluluk oranı yüzde 100’e yakın. Ancak buna rağmen OSB‘nin atıksu arıtma tesisi henüz yapılmamış. Bakanlığın raporundaki bilgilere göre mevcut durumda toplanan atık sular, kanalizasyon vasıtasıyla kuru dere yatağına deşarj ediliyor. Arıtma tesisinin ihale aşamasında olduğu da raporda yer alan bilgiler arasında.

Ece Ayhan’ın ünlü ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’ başlıklı şiirinde adı “Maveraünnehir nereye dökülür” sorusu, şaire göre devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusuydu…

Çünkü böyle bir nehir yoktu!

Maveraünnehir, Türklerin, önce Horasan’a ve ardından Anadolu’ya (Rum ülkesine) gelmeden önce yaşadıkları, Ceyhun (Amu Derya)  ve Seyhun (Siri Derya) nehirlerinin arasındaki kalan geniş bölgenin adıydı…

Türkler Anadolu’ya yerleşip yurt tuttuklarında, Maveraünnehir ve genel olarak Türkistan (Orta Asya) olarak bilinen büyük coğrafyadaki çeşitli dağ, nehir ve kent adlarını yeni yerleşimlerinde de kullandılar. Bugün birçok köy, kasaba, kent, dağ, dere, nehir, ovanın ismi Maveraünnehir, Türkistan ve Horasan’dan taşınıp gelmiştir…

SEYHUN VE CEYHUN ANADOLU’YA TAŞINDI

Türklerin Anadolu’da ilk yerleştikleri bölgelerin başında gelen Çukurova ve çevresindeki dağlık bölgeye yaşam veren iki nehir, tıpkı atalarının geldikleri bölgedeki nehirlere benzetilerek Ceyhun ve Seyhun’dan esinle Ceyhan ve Seyhan olarak anılmaya başlandı. Antik çağda Ceyhan’un adı ‘Pyramus’, Seyhan’ın adı da Sarus’tu. Her iki nehrin adı da antik çağ kültürlerinde mitolojik öykülere dayanıyordu ve yaşamın kaynağı olan sulara bir çeşit tanrısallık atfediliyordu. Özetle su, hem Türkler de hem de antik kültürlerde kutsaldı ve yaşamın kaynağı olarak görülüyordu…

Nehrin hayat verdiği Ceyhan Havzası, Anadolu’nun en önemli yaşam ve üretim merkezlerinden biri. Ancak bugün bölgede yaşanan akıl almaz kirlilik, bütün yetkililerin gözleri önünde büyük bir aymazlığa işaret ediyor.

CEYHAN NEHRİ ÜZERİNDEKİ SIR BARAJINDE DEHŞET VERİCİ KİRLİLİK

Ceyhan Nehri üzerindeki barajlardan biri olan Kahramanmaraş kent merkezinin dibindeki Sır Barajı, uzun süredir ağır bir kirliliğin merkezi konumunda. Nehir yatağının ve barajın dibinde inşa edilen sanayi tesislerinin artıklarıyla kirletildiği belirlenen Sır Barajı’ndan gelen son görüntüler, kirliliğin artık mavi ile siyahın belirgin biçimde sınır oluşturduğunu gözler önüne seriyor.

TUTANAK TUTUP UNUTTURULAN ÇEVRE KİRLİLİĞİ

Önceki gün bölgedeki ilgililerle yaptığım görüşmede, bu konuda denetleme ve gereğini yapma yetkisi olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı birimlerinin alandan örnekler aldığını gerekli mercileri konu hakkında bilgilendirdiğini öğrendim. Ancak Türkiye’de çevre sorunlarıyla ilgili birçok olay bu çerçevede ilerliyor; tutanaklar tutuluyor, örnekler alınıyor, laboratuvarlara gönderiliyor ve çıkan sonuçlar aylar sonra “merak etmeyin büyük bir sorun yok” şeklinde kamuoyuna duyuruluyor. Çoğunlukla da unutulup, unutturulup gidiliyor…

ÜNİVERSİTEYE 1, ÇEVRE İL MÜDÜRLÜĞÜNE 10 KİLOMETRE MESAFEDE

Kahramanmaraş’ın kent merkezinin bitişiğinde bulunan Sır Barajı, kentin üniversitesinin hemen dibinde. Örneğin rektör ya da ilgili birimlerin dekanları pencerelerinden baksalar, 1 kilometre mesafedeki barajda mavi ve siyah çizgiyle ayrılan kirliliği görecek, hatta ağır kokuyu duyacak kadar yakınlar. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü de bu akıl almaz kirliliğin yaşandığı baraj gölüne ne nehre yaklaşık 10 kilometre mesafede.  Ancak son 10 yıldır her fırsatta dile getirilen ve yerel kamuoyunun gündeminde tartışmalara yol açan bu ağır kirlilik bir türlü giderilmiyor.

BAKANLIK 2016’DA EYLEM PLANI HAZIRLADI AMA ÇÖZÜM YOK

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı Ekim 2016 tarihli ve 112 sayfalık ‘Ceyhan Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planı’nın üzerinden tam dört yıl geçmiş. Ancak bu bölgedeki ağır kirlilik sorunu yaklaşık 10 yıldır devam ediyor ve bu süre içinde çözüm üretecek bir adımın atılmadığı, atılmışsa da yetersiz kaldığı bölgeden gelen son görüntülerden açıkça anlaşılıyor.

ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİNDE ARITMA YOK, ATIKLAR DERE YATAĞINA

Bakanlığın kendi hazırladığı kirliliği önleme amaçlı eylem planında yer verilen bilgilere göre, bugün kirlilikle boğuşan Sır Barajı’nın bitişiğindeki Kahramanmaraş OSB doluluk oranı yüzde 100’e yakın. Ancak buna rağmen OSB‘nin atıksu arıtma tesisi henüz yapılmamış. Bakanlığın raporundaki bilgilere göre mevcut durumda toplanan atık sular, kanalizasyon vasıtasıyla kuru dere yatağına deşarj ediliyor. Arıtma tesisinin ihale aşamasında olduğu da raporda yer alan bilgiler arasında.

ADANA: KİMYASAL ATIKLAR ARITILIP CEYHAN NEHRİNE BOŞALTILIYOR

Aynı raporda, 1984’te faaliyete geçen Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi’nin doluluk oranının yüzde 88 oranında olduğu, kimyasal ve biyolojik arıtma tesisi bulunan OSB’nin atıklarının arıtıldıktan sonra DSİ kanalıyla Ceyhan Nehri’ne verildiği bilgisi de yer alıyor. Bakanlığın raporuna göre Ceyhan Havzası’nda yer alan Kadirli’deki OSB’nin de arıtma tesisi yok ve belediye ile yapılan protokol çerçevesinde atıklar doğrudan Ceyhun’un kollarından biri olan Savrun Çayına veriliyor.

RAPORDAN: ‘ATIK SULARIN TAMAMI CEYHAN İLE AKDENİZ’E ULAŞIYOR’

Bakanlığın eylem planından buraya aktarmak istediğim kısa bir bölüm, acı tabloyu kavramaya yeterli: “Kentsel kirlilik yükleri dikkate alındığında, Ceyhan Havzası’nda 2015 yılında üretilen 55.418 ton/yıl KOİ yükünün yaklaşık yüzde 49’ü arıtılmakta (27.178 ton/yıl), %51’sı ise (28.241 ton/yıl) akarsu ve denize deşarj edilmektedir. Ceyhan Havzası’nda alıcı ortama deşarj edilen atıksulardan neredeyse tamamı havza içindeki akarsulara deşarj edilmekte ve yan kollar vasıtasıyla, Ceyhan ana koluna bağlanarak Akdeniz’e ulaşmaktadır… Su kalitesi sonuçlarına bakıldığında genel olarak Kahramanmaraş’ta yan derelerin kirli olduğu, Adana’da ise Ceyhan Nehri’nin temiz olduğu görülmektedir. Havza Kahramanmaraş’ta yan derelerin etkisiyle IV. Sınıf iken Adana’da II. Sınıf su kalitesine yükselmiştir. Ceyhan Nehri Adana il sınırlarında II. Sınıf (az kirlenmiş su) su kalitesinde akmaktadır. Kahramanmaraş’ta ise sanayi atıksuları yan dereleri kirletmekte, bu da Ceyhan Nehri’ni etkilemektedir.”

KİRLİLİĞİ TESPİT EDEN BAKANLIK ÇÖZÜM İÇİN NEDEN ADIM ATMIYOR

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı havzadaki ağır kirlilikle ilgili durumun tespitini yapmış ancak bugün yaşananlardan çözüm için yeterli adım atılmadığı ortaya çıkıyor. Üstelik yukarıda aktardığımız tabloya tarımsal kaynaklı nitrat kirliliği ve evsel atıklar dâhil değil. Elbistan’dan, Adana Yumurtalık sahiline kadar Türkiye’nin en önemli su havzalarından biri olan Ceyhan Havzası, gözler önünde vahşice zehirleniyor. Bir başka kirletici olan kömürlü termik santraller için hükümetin verdiği mali desteklerin çok küçük bir bölümüyle bile çözülebilecek olan bu büyük çevre felaketinin yıllardır sürüncemede bırakılması konusunda başta yerel halk olmak üzere tüm kamuoyunun görünür bir refleks göstermesi gerekiyor.

ORTA REFÜJLERE AĞAÇ DİKEREK ÇEVRECİ HÜKÜMET OLUNMAZ

Her durumda en yetkili ağırlardan yapılan “en çevreci hükümet biziz” açıklamalarıyla adeta Türkiye kamuoyu ile dalga geçen AKP iktidarının çevre politikası daha çok dumansız hava sahası, orta refüjlere ve cami avlularına ağaç dikmek, ormanları bozup yerine özel ağaçlandırma yapmak ve son yıllarda Emine Erdoğan’ın da halkla ilişkiler yüzü olarak ortaya atılmasıyla “sıfır atık” ve plastik poşetin ücretli hale getirilmesi gibi girişimler bulunuyor.

SİGARA KONUSUNDA GÖSTERİLEN REFLEKS KİRLİLİĞE KARŞI NEDEN YOK

Sıfır atık, plastik poşetin azaltılması ve dumansız hava sahası… Bütün bunlar önemli ancak bu sorunlar çevreye yönelik baskıların sadece birer sonucu. Asıl nedenleri ortadan kaldırmak için atılacak adımlar nedense hep gecikiyor ya da hiç atılmıyor. Salda Gölü’nün tahrip edildiği, Dipsiz Gölün yok edildiği, nehirlere beton döküldüğü, Sır Barajı’nın zift gibi bir kirlilikle karşı karşıya kaldığı bir zeminin üzerinde “dumansız hava sahası” yapsanız ne işe yarayacak? Vahşi madencilik, enerji, otoyol, kirletici sanayi, betonlaşma ve plansız tarım politikalarından kaynaklı ağır nitrat kirliliği ile zehir kusan nehir ve ovalar cehenneme dönerken atıkları sıfırlamak değil, o atığı ortaya çıkarmayacak çözümler bulmakta marifet.

BÖYLE GİDERSE AKIŞINA ÖLÜNECEK BİR IRMAK KALMAYACAK

Nehirler ve genel olarak su havzaları, bir ülkenin en büyük yaşam kaynağıdır ve Türk kültürü ile inancından bunun özel bir yeri vardır. Ancak “Irmağının akışına ölürüm Türkiye’m” diye diye ırmakları öldürülen bir ülkede ne yazık ki bu kutsal emanetler hamaset ile korunamıyor. Bu hamasetten kurtulup tüm ülkenin ortak değeri olan doğal varlıkların korunması için; kurduyla kuşuyla, ırmağıyla taşıyla, dağıyla otuyla, balığıyla suyuyla inşaatçı bir bakanlığa kenar süsü yapılan ‘Çevre’nin acilen bu bakanlıktan kurtarılması gerekiyor. Aksi halde üzerinde hayal kurabileceğimiz bir coğrafyamız kalmayacak.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.