Türkülerle yaşamak. N. Ertaş’dan, İ. Altunsaray’a

PAYLAŞ
İsmail Bayer
İsmail Bayer
İSMAİL BAYER – Türküler, yaşamımızın her anında var. Ninniler ile türküler, içiçe girmiştir çoğu zaman. Türkülerle büyür, türkülerle yaşarız. Annemizin sesinden, çevreden duyduğumuz, ilk ezgilerdir onlar. Yaşamı anlatır, yaşamayı öğretir ve yaşama bağlar bizi. Biz türküleriz aslında.
Karacaoğlan’dan Dadaloğlu’ndan, dizelerinden önce, dizeleri türkülerle ulaşmıştır bize. O tınılar. Sözleri duyduk, ama tınıları ile birlikte. Sonra okuduk dizelerini, şiir tadında, ama önce tınıları yer etti kulağımızda.
Osmanlı döneminde, saray müziğine tepki değildir türküler. Tepki varsa, saraydan önce düzene karşıdır tepkiler. Türküler yaşayarak, dilden dile geçerek, günümüze ulaşmıştır. Türküleri derlemek, notaya geçirerek belgelemek, Cumhuriyet dönemin de başlamıştır. Türkülerin kalıcı olması, dilde dile ulaşan geleneğin begelenmesi, sahip çıkılması, Cumhuriyet dönemi ile özdeşdir.
Türkülerin yasaklandığı dönemler de olmamış değildir. Olmuştur. Eğer türküler yasaklanıyorsa, bilin ki yönetimlerin eksikliğidir. Halkdan kopukluğudr. Türkülerden korkar hale gelmişlerdir.Türküler sevginin gücüdür, direnmenin de.
Asında türkülerden korkulmaz, türkülerle yaşanır, yaşam anlamlı kılınır. Sevgiler ulaşır türülerle, acılar paylaşılır türkülerle. İçimizde ki isyan dile getirilir türkülerle. Yakarışlar da vardır türküler de. Türküler, bir yaşamdır. Sevgi bağıdır. Güçtür de.
Pir Sultan’ı anımsayalım. 60’lı yıllarla, o gür sesi ile yeniden coşan, çağlayan, rüzgarı fırtınaya dönüştüren, Ruhi Su’nun sesinden bir daha dinleyin. Saz elinizde direnen bir bayrak olur çoğu zaman. Pir Sultan hala yaşıyor. Ya Pir Sultan’ın karşısındakiler, adını sanını hatırlıyormusunuz?
Yavaş yavaş günümüze doğru ilerliyelim. Görmeyen gözler ile, “Uzun ince bir yoldayım. Gidiyorum gündüz gece” diyen, Aşık Veysel mi kördür, yoksa bazen bakarak, açık gözleri ile görmeyenler mi kördür. O, zaman dilimini ve mekanı yolu, görmeyen gözleriyle görür. Gören gözleri ile görmeyip, bakıp geçenleri de, aslında hafifçe uyararak.
Sıhhıye – Kurtuluş arası, Samanpazarı yokuşuna çıkarken sağa dönüp, Hacettepe Üniversitesi’ne giriş yolunun solunda, barakalar vardı. 60’lı yılların sonlarına doğru  Aşık Veysel’i orada dinlemiştim. O küçücük insan, eline sazını aldı mı, türküleriyle nasıl büyüyor ve gönlünüze giriyordu.
“Ben türküleri sevmem” diyorsa birisi, uzak durun ondan. Türkülere ulaşamamıştır. Türküler ona değil. Sevdiğiniz birisi ise, elinizin tersiyle itip yok sayacağınız birisi değilse, onu türkülerle tanıştırmaya çalışın. Siz sevdiremezsiniz, onun sevmesi gerekir türküleri. Eğer sevgiyi tatmak isterse, siz sadece türkülerin yolunu açın, yeter.
Yine 60’lı yılların sonlarına doğru geleleim. Bir Neşet Ertaş fırtınası esiyordu. Babası Muharrem Ertaş’ı, Hacı Taşan’ı radyodan dinlemiştik ama, şimdi 45’likler çıkmıştı. “Kendim Ettim Kendim Buldum” derken, asırlar öncesinden dile getirlen, “Kendini Bil” felsefesini, sanki bir başka deyişle yineliyordu. “Zahidem” i unutmak mümkün mü? Her bir türkü, adeta ayrı derya, dünya.
Aramızda uzun zaman yoktu, rahatsızdı, küstürmüştük belki de. Yurdundan uzakta geçen uzun yıllar, ama yurdunun insanları arasında, onlardan ayrılmadan. Ama küsmek de ona yakışmazdı zaten aslında. Uzun süre dışarıdan dinledik, izlemeğe çalıştık onu. Yıllar sonra yurda döndüğünde, Açık Hava’da ki konserini izleyememiştim ama sonradan seyrettim. Nasıl bir insan unutulmaz ve tanınır. İzleyicilerin bir çoğu, onun yurt dışında olduğu süre içinde dünyaya gelmişlerdi. Onun türküleri ile onu dinleyerek, yaşamı paylaşıyorlardı.
Sonra, Cemal Reşit Rey’de bir konserini izledim Neşet Ertaş’ın. Mütevazi bir insan heykeli gibi duruyordu ve yaşıyordu. Sazın tellerine dokunması ile gürler gibiydi. Sesi, dalga dala salonu dolduruyordu. O gönül kapılarını açmak için adeta zorluyordu. Sonra, sahne dışında Nişantaşı’nda sokak da gördüğmde ise dilimden şu cümle çıkmıştı hemen, “Bu küçücük insan mı, sahnede ki dev, türkülerln adamı.”
Neşet Ertaş geleneği bitti mi? Biter mi? Türkülerin geleneği bitmez ki. Neşet Ertaş türküleri okuyan bir çok sanatçımız var. Onu yeniden yorumlamaya çalışan bir çok örnekler var. Ama bir tanesi var ki o başka.
İsmail Altunsaray. Sazı eline alıp, tellere değdi mi, Neşet Ertaş türküleri geliyorsa, bilin ki günümüz de bu geleneği en iyi sürdüren o. Elbette bu kişisel bir görüş. Bir iki türkü ie İstanbul’da Açık Hava’da konserlerde izledim. Bir çok televizyon programında da yer aldı ve alıyor. Neşet Ertaş türkülerini söylerken, adeta bir başka oluyor.  Başını, vücut dilini kullanışı, sazla bütünleşen sadece parmaklar değil, bir bütün olarak var olma hissi. Sesinin bu türkülere yatkınlığı da var ayrca.
Sözü uzatmadan, son sözü söyleyeceğimi hemen belirteyim. Neşet Ertaş geleneğinin en iyi yorumcusu, günümüzde İsmail Altunsaray’dır diyebilirim. Neşet Ertaş gibi, düğünler de gezmemiştir belki, o bu türkülerle gece yarıları, bol dumanlı kapalı alanlarda kendisi ile adeta özdeşleşmeğe çalışmıştır, Neşet Ertaş’ı yorumlayarak. Kendi kendine söylemiştir belki de, o küçük kalabalıklar arasında yalnız ve Neşet Ertaş’ı düşünerek.
Bazı kayıtlarını, katkı verdiklerini de dinlemiştim önce. Sonra, Kalan, “incidir” diye, ilk CD’sini ulaştırı bize  Sonra ikinci CD geldi. “Derkenar” diyordu. Yine, Kalan’dan. Sadece Neşet Ertaş türküleri değil söyledikleri elbette. Ama geleneğin sürdürücüsü.
İsmail Altunsaray da, Karacaoğlan, Dadalğlu ile başlıyor işe, baba Muharrem Ertaş’dan sonra geliyor Neşet Ertaş’a. Geleneğe uygun. Abartılı, farklı olma isteği yok. Onu doğru yorumlama ve aktarma isteği var. Gönül telleri ile bağlantı kurmaya çalışıyor. Başarlı mı, bence başarılı da..
Bu iki CD’de yer alan türküleri aktaracak değilim burada. İki CD’yi, peş peşe dinleyince, bendi düşündürdüklerini aktarmaya çalışıyoum sadece. Eksiklikleriyle ve de elbette hatalarım da vardır.
Ama türkülerden uzak kalmayın. Türküler, sadece oyun ya da ağıt da değildir. Sadece aşk ya da yakarış da değil.
Herşeyden önce türküler, bir gönül bağıdır, geçmiş ile gelecek arasında. Bir yaşamı yorumlama ve değerlendimedir. Yalnız değilsiniz el ele le tutuşun der gibidir.
Türkülerle yolculuğa çıkmak istiyorsanız elinizi uzatın yeter, gerisi gelir.
Ankara. 19 Eylül 2016. Pazartesi.  ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER