Turşu

Şu dünyada en azından şu ülkede turşu sevmeyen var mıdır? Şimdi biri çıkıp aykırılık olsun diye ben varım derse inanır mıyım? Siz inanır mısınız? Turşu yemeyen ya da yiyemeyen vardır elbet. Midesi sorunlu kişinin ilk vazgeçeceği yiyecek turşu olmalı. Ama sağlam mideli birinin turşuya dönüp bakmayacağını düşünemem. Güzün serini başlar başlamaz turşu kurma telaşına düşerdim, hem de kavanoz kavanoz, hem de kocaman kavanozlarla turşu kurardım. Rahmetli biraz bozulurdu ama bir şey demezdi. Bir iki kere bana sezdirmeden turşu kavanozlarımı balkona attı, emeklerim boşa gitti. O zamanlar akşamcılık zamanlarımdı. Bir akşamcı için vazgeçilmez yiyeceklerden biri de turşu olmalı. Midem sağlam ya hiç aldırmıyorum. Bir defasında rahmetli büyük kayınbirader ve yenge akşam yemeğinde bizdeydi. Koymuşum önüme rakıyı ve turşuyu, almış başımı gidiyorum. Kayınbirader şaştı ve çıkıştı bana: “Afşar sen ne yapıyorsun, deli misin, koca bir çanak turşuyu bitirdin, başka da bir şey yemedin, canına kastın mı var?”

Gene yıllar önceydi, bir arkadaşım bir konuyu konuşmak üzere bana gelmişti. Bir öğleden sonraydı, mevsim bahar mıydı güz müydü unutmuşum. Ne konuştuğumuzu da anımsamıyorum. Para bakımından sıkışık günlerimizdi. Şarap vardı evde bir de turşu. Konuğumuza bu iki şeyi sunduk ama yanına bir peynir olsun ekleyemedik. Koca bir lahana turşusu kavanozunun yarısını boşalttık, ikimize de ne kadar yaradı bilemiyorum. Bir gün mide kanaması geçirdim. Bu mide kanamasında turşunun katkısı ne kadar oldu bilemiyorum. Elbet katkısı olmuştur ama bütün suçu ona yüklemek de haksızlık olur. O günler leyl ü nehar aralıksız çalışıyordum, benim o koca kitabın ilk baskısını ya da yeni baskısını hazırlıyordum. Geçmiş zaman, aklımda kalmadı. Başı hiç ağrımayan ben başağrılarına tutulmuştum. Gittim bir gün pazardan İngiliz aspirini aldım. Bence midemi kanatan odur. Bizim rahmetli beni sürükleye sürükleye doktor arkadaşlarına götürdü. Endoskopi yapacağız dediler. Ben ne bileyim endoskopiyi hayırlı bir şey sanıyorum. Öğleden sonra gelin dediler. İkimiz endoskopi odasının kapısında bekliyoruz. Yanımda da çim biçme aletine benzer bir şey duruyor, ucuna bahçe hortumundan az kabaca bir hortum bağlamışlar. Ben hiç üstüme almıyorum. Derken hekim arkadaşlar geldiler, önce o çim biçme aleti sandığım şeyi sonra beni içeri aldılar. Ağzıma bir fısfıs sıktılar. Yat dediler. Üstüme de kısa boylu tombalak bir hemşireyi yatırdılar. Kardeşim olsun, hemşire üstüme çıkınca ben hayırlı bir durumda olmadığımı anladım ama iş işten geçmişti. Çim aletinin kalın hortumunu midemden aşağı soktukları anda yaşadıklarımı ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Bu mide kanaması işi beni Sivas’da yanmaktan kurtardı. Öyle bir ısrar ediyorlar ki Sivas’a gel diye, doğrusu kafam karıştı. İkinci defa mide kanaması geçirdim yalanını hemen yürürlüğe koydum ama inandıramadım. Sen diyorlar uçakla Ankara’ya gel, seni oradan özel arabayla alalım, sonra gene Ankara’da havaalanına bırakalım. Israr bitmek bilmiyor, ısrar bitmedikçe benim de iyice kafam karışıyor. Yeni bir telefon geldiğinde banyodaydım. “Çaresiz gideceğiz” dedim rahmetliye. “Hayır efendim hayır, gitmeyeceksin, hemen telefon et ve beni beklemeyin de. Midem kanadı de. Bu işin içinde bir iş var.” Ben Sivas’da neler olacağını, oraya kimlerin ne için gideceğini bilmiyorum. Sözü nereden aldık nereye getirdik. İnsanın ne olacağı bilinmez.

Evet bu turşu merakı hoştur ama tehlikelidir. Anadolu’ya gittiğimde yeni turşu reçeteleri alırdım, onları hemen uygulamaya koyardım. Benim için dünyamın yarısı felsefe ve edebiyatsa yarısı da turşuydu neredeyse. Hele lahana turşusundan kopabileceğimi hiç mi hiç düşünemezdim. Ne sevgililer bıraktık geride, onlardan ayrılmayı becerebildikten sonra turşusuz yaşamayı mı beceremeyecektik. Turşu kurma zamanı geldi mi içimde bir şeyler ayaklanıyor. Alışveriş ederken o güzelim kelekleri domatesleri acurları hıyarları görüyorum, içim gidiyor. Sirkeleri de ne güzel küçücük bidonlara koymuşlar yani her şeyi hazır etmişler. Geçtiğimiz güz günlerinde gene yapacağımı yapmak üzereyken kendimi uyardım. “Deli olma Afşar efendi, gene başına iş açmak mı istiyorsun” dedim. “Senden geçti artık bunlar. Artık bazı şeyleri yalnızca düşleyebilirsin ama yaşayamazsın. Artık falına bile bakılamayanlar sınıfına girdin bir güzel. Ne turşusuymuş, kendine gel. Turşu arıyorsan aynaya bak.”

Eylülde elim o turşuluklara gitti gitti geldi. Şimdi içkiyle de aram yok. Tam tarihini hatırlamıyorum ama içkiyi bırakalı epeyce oldu. Kırk yıldan az değildir bence. Bu durumda turşu kurmanın bir anlamı var mı?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.