Tutuklamalar ‘Normal’!

60’lı yılların ilk yarısında olmalı, Riva’nın biraz ilerisindeki ıssız sırtlardan sahile inecek bir yol arıyorduk. Altımızda kilometresi yüksek bir Fort Taunus steyşın araba, kuytu bir koyda kamp kurup, zıpkınla balık avlamaya çıkmayı planlıyoruz. Karadeniz önümüzde gözün alabildiğine uzanıyor, ancak deniz kıyısı yoldan görülemediğinden aşağıya nasıl ineceğimizi kestiremiyoruz.

Nihayet dar bir yoldan yokuş yukarı yürüyerek çıkan birine rastlıyoruz. Selamını aldıktan, oranın yerlisi olduğunu öğrendikten sonra, ‘yol nasıl’ diye soruyoruz. Sanki soruyu pek anlamlı bulmadığını belirten bir yüz ifadesiyle ‘normal’ demekle yetiniyor. Direksiyonu kırıp dar yoldan aşağıya vuruyoruz. Yol diyorum ama kısa sürede fark ediyoruz ki yol filan değil, patika desen iltifat etmiş olursun. Geriye dönmek istesen dönemezsin, taşlı çukurlu daracık yoldan paldır küldür iniyoruz, arabanın altı yere vurdukça ‘vallahi de normal’, ‘billahi de normal’ diye söylene söylene…

Bize yolu tarif eden oranın köylüsü için sahile inen o yol ne kadar ‘normal’ idiyse, bugün Türkiye’de sürmekte olan Kürt sorunu ile ilgili tutuklamalar da o kadar ‘normal.’

Başka nasıl olacaktı ki? Birileri çıkıp Cumhuriyet kurulalı beri yok sayılan, baskıcı uygulamalar altında ezilen bir halkı savunacak, onun militan mücadelesine destek verecek, devlet güçleri de ellerini kollarını sallayarak dolaşmalarını mı seyredecekti?

Bu sistem değil mi, daha düne kadar Ceza Kanunu’nun 141 ve 142’inci maddelerini kullanarak sosyalistleri onlarca yıl hapislerde yatıran, doktora tezinde bir Kürt aşiretini konu aldığı için ve de yazdıklarını inkar etmeyi ret ettiği için İsmail Beşikçi’yi hayatının önemli bir kısmını hapislerde yatmaya mahkum eden? Bugün de terörle mücadele yasaları benzer bir işlevi yerine getirmektedirler.

Almanya’da basılan Politika gazetesinde ‘Ragıp ve Büşra’ başlıklı köşe yazısında Muzaffer Oruçoğlu 12 Mart döneminde kendisi gibi yakalanan, işkence gören ve cezaevinde yattan Büşra Ersanlı için ‘Ne yalan söyleyeyim, Kürt sorunundan dolayı tutuklandığını öğrenince sevindim, “Bravo Büşra” dedim’ diyor.

1967’den beri tanıdığı Ragıp’ın tutuklandığını duyunca da sevinmiş. Esprili üslubuyla devam ediyor: ‘Ragıp’ın koğuşlarımızın baş müdavimi İsmail Beşikçi gibi peş peşe tutuklanıp, ömrünün hatırı sayılır bir bölümünü cezaevinde geçirmesi gerekiyordu. Ben böylesi vahim bir hatayı, devletin ihmaline, gaflet ve delaletine yorarım.’

Doğrusu ben ne Büşra’yı ne de Ragıp’ı yakından tanımadığım için sevindim diyemeyeceğim. Büşra Ersanlı’yı sadece ‘İktidar ve Tarih’ başlığıyla 1992’de AFA Yayınları tarafından yayınlanan doktora tezinden biliyorum. 1930’lu yılların Türk Tarih Tezini ve Türkiye’deki resmi tarihi sorgulayan bu çalışmasının, özellikle akademik çevrelerin bu konudaki çekingenliğinin kırılmasında önemsiz sayılmayacak bir rolü olduğunu tahmin ediyorum. Resmi tarihin temel yapı taşlarından birinin Kürt ulusunun yadsınması olduğu için de bugün Kürt sorunuyla dayanışmasından daha doğal bir şey olamazdı. Bu nedenle tutuklanması gayet ‘normal’.

Ragıp Zarakoğlu’nun ise azınlık hakları konularında, hem Türkiye’de hem de uluslar arası platformlarda, her zaman ön planda yer alması nedeniyle, Oruçoğlu’na katılıyorum, tutuklanması ülke adalet sistemi açısından ‘normal’den öte rötarlı bir uygulama olmuştur.

Gecen hafta Londra Kürt Filim Festivali’nde gösterilen ‘Press’ filminin ardından bir seyirci, o gün İstanbul’daki Özgür Gündem gazetesi ofislerinin basılıp bir gazetecinin de tutuklanmasından kalkarak, filimin Diyarbakırlı bir oyuncusuna ‘1990’lı yıllardan bugüne Diyarbakır’da nelerin değiştiğini’ sordu.

Oyuncunun yanıtı ‘Değişen pek fazla bir şey yok, ancak artık gazetecileri öldürmüyorlar, sadece tutukluyorlar’ oldu.

Önemsiz bir fark sayılmaz, ölümle yaşam arasındaki fark. Gazetecilerin en çok öldürüldüğü bir ülke konumundan bugünkü noktaya gelinebilmesinin bedelini pek çok insan hayatları ile ödediler.

İnsanların görüşlerinden ve siyasi eylemlerinden dolayı cezalandırılmayacağı, düşünceye zincir vurulmayacağı bir güne ulaşabilmek için daha pek çok gazeteci, aydın ve devrimci insanın tutuklanacağı kaçınılmaz görünüyor.

KCK bahanesiyle tutuklanan herkese ‘Bravo’. Her biriniz demokratik bir topluma ulaşma mücadelesinde kilometre taşları olarak insanlık tarihindeki onurlu yerinizi aldınız.

Dario Navaro
Londra
26/11/2011

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.