Tuvalet kağıtlarına şiirler yazan adam

1941 Minnesota doğumlu. Bay Abraham ile Bayan Beattie’nin oğlu. ılk
ismiyle, Robert Allen Zimmerman. Rusya’dan göç eden Yahudi atalarının
niçin bir Alman soyismi taşıdıkları hakkında bir fikri yok. Söylediğine
göre, kendisine seçtiği yeni soyisminin, Galli şair Dylan Thomas ile bir
ilgisi de.

Sonradan “Huzurevine oranla daha fazla kişinin öldüğü yer” olarak
tanımlayacağı üniversiteden atıldığında, henüz onsekiz yaşında genç bir
adam. Yirmisinde ise dağınık ve kirli saçları, eski püskü giysileri,
omzunda gitarı ile New York’ta, “Beatnic”lerin arasında. Ona göre New York
“Henüz çok fazla insanın gitmediği, gidenin de geri dönmediği” bir yer ve
oraya gitmek, “Aya gitmek gibi bir şey”.

“The Freewheelin’ Bob Dylan” 1963’te piyasaya çıktığında, o artık bir ilah
olma yolunda. Albümün kapağında New York sokaklarında sevgilisi Suze
Rotolo ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı var. “Blowin’ In The Wind”,
herkesin dilinde.

Her seferinde farklı bir şeylerden bahsetti o. Savaşların
anlamsızlığından, Tanrı’dan, adaletsizlikten, seksten, aşktan, sevgiden.
Ve her seferinde değişik kesimlerin tepkisini çekti. Bu onun kabahati
değildi aslında. Bir şeyler söylüyordu; ama bir başka sefer aynı şeyleri
tekrarlamıyordu. Sadece içinden geleni yapıyordu. Belki de, kitleler onu
görmek istedikleri gibi görüyordu. Folk müziği seçmesinin nedeni de zaten,
gitarı ve armonikasından başka hiç bir şeye ihtiyaç duymayacak olmasıydı.
Evet, bir bencildi o.

Joan Baez’in söylediğine göre, “gördükleri sadece kendisi için bir şey
ifade ediyordu”. “Başkalarının ihtiyaçları için kafa yoran biri değildi.”
Yine de Baez ona aşık oluyordu. Geceliği oniki dolarlık izbe bir otel
odasında gazetecilere üstünde kocaman siyah ceketi, beyaz gömleği ve mor
kol düğmeleri ile röportaj verirken, Baez’in gözünde “Gözleri Tanrı’nınki
kadar yaşlı ve kendisi bir kış yaprağı kadar naif”ti. Aşk, demek ki böyle
bir şeydi.

Kadınlarından en çok hangisini sevdi acaba? Kendisine Fransız şairlerini
tanıtan Suze Rotolo’yu mu, onu anne şekfatiyle kucaklayan Joan Baez’i mi,
yoksa Joan Baez’in Woodstock’taki evden almasına izin verdiği mavi
geceliğin sahibi olan karısı Sara Lowndes’i mi?

Bu sorunun cevabını bilmiyoruz ama onu belki de en çok öfkelendiren kadın
Marianne Faithfull.

1965’te ıngiltere turnesi sırasında yanındaki “elit bohemlerle” birlikte
Savoy Otel’dedir Bob Dylan. Ve Marianne Faithfull ona yakın olabilmek için
otele gider, odada bir köşeye çekilir. Dylan’ın daktilosuna, “eninin ideal
mısra ölçüsü olduğunu söylediği” kalın bir tuvalet kağıdı takılıdır.
Faithfull onun dikkatini çekmediğini düşünürken, o, sürekli bir şeyler
yazmaktadır. Ne yazdığını sorduğunda, aldığı cevaba şaşıracaktır
Faithfull. Dylan, onun hakkında bir şiir yazmaktadır.

Dylan’ın teklifi üzerine, yeni albümünü dinlerler bir gece otel odasında.
“Onun özel dinleyicisi olmanın” bir bedeli vardır elbette. O gece
“Tanrılardan biri Olimpos’tan inmiş, ona kur yapmaktadır”.

Ama Faithfull, bir Tanrı’yla yatmaktan korkar. Üstelik hamiledir ve bir
hafta sonra evlenecektir. Faithfull’un o gece gerçeği söylediği için
pişmanlık duymasının nedeni, onunla yatamamış olması değil, o tuvalet
kağıtlarına kendisi için yazılanları hiçbir zaman öğrenemeyecek olmasıdır.

İngiltere turnesi Joan Baez’le ilşkilerinin de sonu olur. Forest Hill
Konseri’ne kendisini davet ederek New York’tan Amerika’ya açılmasına
yardımcı olan Joan Baez’i, ıngiltere turnesinde sahneye davet etmemiştir.

1973’teki “Pat Garrett and Billy The Kid” albümüne kadar bir süre sessiz
kalır. Bu yıl, “Knockin’ on Heaven’s Door” ile Bob Dylan olduğunu bir kez
daha hatırlattığı yıldır. Üç yıl sonra gelen Desire albümündeki “One More
Cup Of Coffee” ise bir başka klasik olacaktır.

Turnelerle, konser albümleriyle, filmlerle, toplama albümlerle bugüne
gelinir.

ınişli çıkışlı hayatını yazıyor şimdi. Yüzyılın büyük şairleri arasında
ismi geçiyor.

“Nashville Skyline”‘ın kapağındaki o hırpalanmamış çocuk gülümseyişinden
ne kadar uzak. Bob Dylan’ın zaman yerleşmiş tenine, bakışlarına. şimdi bir
koca adam.

Victoria’s Secret’in reklamında, gözucuyla sutyenli bir kadına baktı.
Kıyamet koptu. Aklından neler geçtiğini hiç bilemeyeceğiz. Muhtemelen
gördüğü yine “sadece kendisi için bir şey ifade ediyor”.

O, daktilosuna taktığı tuvalet kağıtlarına şiirler yazan adam. Bir modern
zaman filozofu. Klişe bir tanım belki ama, -evet bu doğru- rock’ın yaşayan
efsanelerinden.

O, Bob Dylan. Sokaktan gelen adam.

Bütün kadınların seveceği erkeklerden.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.