Tuzu tamam da tadı da kalmış mıydı?

Belli ki, programın adıydı bu! Gençten esmer bir kadınsa, bir şeyler anlatıyordu habire. Çekici de geldi birden konuşması. Cerbezeliydi, rahattı… Ve ne anlatıyor diye kulak kabattım ama tam o sırada kadın başka bir konuya geçti. Çıkarsadığım kadarıyla program , ünlülerin doğum, ölüm günlerinin orijinallikleri üzerineydi…Ve haliyle kimden söz edecek diye merakla bekliyordum ki, “Uğur MUMCU” demez mi birden!

Net bir dille, bugün, dedi, Uğur Mummcu’nun doğum günüdür! “22 Ağustos 1942, Kırşehir”… Bilmiyordum bunu. Zaten doğumuyla değil, daha çok ölüm biçimiyle hatırlarız ya Uğur’u!

Kadın sonra, Uğur’un okuduğu okulları, gençlik yıllarını, öğrenci eylemlerini, gazeteciliğe başlayışını, yattığı hapisaneleri… filan anlatırken de benim aklım onun, er olarak yaptığı askerliğine kaydı… Daha doğrusu askerliğindeki Sakıncalı Piyade’liğine… Sakıncalı Piyade’liğinin kitaplaşması, kitabın oyunlaşması, oyunun sahneye konuşu… Hatta oyunculardan Rana Cabbar’ın oyun kişilerinden Doç. Dr. Mukbil Özyürek’in dönekliğini yansılayışını…Ya da “Çalkala hocam çalkala!” diye kıvırtışını doğrudan. Gülmeğe de başladım hani…

Ama spiker hanımın, “Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü hainlerin, evinin önündeki arabasına koyduğu bomba ile…” sesi irkiltiyor beni, gözlerim kapanıyor birden…Ve ardından gelen, “henüz 50 yayındaydı” sözüne, itiraz ediyorum. Hayır, diyorum, Uğur 50 değil, 19 yaşındaydı… tıpkı Eskişehir’de faşist polislerin öldürdüğü Ali İsmail Korkmaz gibi.” Ve de diğer Gezi Parkı Direnişi’nin genç şehitleri Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım ve Ethem Sarısülük de Uğur’un o genç türküsünde buluşuyorlar: “Uğurlar olsun! Uğurlar olsun!…”

Tanışırdım Uğur’la. Biz, 21 Mayıs askeri ihtilalciler hapisken, çıkmakta olan af kapsamına bizim de alınmamız için çok uğraşmış, çok yazmıştı… Dışarı çıkınca da teşekküre gitmiştim…Ve bu tanışıklığımız mitinglere, yürüyüşlere birlikte katılırken; Ankara Sakarya Caddesindeki Lazoğlinin halk lokantasında devrimi sohbetlerken, evlerde ortak arkadaşlarla teoriler, stratejiler ve Kurtuluş Savaşımızı konuşurken…taa Londra’da ortak arkadaşımız İffet Renda’larda buluşurken…(ama hep yarı resmi tonda) yan yana, gönül gönüle devam etmişti…Ve şimdi de omuz omuzayız yine…

Derken spiker hanım, “Şimdi de Uğur Mumcu’nun çok sevdiğim yazılarından birini okuyacağım size” dedi, yazıyı önüne çekti, (izleyicilerine, yani bize de baktı) ve başlığını okudu: “Emperyalizm ve Hukuk!”…Ve de okur okumaz eşime döndüm, gülüştük, kucaklaştık eşimle. Çünkü Uğur’un o köşe yazısı benim Radyo Programım üstüneydi. Yani O, o yazıyı yazdığında ben TRT Ankara Radyosu’nda program yapımcısıydım. Köy Odası kuşağının “Bu Yurdurn Sesi” adlı dizide BORAKS ‘ı, yani bor minaerallerini ele almış, devletin bu madene sahip çıkarak çarçur edilmesinden korunmasını istemiştim, emperyalizm ve onun bunun elinden…Ne var ki, program birileri eliyle mahkemeye verildi ve yargıç beni ve programla ilgili gördüğü sorumlulurı hapse mahküm etti. Üstelik, ”Sanık Abdullah Yılmaz’ın emperyalizmi kötüleme gayretinde bulunduğu sabit görülmüştür” gerekçesiyle.

Eh, bunu duyan Uğur Mumcu durur muydu? Hem huhukun genel olarak emperyalizme karşı konumunu ve hem de –Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi – emperyalizme karşı mücadelenin ülkemiz için yaşamsal kaçınılmazlığını vurguhlamış, ayrıca yargıç ve savıların dikkatini de çekmişti. Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye için… Yiğit savaşçı, büyük kalem ve korkusuz yurtsever insan! Uğur Mumcu…

Spiker hanım, Uğur’un insanın tüylerini diken diken eden o uzun yazıyı bitirdikten sonra, “İşte ülkemizin hali bu!” dedi ve programının gereği başka bir konuya geçti: Unutulmaz şairlerimizden,Turgut Uyar! Konuya, O’nun 4 Ağustos 1927’de dünyamıza geldiğinden girdi, beğendiğim bir şiirini okudu, belki faşistlerin 1936’da mezarını kendisine kazdırarak öldürdükleri büyük İspanyol şairi Federico Garcia LORCA’yı da anlatacaktı, belki Turgut Uyar’ın “LORCA İÇİN ÜÇ ŞİİR”den birini de okuyacaktı…”Hayatın Tadı Tuzu” derken, ammaaa…
TUZU TAMAM DA
TADI DA KALMIŞMIYDI HAYATIN!…

___________________

Abdullah Nihat Yılmaz
28 Ağustos 2013
Londra.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here