UAÖ: Yunan görevliler suçlu

UAÖ: Yunan görevliler suçlu

0
PAYLAŞ

UAÖ Türkiye Şubesi’nden yapılan açıklamaaynen şöyle:


“29 Eylül 2006, İzmir – Uluslararası Af Örgütü – Türkiye Şubesi, İzmir’in Karaburun İlçesi Küçükbahçe Köyü yakınlarında 26 Eylül 2006 Salı günü sabah saatlerinde yaşanan insani kriz hakkında ciddi üzüntü duymakla birlikte, sağ kurtulanlar için bundan sonraki sürecin insan hakları ve mülteci hukukuna uygun yürütülmesi konusundaki duyarlılığını dile getirmektedir.


Kamuoyunun da bildiği üzere; 26 Eylül 2006 günü, köylülerin ve kolluk kuvvetlerinin sabah erken saatte denizden duydukları çığlıkların ardından başlattıkları kurtarma çalışmalarında – Karaburun Jandarma Komutanlığı’nın verdiği son resmi bilgilere göre – 5 Tunuslu, 1 Iraklı olmak üzere toplam 6 kişiye ölü; 19 Tunuslu, 5 Filistinli, 5 Iraklı ve 2 Lübnanlı toplam 31 kişiye ise sağ olarak ulaşılmıştır. Çalışmaların ardından kurtarılan, 31 kişiden 2’si kadındır. Sağ olarak kurtarılan kişilerin verdikleri bilgiye göre, kayıp olan 3 Tunuslu ise halen aranmaktadır. Yetkililer bu kişilerin de büyük ihtimalle ölmüş olacağını düşünmektedir. Ölü ve sağ olarak toplamda ulaşılan kişi sayısı ise 37’dir.


Şüphesiz, ortada insanlık adına oldukça utanç verici bir durum vardır. Bu tür vahim olayları Türkiye’nin batısında duymaya genel olarak alışık olsak da bu olayın diğerlerinden belirgin farkları da mevcuttur. Öyle ki, yakalanan kişiler Yunanistan karasuları ile toprağına ulaşmalarına rağmen Yunanistan resmi birimlerince kendilerinin bir sürat motoruna bindirilerek Türkiye karasularına kadar getirildiklerini ve burada kısmen elleri serbest kısmen elleri bağlı olarak denize zorla atlamaya zorlandıklarını, kendisi atlamayanların da denize atıldıklarını dile getirmektedirler. Konu hakkında yerinde araştırma yapmak üzere olayın olduğu bölgeye giden, UAÖ – Türkiye Şubesi Bşk. Yrd. Av. Taner Kılıç ve Av. Sibel Yılmaz’dan oluşan temsilcilerin Karaburun Savcısı ile Jandarma Komutanı’ndan ve Karaburun Kaymakamı’nın verdiği izin ile görüştüğü sağ kurtarılan kişilerden aldığı bilgiler de bu haberleri teyit etmektedir. Uluslararası Af Örgütü – Türkiye Şubesi heyeti, sağ kurtarılan yabancıların bileklerinde oluşan ekimozları tespit etmiştir.


MERKEZDE ÇALIŞMA BAŞLATILDI


Tüm bunlara ek olarak, Londra’da bulunan UAÖ Uluslararası Sekretaryası, Yunanistan araştırmacısı ve UAÖ Yunanistan Şubesi de bu konu hakkında ciddi çalışma ve araştırmalara başlamıştır. Yunanistan yetkililerinin konu hakkındaki bilgilerin doğruluğunu objektif ve bağımsız bir soruşturma ile araştırması, sorumlu olduğu tespit edilen kişiler hakkında dava açılmasının sağlanması gerekmektedir. 


UAÖ Türkiye Şubesi bu son trajik olaydan hareketle, bu tür durumlarda Türkiye’de de geliştirilen idari pratik uygulama hakkındaki kaygılarını kamuoyuna iletmek istemektedir. Zira, konunun kişilerin denize atılmaları noktasındaki trajik boyutu olduğu kadar, sağ kurtarılan kişilerin bundan sonra onları bekleyen akıbetleri de ciddi kaygı verici boyuttadır. Bu nedenle; yanı başımızda yaşanan bu dramın haber öncesi süreci önemli olduğu kadar, haber sonrasında onları bekleyen gelecek süreci de en az bu kadar hayati önem taşımaktadır. Konu hakkında basında yer alan haberlerin hep bu noktada son bulmasına artık izin vermeyip, bundan sonrasına da ışık tutmanın vakti gelmiştir.


“YAKALANAN KİŞİLERİN HAKLARI UNUTULUYOR”


UAÖ Türkiye Şubesi, bu şekilde yakalanan kişilerin iltica prosedürüne erişimlerinde ciddi sıkıntı ve sorunlar yaşandığını uzun süredir dile getirmektedir. Bu husus uluslararası kurum ve devlet raporlarınca da bir süredir eleştiri konusu yapılmaktadır. Zira, özellikle Türkiye’nin batısında yakalanan veya bir şekilde gözaltına alınan kişilerin, iltica mekanizmasına erişme süreçleri oldukça sıkıntılı olmaktadır. Bu konuda, çok güzel örnek olaylar yaşansa da genel olarak yakalanan veya göz altına alınan kişilerin yapılan sorgularında, onların ülkelerinden ayrılış nedenlerinin irdelenmeyip, sadece insan kaçakçılarının bulunmasına ve Pasaport Kanunu’na aykırılığa yönelik bir sorgu yürütülmesi ciddi anlamda bir sakatlık ve eksiklik oluşturmaktadır. Oysa yakalanan kişiler hakkında bu aşamada alınan karar, çok büyük hayati öneme sahiptir. Yapılacak sorguda bu kişilerin hukuki durumlarının 1951 Cenevre Sözleşmesi kapsamına girmesi ihtimalinin belirmesi halinde, bunların iltica koruması altına sokulması, bu kapsam içinde değerlendirilemeyecek kişilerin ise buna uygun işlemlere tabi tutulması, ancak tüm bu idari kararların yargı denetimine tabi tutulması, bunun için de bu kişilerin başta avukata erişim olmak üzere adil yargılanma kriterlerinden  yararlandırılması gerekmektedir.


UAÖ Türkiye Şubesi, Karaburun’da görüştüğü sağ kurtarılanların bazılarının bu kapsamda değerlendirilebileceğine inanmaktadır. Buna göre, sağ kurtarılmış kişilerin bu konudaki standartlara uygun olarak sorgularının yapılması, iltica prosedürü içinde değerlendirilmesine karar verilenlerin bu prosedüre alınması; buna bağlı olarak da 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne konulan coğrafi sınırlama gereğince BMMYK Türkiye Temsilciliği yetkililerinin paralel süreci başlatmaları gerekmektedir. Aksi halde, buna dikkat etmeden yapılabilecek sınırdışı işlemleri, telafisi mümkün olmayan zararlara neden olabilecektir. Burada bir tehlike sorumluluğu vardır ve bu nedenle üzerinde hassasiyet ile durulması gerekmektedir. Öyle ki, dikkatsizce alınabilecek bazı sınırdışı kararları bu kişilerin en az denize atılması kadar hayatlarında ciddi sonuçlar doğurabilecektir. UAÖ bir çok olayda yapılan sınırdışı işlemlerinden sonra; kişilerin adil olmayan yargılama, işkence, kötü muamele ve hatta ölüm cezası ile karşılaştıklarını raporlamıştır.  


UAÖ’NÜN TÜRKİYE GİRİŞİMLERİ


UAÖ Türkiye Şubesi; bu yöndeki kaygılarını İçişleri Bakanlığı’na, Dışişleri Bakanlığı’na, Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne ve İzmir Valiliği Yabancılar Şube Müdürlüğü yetkililerine bugün itibarıyla iletmiş ve bu yönde bir duyarlılık ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşme hükümleri doğrultusunda işlem yürütülmesini talep etmiştir. Zira, Türkiye’nin çekince koymaksızın taraf olduğu 1951 Sözleşmesi madde 33 ve geleneksel hukukta yer alan non-refoulement (geri gönderilmeme) ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 3. maddesi ve İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi 3. maddesi, bu tür durumlarda sınır dışı işlemlerinin ciddi anlamda kontrol altında tutulmasını gerektirmekte, yetkililere bu gereğin yapılması konusunda sorumluluk yüklemektedir.


Durum göstermektedir ki, ilk olmayan bu tarz trajik olaylar son da olmayacaktır. Ancak bu durumlarda Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası insan hakları ve mülteci hukuku sözleşmelerine uygun bir tavrın geliştirilmesi inisiyatifi ve sorumluluğu Türkiye yetkililerindedir. Uluslararası Af Örgütü – Türkiye Şubesi bu sürecin gözlemcisi olmaya devam edecektir.” 

BİR CEVAP BIRAK