UKRAYNA’DAN… Bir Gün Belki

İsmail Bozkur Kıbrıs tarihinde güçlü siyasetçi , deneyimli bir lider ve yönetici ve de edebiyatçı sıfatı ile olumlu ve derin iz bırakıyor. Kendisini tanıma şansına 2000 yılında nail oldum, düzenlemiş olduğu uluslararası kongrelere devamli katildim ve yazmış olduğu kitaplarını büyük bir zevkle birkaç defa okudum.

2002 tarihinde basmış olduğu “Bir Gün Belki” romanını okumaya başladığımda ise o güne kadar bilmediğim veya ancak kulak misafiri olduğum olayları kitapta bulmaya başladım ve Kıbrıs tarihini, Kırbrıslı Türkler’in hayatlarını daha yakından öğrenmeğe başladım. O yıllar DAU Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Öğretim Üyesi’yken bu kitabı öğrencilerime de tavsiye edip yazarı derslerimize de davet edip bu kitabı büyük zevkle tartıştık, sorular sorduk ve hic bilmediğimiz gerçeklerle yazarın anlattıklarından da öğrendik.

Bu eser o kadar aydınlatıcı, bilgi dolu ve sade , fakat yüksek edebi dille yazılmıştı ki, Kıbrısa gelen dış Türkler’den bilim adamlar, tercümanlar bu eseri hemen farkedip kendi dillerine aktarmaya veya başka dillere çevirmeğe başladılar aninda. Bu son 3-4 yıl içerisinde bu roman Makedonca, Bulgarca, Romence, Almanca, Azerbaycan diline ve hatta Polonyaca  ve Ukraynaca’ya da şuan çevirilmek üzeredir. Ben Ukrayna’nın başkenti Kieve döndükten ve Kiev Devlet üniversitesi’nde çalışmaya başaldıktan sonra ilk isteğim ve arzum Kıbrıs edebiyatını ve tarihini tanıtmak oldu . Bunu yapmanın  bir yolu vardı- bu eseri rus diline tercüme etmek. 2005 yılında bir taraftan KIBATEK Vakfın    X. ULUSLARARASI KIBATEK TüRK EDEBİYATI ŞÖLENİ’ni  Kiev Devlet üniversitesi’nde düzenlerken (11-16 Mayıs 2005) diğer taraftan da bu eseri okuycularımıza zamanında ulaştırmak için geç saatlere  kadar tercüme etmekti. Bu amacıma sonunda ulaştım ve kitap 2005 yılın Ekim ayında basıldı ve okuycuların eline ulaştı. Belirtmeliyim ki, hayatımda bu kadar zevkle ve istekle bir eser bu güne kadar tercüme etmemiştim.

“Bir Gün Belki” (“Mojet bit odnajdı”-rusçası)  genellikle gerçek olaylara dayanır ve ancak kahraman isimleri ve bazı yerler hayalidir (yazarın konuşmalarından öğrendiğimiz). Eser dört bölümden ibaret ve herbiri de kendi içerisinde alt başlıklarla bölünmektedir.

Asıl olay yazarın doğum yeri olan ve güneyde bulunan Yeniboğaziçi, rumca Aytotoro’da geçer. Roman ilk bakışta basit bir olayla başlar. Kendi harnıplıklarında  harnıp (keçi buynuzu) toplayan iki aile var- birisi Türk diğeri Rum. Bu iki ailenin aile reisleri daha gençliklerinden beri yarışma halinde oldukları için bu harnıpları  toplayıp aralarında tekrar yarışa girmişlerdir.

 Bu arada, Türk oğlanı olan Mehmet iki yanı makilik selyatağına doğru gidip dışarıdan gözükmeyecek bir yere kendi gereksimini yapmak için hazırlık içine girdi derken biraz ötede bu gereksimi yapan çömelmiş bir Rum kızı Nitsa’yı görür. Bu çok ilginç bir rastlantı romanda da “Rastlantının böylesi” adını taşımakta. Daha sonraki olaylar iki gencin “ilginç” tanışması ile devam eder ve büyük bir aşka dönüşür. Türk Mehmet’in ve Rum kızı Nitsa’nın arasındakı aşka. Romanı okudukça insan “aşk böyle olsa gerek” diye düşünmeden de kendini alamıyor.

Yıllarca bir adayı paylaşan ,fakat çeşitli dönemlerde bazen dostça bazen birbirlerinden uzak duran bu halk ne yazık ki, 1963-1974 yılları arasında siyasi nedenlerden dolayı bir birinden tamamiyle kopar ve kendi evlerinden göç etmek zorunda kalan Türkler Rumlar’ın baskısına uğrayıp adanın kuzeyinde kendilerine mesken kurarlar.

İşte bu komşu ilişkileri iyi olduğu dönemde Yeniboğaziçi köyü bir köprü ile bölünüp Türk ve Rum sokağı diye ikiye ayrılırdı. Türk gençleri, genellikle erkekler Rum kızlarını görmek, onlarla konuşmak ve dostluk kurmak için o köprüye gelir konuşurlardı. Mehmet de Nitsa ile ilk görüşmesinden sonra bu köprüde buluşmak istemesine rağmen, kız kabul etmez ve bir arkadaşının düğünde dever olan Mehmet Nitsayı uzaktan görür ve içindeki alevin kolay kolay sönmeğeceğini anlar. Nitsa’nın babası Deli Hristo çok sert ve gözü kara bir EOKA’cı olduğundan dolayı, kızı babasından çekinir ve evin dışına veya gençlerin köprü başındakı eğlencelere pek katılmaz. Bunu bilen Mehmet nihayetinde kızla, kızın evin arka tarafında bulunan mezarlıkta buluşmaya karar verir ve her cuma tam gece saat 12 de kızla buluşur. Nitsa ile genellikle rumca konuşan Mehmet bazen kıza türkçe kelimelerde söyler ve Nitsa bunları büyük istekle öğrenir. Köyde Rumlar’la eşit sayıda olan Türkler’in Rumca’yı çok iyi derecede bilmeleri de dikkat çeker.
Savaş olayların başlaması ise her iki sevgiliyi de çok üzer ve şaşkınlığa  uğratır. özellikle Nitsa bu savaşın nedenlerini bir türlü anlayamaz ve annesine devamlı bunun gerekçesinin açıklamasını ister. Annesi de buna karşı olduğunu ve Türkler’in çok iyi insan olduklarını ve komşuluk ettiklerini dile getirse de elinden birşey gelmez ve kızını haç çıkarıp teselli etmeğe çalışır.

Olayların başlaması ile tüm köydeki ve civar köylerdeki erkekler savaşa hazırlanır ve daha önce kurulmuş olan gizli TMT örgütü harekete geçer, Mehmet de bu örgütün üyesi olup halkı için savaşmaya and içer. Romanda and içme töreni ile birlikte and metni de yer alıyor. Bu metin oldukça etkileyci ve çeviri esnasında çok dikkatli ve net çevirilmeğe değer bir and diye belirtmek isterim. Bir taraftan kendi evlerini korumak için Rumlar’a karşi silaha sarılan Mehmet gündüzleri nöbet tutar, diğer taraftan ise gerşek sevgi ile tutuşup yanan yüreği onu çok büyük tehlikelere rağmen Cuma akşamları Nitsa ile buluşmaya adeta bir kuş gibi uçurur…

Romanda aşk konusunun dışında, her iki halkın aile yapıları da yer alır. Mehmet’in aile yapısı, arkadası ve akrabası Bayram’ın, arkadaşı Dinçer’in, Eta’nın vd. Türk ailelerin yapısının yanısıra Rum ailesi olan  Nitsanın, onun kız arkadaşı Nikin’in de aile düzenleri tüm ayrıntıları ile anlatılır.

Yazar, bunun yanısıra Kıbrıs Türk mutfağının yemek çeşitlerini ve hazırlanışını da okuycuya ustaca anlatır. Yabancı bir okur şeftali kebabı, hellim, zivaniya, samarella, nor vd. yemek ve içkilerin adlarını hem öğrenir hem de kullanış yerlerini görür. Bu isimleri biz de tercüme ederken sayfanın alt kısmında dipnotlar şeklinde vermeği ve açıklama yapmayı uygun gördük.

Kıbrıs’a özel pulya ve cikla (kuş türü) avı ise birinci bölümün “Pulya avı” ve “Cikla avı” diye iki alt başlıkla verirlir. Bu kuşların bir av merakından ziyade, ada halkı için bir gelir kaynağı da olduğunu ve bunları avlamak için akşamdan ne tür hazırlıkların yapıldığını da tüm ayrıntıları ile görmek mümkün. Burada verilen geniş bilgi ise halbilimciler için bulunmaz bir hazinedir.

Eski Türk geleneklerinden biri olan Nevruz Bayramı veya  Martın 9 Kıbrıslı Türkler’in arasında ve özellikle Yeniboğaziçi köyünde kutlandığını ve savaşa rağmen en yüksek tepeye çıkıp gençlerin ateş yaktıklarını ve çeşitli yemeklerin hazırlandığını izleyebiliriz. Hala da Yeniboğaziçi köyünde her yil pikniğe çıkılır, eğlenceler düzenlenir, yemekler hazırlanır ve bu yaz bayramı kutlanır.

Romanda önemli yer dostluğa da verirlir. Roman boyunca Mehmet’in yanından ayrılmayan kuzeni ve arkadaşı Bayram dostluk şeklinin en güzel örneğini simgeler okurlara. Aynı dostluğu biz TMT üyesi olan Hüseyin ve Ertuğrul’un arasında da gözlemleyebiliriz. Fakat bu dostluk ancak Türkler’in arasında değil, bazı Rumlar’ın arasında da varolduğunu görebiliriz. İşte, Nitsa’nın ve Niki’nin arasındakı dostluk ve sır saklanması ve Nitsa’ın dağa doğmamış  çocuğunu kaybettikten sonra Londra’ya gönderilmesi ve Niki’nin Nitsa’nın bıraktığı mektubu gece yarısı  büyük tehlikeleri göze alıpMehmet’e vermesi dostluğun güzel bir göstergesidir.

Rumlar’ın Türkler’e uyguladıkları AKRİTAS planı ve Türkler’in Geçitkale, Lefkoşa, İskele ve etraf köyleri korumaları için verdikleri mücadele başkahramanların yanısıra yardımcı kahramanların diyaloğlarından, küçük detaylara kadar ustaca yazar tarafından anlatılır.

Kıbrıs’ın coğrafi bakımından ayrıntıları ile anlatılması, romanı okuduktan sonra, okuru  adeta bir doğma yere götürmüş gibi olur.

Roman, sonunda Deli Hristo’nun ölümü, olayların kızışması ve Nitsa’nın İngiltere’ye abisinin yanına gönderilmesiyle ve Mehmet’in olayların içerisinde kendi kendi ile mücadelesi ile tamamlanır. Yazar, okurun karşısında yine de bir umut penceresini bırakır” bir gün belki”. Belki bir gün yine bu halk dostça o eskı komşuluk günlerindeki gibi bir köyde yaşar,  belki ayını kahveye gider ve aynı şakalaşmalara birlikte güler, bir gün belki Mehmet Nitsa’yı İngiltere’ye aramaya gider ve olayın sonu masallardakı gibi mutlu biter. Bir gün belki…

Bu romanın redaktesinde yardımlarını esirgemeyen Burago Yayımevi Sahibi Dmitriy Burago’nun başkanlığında Miroslava Karatsuba, Yana Pobolova ve Lüdmila Kırienkoya da çok içten mittettarlığımızı bildirmek istiyorum.

Böyle bir romanı yazan İsmail Bozkurt’a teşekkür eder ve rus dilinde okumak arzu eden okurlara bu eseri tavsiye ediyoruz.

Mojet bit odnajdı.
İsmail Bozkurt
Türkçe’den rusçaya tercüme eden Tudora Arnaut
İzdatelskiy dom Dmitriya Burago
E-maıl: burago@graffiti.kiev.ua
www.burago.kiev.ua

________________

__________

* Yazarımız Tudora Arnaut’un bazı yazılarının ne yazık ki izin almadan, kaynak gösterilmeden üstelik değiştirilerek aralarında bazı siyasi partilerin internet sitelerinin de bulunduğu basın yayın kuruluşlarınca yayınlandığını saptadık. Yazarımızı da son derece üzen söz konusu hırsızlığı kınıyoruz. Ayrıca eğer söz konusu yasadışı uygulamaya derhal son verilmezse Açık Gazete’nin çatısında bulunduğu Turkish Gateway Ltd haklarını yasal olarak arayacaktır…



 
 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.