Ulusalcı Yükselişin Nitelikleri

Ulusalcı Yükselişin Nitelikleri

0
PAYLAŞ

Bu tartışmaları sağlıklı bir zemine oturtabilmek için, öncelikle ulusalcı dalganın  niteliklerini ortaya koymak gerekmektedir.


 Ulusalcılık nedir? Ulusalcı düşüncenin temelinde yer alan olgular nelerdir? Ulusalcı yükseliş, nasıl ve neden ortaya çıkmıştır? Ulusalcılar kimlerdir? Nereden yönlendirilirler? Ne yer, ne içerler? Arkalarındaki güç ya da güçler kimlerdir?


Son altmış yıldır, ortaya çıkan düşünsel ve siyasal akımların önemli bir kısmının, dış destekli ve odaklı olmasından kaynaklanıyor olsa gerek, ulusalcılığı kavramakta zorlananlar var.


Ulusalcılığın arkasında herhangi bir dış güç ya da odağın olamayacağını kestirebilenler, bu kez de, halktan soyut bir iç odak ya da gücün arayışı içerisine giriyorlar.


Türk toplumunun sosyolojik yapısını kavrayamayan, bu toprağın insanını tanımayan, onun yetenek, kabiliyet ve duyarlılıklarının farkında olmayanlar, ulusalcılığın, ulusun kendi içinden çıkan, doğal bir tavır olabileceğini göremiyorlar. 


Ulusalcılığın, bu toprakların kaygılarından, ihtiyaçlarından ve beklentilerinden beslenen bir duyuş ve düşünüş olabileceğini anlayamıyorlar.


Türkiye’de, son dönemde ortaya çıkan ulusalcılık, gerçekten, toplumsal bir tepki hareketidir.


İnsanların, olan bitene karşı duydukları rahatsızlıklardan ortaya çıkmaktadır.


Tıpkı, Yirminci Yüzyılın başına kadar gecikmiş ve Osmanlı içindeki diğer unsurların  ayrılıkçı milliyetçiliklerine bir tepki olarak (dolayısıyla en son) ortaya çıkan, Türk milliyetçiliği gibi.


 Söz konusu ulusalcığın kökeninde, Türk ulus-devletinin kurucu ideolojisi olan, Atatürk Milliyetçiğinin yattığını da belirtmemiz gerekmektedir.


Pekiyi, ulusalcılar, bugün, neye karşı tepki duymaktadırlar?


Elbette, en temelde, ülkelerinin düştüğü ya da düşürüldüğü duruma karşı.


Vergisini ödedikleri, gayri safi milli hasılasını bölüştükleri, iyisine ya da kötüsüne ortak oldukları, sıkıntısını çektikleri, ortak dilini konuştukları, biricik kültürünü paylaştıkları ve gerektiğinde uğrunda hayatlarını ortaya koydukları ülkelerinin, yüz yüze olduğu, yok olma tehlikesine karşı.


Ulusalcılar, daha başka nelere tepki duymaktadırlar?


Her tür sömürüye, aldatılmaya, kullanılmaya, geri bıraktırılmaya, yoksulluğa, yolsuzluğa, komşudaki işgale, Guantanamo’ya, Ebu Garib’e, başa geçen çuvala, Kürdistan’a, bölünmeye, kaybedilen Kıbrıs’a , ekümenik olmaya çalışan patrikhaneye, soykırım iddialarına, dış borca, cari açığa, özelleştirme adı altında peşkeşe,  Atatürk düşmanlığına, din istismarcılığına, uşaklığa, onursuzluğa, küreselleşmeye, AB’ye, ABD’ye, AKP’ye, v.s.. 
Bu bağlamda, sağcı, solcu,  İslamcı, laik, zengin, yoksul, Alevi, Sünni, doğulu, batılı, köylü, şehirli, genç, yaşlı, kadın, erkek, okumuş, okumamış, her kesimden insan, bu tavır etrafında birleşebiliyor.


 Hem de, söz konusu bu kategorik ayrımlar çerçevesinde, geçmişte verdikleri kavgaların, emperyalist kışkırtmaların birer ürünü olduklarını kavramış olarak.


Farklı kökenlere, inançlara ve düşüncelere sahip olmalarının, ortak ulusal çıkarlarını savunma ve koruma ideali etrafında kenetlenmelerine engel oluşturmadığının farkında olarak.


Ortak yolcusu oldukları geminin batmasına seyirci kalmalarına, hiçbir farklılığın gerekçe oluşturamayacağı düşüncesine sahip olarak.


Bu çerçevede, ulusalcılık, bütün faklılıkların ötesinde, bir üst düşünce ve ideal olarak ortaya çıkıyor.


Ulusalcılık, birçok ideolojiden besleniyor, ancak, hiçbirinin esiri olmuyor.


 Her ideolojinin doğru ve yararlı boyutlarını savunuyor ve kabul ediyor.


Ancak, bir ulusal bütünlük içerisinde, tüm ideolojik yaklaşımların üzerinde yer alıyor.


Öte yandan, ulusalcılık, bazılarının iddia ettiği gibi, ırkçı ve hegemonyacı bir özellik taşımıyor.


Çünkü, bizzat kendisi, Batı kaynaklı etnik-merkezciliğe ve hegemonyacılığa karşı bir tepki hareketi olarak yükseliyor.


Diğer taraftan, ulusalcılık, birilerinin dediği gibi, kuru hamasete ve duygusallığa dayalı olarak gelişmiyor. Aksine, son derece akılcı ve gerçekçi tahliller üzerine kuruluyor.
Ayrıca, değişmeye, gelişmeye, dünyaya kapalı ve demokrasi karşıtı bir tutum içerisinde de bulunmuyor.


Tam tersine, bu değerlere gerçekten ulaşmanın yolunun, tam bağımsızlıktan geçtiğini düşünüyor.


Bu açıdan, demokrasiye ve kalkınmaya, sömürgecilerin dümen suyunda ulaşılabileceğini düşünen bakış açısının, tam karşısında yer alıyor.


Dolayısıyla, ulusalcılık, bazılarını iddia ettiği gibi, omurgasız, başı, sonu belirsiz bir yapı arz etmiyor.


Aksine, çok belirgin ve net bir duruş sergiliyor. Berrak, yalın ve anlaşılır tezlere sahip bulunuyor. Bu yüzden de her yerde karşınıza çıkabiliyor.     


Ulus nerede ise, ulusalcı tavır oradadır. Çünkü, o, ulusun kendi (öz) tavrıdır.
Yani, ulusalcığın arkasındaki güç, ulusun ta kendisidir.


Ulusalcılığın, yenilmez gücü de buradan kaynaklanıyor.


Ulusun varlığı devam ettiği sürece, ulusalcılık, var olacaktır.


Diğer bir ifade ile, ulusalcılık, ulusu kuran, koruyan, yücelten ve güçlendiren bir düşünce ve eylem olarak, ulusla birlikte varlığını sürdürecektir.


Tüm bu özellikleri ile ulusalcılık, kavranması zor, karmaşık bir yapıya sahip değildir.
Onu, doğru anlayabilmek için, biraz yerel düşünmek, azıcık, yurt ve ulus (isterseniz siz bunlara ‘vatan’ ve ‘millet’ deyiniz) kaygısı çekmek, birazcık, akıl ve vicdan sahibi olmak yeterli olacaktır.


haldun.canci@emu.edu.tr

BİR CEVAP BIRAK