Uluslararası Af Örgütü: İhraçlar, benzeri görülmemiş baskı

Uluslararası Af Örgütü: İhraçlar, benzeri görülmemiş baskı

0
PAYLAŞ
Amnesty
UAÖ
Uluslararası Af Örgütü, çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kamudan gerçekleştirilen ihraçlara dair kapsamlı bir rapor hazırladı.

Uluslararası Af Örgütü, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ve ona bağlı olarak çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kamudan gerçekleştirilen ihraçlara dair kapsamlı bir rapor hazırladı. 33’ü ihraç edilen kişi olmak üzere, devlet yetkilileri, sendika temsilcileri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve avukatların dahil olduğu 61 kişi ile gerçekleştirilen görüşmelere dayanan rapor, ihraç gerçeği ile ilgili tabloyu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. Raporda, darbe girişiminin ardından gerçekleşen ihraçlarla en az 100 bin kamu çalışanının karanlık bir gelecekle karşı karşıya bırakıldığı vurgulanıyor.

İhraçlar ile ilgili rapor hazırlanırken, ihraç edilen kişilerle görüşmeleri Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner gerçekleştirdi. Devlet yetkilileri ile yapılan görüşmelerde ise, Gardner ile birlikte Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser birlikte bulundular.

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü mesleklerinden ihraç edilmiş kişilerin tamamı, ihraç edildiklerini ya internet üzerinden yayımlanan kanun hükmünde kararnamelerdeki listelerde yer alan isimlerini okuduklarında ya da kanun hükmündeki kararnameler yayımlandıktan sonra listelerde adlarını gören arkadaşlarının ya da akrabalarının kendilerini aramalarıyla öğrendiklerini ifade ettiler.

‘LİSTE YUKARIDAN GELDİ’

Sekiz yıl emniyet mensubu olarak görev yaptıktan sonra ihraç edilen bir polis memuru, Uluslararası Af Örgütü’ne “Amirlerimden biri tarafından bir görüşme yapmak üzere çağrılmıştım. Bana istihbarat raporunun olumsuz geldiğini söyledi. Sadece bu. Başka hiçbir bilgi verilmedi” dedi. İsminin Deniz olduğunu söyleyen ve ihraç edilmeden önce Başbakanlık çalışanı olan bir görüşmeci de, Uluslararası Af Örgütü’ne “Neden ihraç edildiğimi sorduğumda bana nedenini söyleyemeyeceklerini, sadece tüm soruşturmaların birbirinden farklı olduğunu söylediler” dedi. Yerel yönetimde çalışan bir kişiye verilen cevap ise şöyle olmuş: “Benimle bir alakası yok, liste yukarıdan geldi.”

DEVLET YETKİLİLERİ İLE GÖRÜŞMELER

Adalet Bakanlığı yetkilileri Uluslararası Af Örgütü’ne, ihraçların kişilerin “terör” örgütüyle bağlantısı bulunduğunu ortaya koyan ve illa suç teşkil eden bir fiil olmasa da somut ve söz konusu kişilerin “töhmet altında bırakan” hareketlerine dayanılarak gerçekleştirildiğini ifade etmişler. Yetkililer, bu itibarla Uluslararası Af Örgütü’ne kişilerin hangi sebeplerden ötürü ihraç edildiklerine ilişkin olarak iki örnek sunmuş. Raporda ilgili bölüm şöyle: “Bu örneklerin ilkinde Gülen’le bağlantılı medya kanalların Ekim 2015 tarihinde yayından çıkarılmasından ötürü www.herkul.org internet sitesi üzerinden, yetkililerin ‘FETÖ’ olarak nitelendirildiği kişilerce yapılan iptal etme çağrısının ardından, Digitürk uydu televizyon sağlayıcısı aboneliğinin iptal edilmesi; ikinci ise yine aynı internet sitesinden yapılan çağrıya uyularak, Bank Asya’ya, Gülen hareketiyle bağlantılarına dair yürütülen bir soruşturma kapsamında uygulanan yaptırımların ardından, para yatırılmasıydı.Adalet Bakanlığı yetkilileri, Uluslararası Af Örgütü’ne, ya da kamunun geneline ve hatta ihraçlardan etkilenen kişilere, bu örnekler dışında, diğer binlerce ihraca neden teşkil edecek bireysel fiillere dayalı başka bir gerekçe sunmadı. İhraçların yaklaşık olarak üçte birine tekabül eden 37 bin ihraçta meslekten çıkarılan gruplar arasında polis memurları, askerler ve yargı ve ilgili diğer kurum mensupları yer alıyordu. Yine ihraç edilen kişilerin üçte ikisi, bu tür sorumlulukları olmayan, öğretmen ya da doktor gibi kamu hizmetinde çalışanlardı. Sağlık Bakanlığı yetkilileri, Uluslararası Af Örgütü ile gerçekleştirilen bir görüşme esnasında bakanlığın 6,383 çalışanının ihraç edildiğini belirtti. Yetkililer çalışanlarının hangi kıstaslara göre ihraç edildiklerine dair bir açıklamada bulunmadılar; ancak 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi esnasında yaralananları tedavi etmediklerini ifade ettikleri doktorları örnek gösterdiler. Ancak yetkililer bu nedenden ötürü kaç Sağlık Bakanlığı çalışanının ihraç edildiğine ya da ihraç edilen çalışanlardan kaçının acil servislerde bakım hizmeti verdiğine dair rakamları vermediler ve bu vakalar hakkında neden mevcut idari ya da ceza hukuku çerçevesinde işlemler başlatılmadığına dair de herhangi bir açıklamada bulunmadılar.”

SİVİL ÖLÜM MÜ?

Raporun, ‘İhraç Edilen Kamu Çalışanları – Sivil Ölüm Mü?’ başlığını taşıyan bölümünde ise, Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü ihraç edilen 33 kamu çalışanından hiçbirinin, ihraç edilmelerinin ardından aylar geçmesine rağmen formel işgücü piyasasında bir iş bulamadıkları belirtiliyor.

Önceleri Cumhurbaşkanlık makamında üst düzey bir memur olarak çalışan bir kadın, Uluslararası Af Örgütü’ne yemek yapıp satarak geçimini güçbela sağlayabildiğini ifade ettikten sonra şunları aktardı: “Ülke dışına çıkmamıza izin vermiyorlar, çalışmamıza izin vermiyorlar. Benim bakmam gereken bir kızım var… Benden ne yapmamı bekliyorlar ki?”

SAPTAMALAR VE ÖNERİLER

Raporda, ihraçların yol açtığı sonuçlarla ilgili şu saptamalara ve tavsiyelere yer veriliyor: “Siyasi mensubiyet, sendika üyeliği ya da gösterilere katılma gibi eylemlerden ötürü gerçekleştirilen ihraçlar, ayrımcılık yasağının yanı sıra, ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüklerini ihlal ediyor. Kişilerin kamu sektöründeki tüm işlerden veya mesleklerinden tümüyle men edilmeleri de çalışma hakkını ihlal ederek uzun vadede bu kişilerin yeterli düzeyde yaşam standardına sahip olma haklarını da tehdit ediyor. Pasaportların rutin bir şekilde iptal edilmesi de seyahat hürriyetini ihlal ederken, etkili bir itiraz yolunun olmayışı da adil yargılanma ile etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkını ihlal ediyor.  Uluslararası Af Örgütü, uyulacağına dair taahhüt edilen insan hakları standartlarına uyulması için, Türkiye hükümetine, kamu çalışanlarının keyfi bir biçimde ihraç edilmelerine son verme çağrısında bulunuyor. Türkiye hükümeti, iddialara karşı etkili bir savunma yapabilme hakkı da dâhil olmak üzere, tüm usul güvenceleri sağlandıktan sonra ve meşru amaçlarla disiplin tedbirleri uygulamalı; ihraç edilen tüm kamu çalışanlarının adil, etkili ve bağımsız itiraz mekanizmalarına erişimlerini güvence altına almalı ve haksız yere ihraç edilen herkesin görevlerine dönebilmelerini ve/veya kendilerine uygun tazminat verilmesini güvence altına almalıdır.”

‘BİR KİŞİ DAHA BU ŞEKİLDE İHRAÇ EDİLMEMELİ’

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner ile OHAL döneminde kamuda gerçekleştirilen ihraçlara dair hazırladıkları raporu konuştuk.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser

Kamudan OHAL’e bağlı olarak çıkarılan KHK’ler ile ihraç edilen ve birçoğu birer sayı olarak anılıp geçilen kişilere temas ettiniz. Bu görüşmeleriniz sizde neler bıraktı, neler hissettiniz?

Andrew Gardner: Araştırma sırasında 33 kişi ile görüştük. 17 kişi erkek, 16 kişi kadın. Toplumun çok farklı kesimlerinden insanlarla görüştüm. Belli ki bazıları muhafazakar kesimlerden, bazıları Kürt ya da solcu. Ama ortak bir nokta vardı aklımda kalan. İnsanlar çok öfkeli ve soruyorlar: ‘Neden?’, ‘Neden ihraç edildik?’ Çünkü herhangi bir gerekçe sunulmadı. Herhangi bir kanıt gösterilmedi. Onun için insanlar hep bunu düşünüyorlar. 7-8-10 ay işsiz kaldılar. Hep bunu düşünüyorlar. Neden ihraç edildim? O, insanlar için çok büyük bir soru işareti.

İkinci olarak, özellikle muhafazakar kesimlerden olan insanların, sadece mesleki ilişkileri değil, aile hayatları da çok bozuldu. Bazıları ‘Aileme anlatamadım. Ailem hala çalıştığımı düşünüyor’ diyor. Çünkü ailede Ak Parti’ye destek veren insanlar var. İhraç edilenlerin gerçekten terörist olduklarına inanıyorlar. Bir de insanlar şokta. Askerler, polisler özellikle. ‘Önceden kahraman olarak görülüyordum, şimdi terörist ya da hain olarak görülüyorum’ diyorlar. Şoktalar.

– İhraç edilenler bunun çocuklarına nasıl yansıdığını da anlatıyorlar mı? Konuştunuz mu bu konuyu da?

– Evet, insanlar genelde bütün aileleri ile çok zor durumda bırakıldı. Örneğin lojmanda kalanlar, 15 gün içinde terk etmek zorunda kaldılar. Bütün SGK’ları iptal edildi. Bazı çocuklar, okullarında ‘senin annen terörist’ sözleriyle karşılaşabiliyorlar. Bursa başvurmuş, evraklarına bakıyor, annesinin KHK ile ihraç edilmiş olduğu önüne çıkarılıyor. Dolayısıyla tek bir kişi değil, bütün aile etkileniyor.

– Peki devlet yetkileri ile de görüştünüz. Verilen yanıtları nasıl buldunuz?

İdil Eser: Önce Adalet Bakanlığı ile görüştük. Oldukça uzun bir süre ayırdılar bize. Belli gerekçeler söylediler. İnsanların devlete sadakati üzerinden dönüyor bütün argüman. Devlete sadakat ilişkisi içinde olmayan insanların başka bir örgütle ilişki içinde oldukları söyleniyor. Bunun için belli işaretler veriyorlar ama açıkçası belli olaylar dışında darbeye karıştığı net olan askerler dışında pek inandırıcı gelmiyor bana. Çünkü herhangi bir görüş taşımak suç değil. Devlete sadakat kavramı da sorunlu bir kavram. Raporda yok, rapor yayınlanmadan önce İçişleri Bakanlığı ile görüşmeyi başaramamıştık. Ama geçen hafta için görüşmeyi başardık. Bu sadakat konusu tekrar gündeme geldi. Devlete sadakat nedir, bütün bunların çerçevesinin iyi çizilmesi gerekiyor. Bütün bunlar çok muğlak kavramlar. Belli sendika temsilcileri, belli insan hakları savunucuları, hiçbir şekilde iddia edildiği gibi bir bağlantısı olmadığını bildiğimiz insanlar için de böyle suçlamalar getirildiği için çok inandırıcı olmuyor bazı şeyler. Her şeyin kanıtı ortada olsa, şeffaf bir süreç olsa, suçlamalar bilinse daha inandırıcı olacak. Orada da ceza ile intikamı da iyi ayırmak lazım. Bir suça karışmak kanıtlanması gereken bir fiil.

Andrew Gardner: Bir de, devlet yetkilileri diyor ki, gerçekten bu ihraçları somut fiil üzerinden yaptık. Ama herhangi bir kanıt göstermediler. Hangi hukuka göre, hangi kritere göre bu ihraçları yaptılar? O da belli değil. Bir de bu ortamda sadece ihraçlar olmadı, 120’den fazla gazeteci tutuklandı darbe girişiminden sonra. Bu korku iklimi içinde yüzlerce dernek kapatıldı. Sivil toplum kuruluşu kapatıldı. Çok sayıda dava açıldı. Bu cezai soruşturmalara baktığımız zaman, iddianamelere baktığımız zaman da -Cumhuriyet gazetesi, Zaman gazetesi iddianamelerine- kanıtlar çok zayıf. Ama diyorlar ki, ‘kanıt var, inanın bize’. Böyle bir iklimde, inanmakta gerçekten zorluk çekiyoruz.

İdil Eser: Sonuçta gerçekten suçlu olan insanlarla ilgili iddiaları da zayıflatıyor bu durum.

– Siz, uluslararası bir kurum olarak, devlet yetkilileri ile görüştüğünüzde öneriler de yapıyorsunuz. Anlamaya çalışan bir yaklaşım görüyor musunuz? O diyaloglar siz de ne gibi bir izlenim bıraktı?

Andrew Gardner: Bence devlet yetkileri ile yaptığımız görüşmeler son derece yapıcı, verimli oldu. Raporda yazdık zaten. Bir de bu darbe girişimi çok ciddi bir olay. Böyle durumlarda tabii ki hızlı harekete geçmek gerekiyor. Darbe girişimine karışmış olan askerler tabi ki ihraç edilecek. O kesin. Ama 100 bin kişinin gerçekten haklı olarak ihraç edildiğine biz inanmıyoruz.

İdil Eser: Bu konudaki iddialar ciddi kanıtlarla desteklenmiyor.

BARIŞ METNİNE İMZA, İHRAÇ GEREKÇESİ OLAMAZ

– Barış için Akademisyenler hakkında verilen ihraçlar konusunda ne düşünüyorsunuz?

Andrew Gardner: Bu metne imzacı olmak hiçbir şekilde ihraç için meşru gerekçe olamaz. Açık ve net olarak bir ifade özgürlüğü ihlali bu.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew GardnerUluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner

İdil Eser: Ama gerekçeler açıklanmadığı için bunu bu açıklıkla söyleyemiyoruz. Çünkü gerekçeleri söylenmiyor. Ama böyle olduğunu zaten tahmin ediyorsunuz. İnsanlara ya ‘muhalefet etme, sus ve işinin başında ol’ ya da ‘işsiz kal ve ne halin varsa gör’ deniliyor.

– Bu raporu hazırlarken en çok hangi noktaların sivri, net bir şekilde anlaşılmasını istediniz

İdil Eser: Kararların hangi kıstaslara göre alındığının belirlenmediği vurgulanması önemli. Ayrıca bir itiraz ve hukuk mekanizmasının olmadığını söylemek lazım. Çünkü insanların mağduriyetini ortadan kaldırmanın yolu etkili bir itiraz mekanizmasının olması, öyle bir mekanizma da yok şu anda. Bizim tavsiyemiz de bunun kurulması yönünde.
OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu hemen çalışmaya başlasa, hatta komisyona destek olacak bir sekretarya kurulsa bile süreç, basit bir matematiksel hesapla, ihraç edilenler neredeyse emekli olana kadar sonuçlanacak gibi görünmüyor.Bir de, bu durumun sağlık, eğitim gibi temel hizmet alanlarına dair sonuçlarını da aslında konuşuyor olmamız lazım.

Andrew Gardner: Bu ihraçlar çok keyfi bir şekilde yapıldı. Bir kişi daha bu şekilde ihraç edilmemeli. İhraç edilenler ve aileleri gerçekten çok mağdur durumdalar. Bir de biran önce itiraz mekanizmalara oluşturulmalı. Fatih POLAT / EVRENSEL İstanbul

BİR CEVAP BIRAK