Uluslararsı sularda, uluslararası çalışma ilişkileri

Bir hafta boyunca denizde gemide kalınca, bu ilişkileri de gözlemlediğim gibi, bilgi de aldım. Farklılığı bir kez daha gördüm. Çalışan işçiler için durum pek o kadar iyi değil doğrusu.

Turistik bir büyük gemi. Yunan gemisi. Ancak bu gemilerin kayıtlı olduğu yerler, yani ülke farklı oluyor. Bizde de olduğu gibi. Bin kişiye yaklaşan bir turist grubu var. Suyun iki tarafına gidip geliyor. Ege Denizi ve Yunan Adaları. Çeşme, Mikanos, Santorini, Rodos, Sakız, Lavrion, Siros, Napflion, Girit. Turist grubuna baktığınızda, çoğunluk Türkler, Yunanlı olan o kadar az ki. Sonra ilginç olan bir durum. İranlı çoğunlukta. Görülen durum, ülkelerinde ki gibi yaşamıyorlar. Giysilerinden tutun, yaşam biçimine kadar.

Konumuz turistler değil, işçiler. İşçi – işveren ilişkileri nasıl. Şirketin isminin ne olduğu, hangi ülkede kayıtlı olduğu, işilkilerde elbette önemli, ama burada farklı. İşveren ya da işveren vekili konumunda olan, yöneten, karar veren, bir numara Kaptan.

Kaptan’ın yardımcıları var. Değişik görevleri yürüten ekibi var. Geminin idaresinden yemek düzenine, temizlikden bar yönetimine, muhasebe birimden eğlencelerin düzenlenmesine ve kumarhane yönetiminden, satış birimine ulaşan bir geniş yelpaze.

Satış birimi, yani freeshop dediğimiz bölüm, gemi iskeleye yanaştığı zaman kapanıyor, gemi iskeleden ayrıldıkdan sonra da açılıyor.

Gemide 357 çalışan olduğu belirtildi. Çalışanların, yönetciler dahil ülkelerine baktığımızda daha ilginç bir durum ortaya çıkıyor. Yunanistan’lı olanların çok az olduğunu öncelikle belirtelim. İtalyan, Romanya, Bulgaristan, Küba ve Endonozyalı olanlar var. En çok da Türkler, Ukrayna ve Filipinliler, benim gördüklerim ve saptadıklarım.

Gemide sağlık durumuna ilişkin doktor da var. İşçiler bu sağlık biriminden ve hizmetlerinden de yararlanıyorlar. Gemi, bahar ve yaz aylarında Ege sularından, sonra kışa doğru da okyanusa açılıp, Küba çevresinde dolaşıyormuş. Çalışan işçiler de, bu durumda değişim gösteriyor.

Ukraynalılar, bar, lokanta gibi hizmet birimlerinde yoğun olarak çalışıyorlar. Gece eğlence, gösteri müzik ve şovda da ağırlıklı olarak Ukraynalılar bulunuyorlar. Filipinlilerin çok olduğu belirtildi, ancak görünen birimlerin dışında, diğer birimlerde daha çok çalışıyorlar. Mutfak ve temizlik, daha çok bu ülkeden gelen işçilerce yürütülüyor.

Çalışma saatleri, bölümlerin faaliyet durumuna göre değişebiliyor. Günlük çalışma saatinin yedi buçuk saatin çok üzerinde olduğunu belirtebiliriz.

Geminin liman da beklemesi sürecinde, çok sınırlı işçi grubu, gemi dışına çıkarak zamanını bir kaç saat de olsa, geminin dışında geçirebiliyor.

İşçiler için gemi, tam anlamıyla çalışma alanı ve yaşam alanı. Yemek, içmek, yatmak, dinlenmek, 24 saat gemide. Bir anlamda da, 24 saat hizmete hazır durumda.

İşçilerin yemek yedikleri bölüm ayrı. Yemekhaneleri alt katlarda. Yattıkları odalar da aynı şekilde alt katlarda ayrı. Odaların çok dar, ranza sistemi olduğunu, iki kişinin yan yana ayakta duramadığını, bir çok odanın konumunun böyle olduğu belirtildi. Odalar da, işçilerin birden fazla yurt sistemi biçiminde kaldıklarını belirttiler.

Evlilere gelince onlara ayrı bir oda verilmesi de söz konusu değil, kadınlar ayrı, erkekler ayrı koğuş sistemi içine kalıyorlar.

Ortak, en çok kullanılan dil İngilizce. Çalışma için ön koşul İngilizce bilmek oluyor.

Biz Türklerin durumuna gelelim.

Restoran ve barda, değişik postalarda çalışan bir çok Türk vatandaşı olan işçiler var. Daha önce nerede çalıştıklarını sorduğum da, ortak nokta Antalya olarak belirtiliyor. Şimdi niye Gemi soruma verilen yanıt ise yine ortak ve aynı, bu yıl Antalya’da pek iş yok. Gemide daha önceki yıllarda çalışan Türkler de var. Ama bu sene ülkemizde turizmde yaşanan krizin etkileri, burada açık olarak görülüyor. İstihdam arayışı Antalya dışına yönelmiş.

İşe giriş, İş-Kur ya da Özel İstihdam Büroları ile pek igili değil. Önceden çalışanlarla, bilenler tarafından, bilgilendirilip, önerilme sonucunda, görüşme, sonra işe alınıp, çalışmaya başlıyorlar.

Daha açık anlatımla, Türk resmi makamlarının bilgi, kayıt ya da izin sistemi yok. Sosyal Güvenlik Kurumu ile sigortalılık durumunun da olmadığnı belirtmeme gerek yok herhalde.

İş güvencesi, yönetimin iki dudağının arasında, işinden memnun olunmadığı zaman, şikayet geldiğinde, işten çıkarılmaları hemen sonuçlanıyor. Tazminat gibi bir durum da söz konusu değil tabii.

Türkler, Ukrayna ve Filipinliler arasında çoğunlukta olduklarından, bir dayanışma olduğu gibi, iç çatışmalar da var. Ülkeler arası işçiler arasında ki ilişkiler çalıştıkları aynı bölümde iseler var, o da çok sınırlı.

Hafta tatili, izin kullanma gibi bir durum ile ilgili bir düzenleme pek yok diyebiliriz. Gemi içinde yaşam hep. Çok ilginç bir yakıştırma da yaptılar. Siz gezip görüyorsunuz, bizim gördüğümüz ise geminin içi ve sizlersiniz. Dışarıdan görüldüğü gibi, hayal gücü ile ülkeleri gezme
görme gibi bir durum yok, adeta “askerlik yapıyoruz” tanımlaması bile yapılıyor.

Ücret durumu ise, ülkemizde uygulanan asgari ücretin iki katından başlıyan bir ücret politikası var.

Mevsimlik, geçici, dönemsel, sezonluk, olarak adlandırılabilecek bir çalışma ilişkisi var diyebiliriz.

Yurdumuzun üç tarafı denizle çevrili olduğu halde, deniz turizmini hala neredeyse keşfedememiş olmamız büyük eksikliğimiz. Alternatif projeler geliştirmek gerekiyor. Yıllar önce, Denizyolları’nın küçük Ankara gemisi ile böyle kısa bir seyahat gerçekleştirmiştim. Bunu bile geliştirememişiz.

Boş, “Osmanlıcılk” sözleri arkasına sığınma yerine, hiç değilse Barbaros’u hatırlayıp, deniz de bu kez, turizm atılımlarına yönelmek gereği düşünülse daha yararlı olur..

Sonuç olarak, bir haftalık izlenimin sonucu, sermayenin küreselleştiği süreç de, emeğin küreselleşmek bir yana, ülke, dil, etnik, dinsel, renk gibi ayrımlarla, nedenlerle, birlik içinde hareket edemediğidir.

___________________

Napflion – Yunanistan. 21 Haziran 2016. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × 2 =