Utanç mailler – umutsuzluk mailleri

PAYLAŞ

bizi eleştirsin ya da eleştirmesin, gerekiyorsa mutlaka yanıt veriyoruz. Ancak, gerçek kimliğini gizleyerek, sütre gerisinden hakaret etme yolunu seçen, “utanç maillerini” ise çoğu kere sonuna kadar okumadan, sahiplerinin utancı ile baş başa bırakıyoruz


İslamiyetin insan ilişkilerini düzenleyen ve tanımlayan kurallarında; gerçek kimliğini gizleyerek karşısındakine hakaret etmek gibi bir ayıbın yeri yoktur. Müslüman kimse; çevresine, insanlara her ortamda saygılı olmayı hem dinen hem de sosyal yaşamın kuralı olarak erdem kabul etmiş kişidir. Her ne sebeple olursa olsun, ne islamda ne de sosyal yaşamda, insanın insana hakareti, hiçbir şekilde mazur görülemez!


Namazı kılıp, yerdeki seccadeyi topladıktan sonra, işine gelmeyen şeyleri  köşesinde dile getirmiş olan yazara, gerçek kimliğini gizlemenin utanç ve zaafına düşerek; “şöyle ağız tadı ile bir küfür maili göndereyim” diye bilgisayarın başına oturmuş olmanın; dürüstlükle, uygarlıkla, yiğitlikle ve Müslümanlıkla uzaktan yakından ilgisi yoktur.


Gerçek kimliğini gizleyerek, mail göndermeyi yaşam biçimi haline getirmiş olduğunu bildiğimiz “nöbetçi hakaret mailcileri”nden birinin iki gün kadar önce göndermiş olduğu mailin başlığı, yani bize hitap şekli, bakın nasıl başlıyor;


“Ne menem mahluksun sen ”


Sonra da bize İslamiyet ve türban hakkında dersler vermeye kalkıyor, dindarlık taslıyor.


Bu tür maillerden zerre kadar etkilenmiyoruz,  bu gerçeği dürüstçe açıkça ortaya koyalım. Gülüp geçiyoruz. Üzüntümüz şundan, toplumdaki ahlaki zayıflık içinde ki kimseler, gençlerimize kötü örnek oluyor ona üzülüyoruz. Kimi çocuk yaşta ki gençlerimiz; bu gibileri, örnek alarak argolu, küfürlü mail göndermeyi, gençliklerinin heyecanı ile özenti haline getirebilirler..


“Nöbetçi hakaret mailcisi”, sözde Müslüman geçinerek, türban ve kamusal alan hakkında yazmış olduğumuz yazılara karşı, kimliğini gizli tutarak güya tepkisini ortaya koyuyor…


AB’ye girelim ve girmek için de ülke olarak ne gerekiyorsa yapalım ve istenenlerin hepsini yerine getirelim tarzı iddialarla ortaya çıkanların, çokça olduğu günümüzde, söyler misiniz ülkemiz nasıl AB’ye girebilecek?
Böylesi yozlaşmış ahlak ve anlayış standardı mı ile?
Gerçek kimliğini gizleyip, türbanı savunuyorum diye önüne gelene yerli yersiz her türlü küfürle saldırmayı, Türk ulusu adına “muhteşem bir örnek” olarak sergileyen insanlarla mı?


 


Malilerden söz ederken; iletişim fakültelerinde okumakta olan gençlerimizden gelen  “umutsuzluk mailleri”nden de söz etmek istiyoruz. Büyük umutlarla girmiş oldukları okullarında istenilen eğitimi alamadan iş yaşamına atılmayı bekleyen gençlerimizin sıkıntısı büyük.


Pek çoğunun işsiz olduğunu tahmin ediyoruz. Öyle ki işsiz gezerek boşa zaman tüketmektense, bir basın kuruluşunda, deneyim kazanma ve meslekte pişme düşüncesiyle, hiç bir ücret almadan çalışanların sayısının da hayli fazla olduğunu söylemek abartı olmaz.


İletişim fakültelerindeki gençlerimiz, öbür fakültelerde okumakta olan çok sayıda gencimiz gibi, geleceğe ne yazık ki umutla bakamıyorlar. Eğitim olanaklarının her bakımından kısıtlı ve yetersiz olması nedeniyle, doyurucu eğitim alamadan mezun olduklarını ve iş yaşamına umutlu ve iddialı girmediklerinden söz ediyorlar.


Geçlerimizin görüşlerine içtenlikle katılıyoruz. 
İletişim fakültelerinden birinde, sinema ve televizyon bölümü öğrencisi olarak eğitim görmekte olan genç kızlarımızdan birinin aktardığı ilginç durum gençlerimizin ne denli haklı olduğunu gösterir acı bir örnek.
40-50 kişilik sınıfta öğrencilerin eğitimi için sadece bir kamera varmış. Düşünebiliyor musunuz, sinema ve televizyon eğitiminde en gerekli araç kamera, o da yok! Neredeyse hafta bir sıra geliyormuş.
Futbol eğitimi almak isteyen gençleri sahaya çıkarıp, “hadi top varmış gibi hareket ederek, paslaşın, şut çekin ve kafa vuruşları yapın” demek kadar garip bir durum!


Statükodan yakınan gençler, sanıyoruz ki hocaları durumunda olan akademisyenlerle, istenilen düzeyde yeterli diyalog içerisinde olamıyor ve eğitimleri açısından doyurucu bilgiler edinemiyorlar.


Gerekirse, mailimize ulaşacak somuta indirgenmiş yakınma konularını, öğrencilerimizden gelebilecek bilgi ve açık mesajlar doğrultusunda, akademisyenlere ve sorumlulara aktarma açısından, kamuoyu önünde medya mensubu konumuyla, aracı ve aktarıcı olabiliriz.


Tabi ki akademisyenlerin de, çeşitli açılardan haklı oldukları konular var. Onların sorunlarına da mutlaka objektif bakış açısı ve sorumluluk duygusuyla yaklaşılması gerekir. Ülkede ekonominin gerçek anlamda iyileşme ve güçlenme sürecine girmeden, her konuda olduğu gibi eğitimde de darboğazlar ve önemli sorunlar yaşanması kaçınılmaz.


Sonuç olarak;
Basın sektöründe iyi yetişmiş, özgüveni fazla geleceğe umutla bakabilen gençlerimizin yer almasını istiyorsak, onların feryatlarına ülkeyi yönetenler olarak siyaseten değil, gerçek sorumluluk anlayışıyla kulak verilmesi gerekir.


İş bulamadıkları için, çaresiz her işe ve patron boyunduruğuna tutsak edilecek, bir anlamda köleleştirilmiş gençlerimizle, medyada beklenen saygınlığına ulaşabilmek, ütopyadan ileri gidemez!


burhanaozbey@yahoo.com

CEVAP VER