Utanç yangınının izleri Einstein maskesiyle örtülebilir mi?

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – İnsanlığın ışıklı yolu olan bilimin bu denli karanlık bir geçmişe maske yapılması en az yangının kendisi kadar iç yakan bir küstahlıktır. Bugün Sivas’a gidip “Madımak Oteli nerede?” diye sorduğunuzda, pek çok genç ve orta yaşlı insan yerini bilmiyor. Bazıları ise “Kültür Merkezi” olarak tarif ediyor. Madımak katliamının sorumlularının avukatlığını üstlenenlerin milletvekili yapılarak ödüllendirildiği bir toplumda, devletin göz yanıltıcı aynalar üzerinden yaratmaya çalıştığı illüzyon, en azından Sivas’ta  sonuç vermiş gibi görünüyor. Ancak nedense Einstein maskesi örtmeye yetmiyor içimizdeki yangının izlerini…
 
Bugün 2 Temmuz. Acısı hala Anadolu toplumunun yüreğinde hissedilen Sivas Madımak katliamının 25. yıl dönümü. O acılı gün dünyaya gelen çocuklar bugün 25. doğum gününü kutluyor…
 
Bundan tam 25 yıl önce aralarında Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci, Uğur Kaynar gibi isimlerin de bulunduğu 33 aydın, konakladıkları Madımak Otelinin önündeki araçların gerici bir grup tarafından ateşe verilmesiyle korkunç biçimde can verdi. Sivas’ta her yıl düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenliklerine gelmişlerdi. Otelde bulunanlardan  Aziz Nesin itfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılırken aşağıda bekleyen gericilerin üzerine itildi. O gün yaralanan ancak linç edilmekten son anda kurtulabilen Aziz Nesin’in gece karanlığında dumanların ve alevlerin arasından itfaiye merdiveniyle aşağıya indirildiği sırada aşağıda linç etmek için bekleyen kalabalığın görüntüleri hafızalara kazındı…
 
Madımak Otelindeki o korkunç gecenin ardından otel görevlileri ve göstericilerle birlikte toplam 37 kişi yaşamını yitirdi. Madımak katliamı, Türkiye’nin yakın tarihine bir utanç gecesi olarak kazındı.
 
SİVAS’IN TARİHİ YENİDEN YAZILDIĞINDA EZBERLER BOZULACAK
Sivas, binlerce yıllık Anadolu tarihinde pek çok önemli olaya tanıklık etmiş bir kent. Hititlerden Bizans’a, Selçuklulardan Mengücekoğulları Beyliği’ne, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e giden yolda Sivas ve çevresinde yaşayan insan toplulukları hep çok kültürlü, hep değişik inançlara ve yaşama biçimlerine sahip olmuş. Sivas ve çevresinin antropolojik ve kültür tarihi bir gün objektif biçimde yeniden ele alınıp yazılırsa, ortaya bugün bilinen çoğu ezberin bozulduğu bambaşka bir geçmişin fotoğrafı çıkacaktır…
 
‘BENİM KABEM İNSANDIR’ DİYENLERİN YOLU
“Sizde Şah diyeni öldürürlerse, ben de bu yayladan Şah’a giderim” diyen 16. yüzyılın ünlü halk ozanı ve toplumsal önderi Pir Sultan Abdal’ın ruhunun sindiği topraklarda acı hep bal eylenerek yaşandı. Ancak hiç bir zaman geçmiş bu kadar unutturulmadı. “Benim Kabem insandır” diyen bir geleneğin taşıyıcıları, kin tutmadan, linç etmeden, yok saymadan ama varlığını da unutturmadan, kökleriyle yaşamayı yol bildiler. Çünkü 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya gelen inanç önderlerinin heybelerinde taşıdığı kültür, içinde Doğu’nun bir çok rengini barındırıyordu.
 
Buna karşılık 15. yüzyıldan itibaren yine Doğu’dan getirilen ama bu kez eski Doğu’nun tüm toplumsal sistemini sömürüp ticarileşen tarikatların ‘Osmanlı eliyle’ yeşertildiği Anadolu topraklarındaki ışık yavaş yavaş körelmeye başlamıştı.
 
MADIMAK’I YAKANLAR, ULUĞ BEY’İ KATLEDENLERDİR
Aslında yüzlerce yıldır Anadolu’da yaşanan düşük yoğunluklu savaş budur: Bir yanda ticarileşmiş ve siyasileşmiş bir yol, bir yanda ise ‘Benim Kabem insandır’ demeyi sürdüren bir başka yol. 25 yıl önce 2 Temmuz’da Madımak Otelini ateşe veren gözü dönmüş topluluğun köklerinde taşıdığı toplumsal genler, gökbilimin en önemli öncülerinden biri olan Uluğ Bey’i 1449’da Semerkand’da vahşice katledenlerle aynı yerden beslenir.
 
Sivas’taki Madımak Oteli her yıl Türk toplumunun linç kültürüyle yüzleştiği bir mekana dönüşmüştü. Acıları kin duygusuyla beslemek yerine, yaşananlardan dersler çıkartarak bir arada yaşamayı güçlendirmek için önce adaleti sağlamak ve toplum vicdanında açılan yaraları iyileştirmek gerekiyordu. Bu, devletin en temel ödevlerinden biriydi. Ancak Madımak katliamının toplumda açtığı yara aradan 25 yıl geçmesine rağmen hala kapanmadı.
 
ENSTEİN MASKESİ UTANCIN ÜSTÜNÜ ÖRTMEYE YETER Mİ?
Madımak Oteli bir utanç müzesine dönüştürülmesi gerekirken, devlet tarafından kamulaştırılarak ‘Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ yapıldı. 2011 yılında hizmete açılan ‘bilim merkezi’ne fısıltı duvarı, göz yanıltıcı aynalar, masal odası, döner illüzyonlar, nabız ritmi ölçen davul ile bir de ‘Einstein maskesi’ konuldu. İnsanlığın ışıklı yolu olan bilimin bu denli karanlık bir geçmişe maske yapılması en az yangının kendisi kadar iç yakan bir küstahlıktır.
Bugün Sivas’a gidip “Madımak Oteli nerede?” diye sorduğunuzda, pek çok genç ve orta yaşlı insan yerini bilmiyor. Bazıları ise “Kültür Merkezi” olarak tarif ediyor. Madımak katliamının sorumlularının avukatlığını üstlenenlerin milletvekili yapılarak ödüllendirildiği bir toplumda, devletin göz yanıltıcı aynalar üzerinden yaratmaya çalıştığı illüzyon, en azından Sivas’ta  sonuç vermiş gibi görünüyor. Ancak nedense Einstein maskesi örtmeye yetmiyor içimizdeki yangının izlerini…
 
 
Önceki haberİnce’nin turu başlıyor
Sonraki haberVarlık Barışı’nda son tarih 30 Kasım
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve + six =