Üvey anne sevgisiyle hayata bağlandı

İzmir’de 16 aylıkken otizm, 18 yaşında da kemik kanseri teşhisi konulan Ayberk Aksu, üvey annesinin ilgisi sayesinde hayata tutundu.

Üvey anne Naciye Aksu, otizm ve kanserle mücadele eden oğlu Ayberk Aksu’yu sevgisiyle hayata bağladı.

Naciye Aksu (55), 6 yıl önce ikinci evliliğini yaptı. Eşinin o zaman 13 yaşında olan otizmli oğlunu da hayatına alan Aksu’nun o günden sonra hem kendisinin hem de üvey oğlunun hayatı değişti.

Tanıştığında yardım almadan öz bakımını yapamayan, konuşamayan, sallanmak, çırpınmak gibi belli rutin hareketler yapan, göz teması kurmayan Ayberk’le bir bebek büyütür gibi ilgilendi.

Bill Gates hayatını değiştirdi

Doktorların “Kendi dünyası var, o dünyadan çıkaramazsınız” söylemine, “yüzde 98 otizm, yüzde 96 zihinsel engelli, IQ 24” şeklindeki raporuna rağmen Ayberk’i ayağa kaldırmak için çalışan Aksu, Bill Gates’in de otizmli olduğunu öğrendiğinde otizmli başarılı insanların hayatını araştırmaya başladı ve öğrendikleriyle üvey oğluna bakışını değiştirdi.

“Onlar yapmış, Ayberk neden yapamasın?” diyen Aksu, 13 ülkede otizmle ilgili araştırmalar yapıp Türkiye’de de binlerce anneyle yazışarak üvey oğlunun hayata tutunmasını sağladı.

Pizzacıda çalışıyor, fotomodellik yapıyor

Gösterdiği ilgi sayesinde “Konuşamaz” denilen Ayberk’in ağzından 15 gün sonra kelimelerin çıkmaya başladığını anlatan Naciye Aksu, kendisine güvenmesinin, inanmasının ardından hızla gelişim gösteren oğlunun artık yemeğini kendisi yiyen, duş veya tuvalet gibi ihtiyaçlarını yardım almadan karşılayabilen, insanlarla iletişim kuran sosyal bir birey haline geldiği kaydetti.

Şu anda pizzacıda çalışan oğlunun bir erkek giyim markası için fotomodellik yaptığını ifade eden Aksu, geçen yıl Ayberk’e kemik kanseri teşhisi konulmasıyla birlikte yeni bir mücadeleye başladıklarını belirtti.

Kanseri de birlikte yendiler

Ameliyattan önce 3 ay kemoterapi alan ve sürekli yatan oğluyla ilgilendiğini dile getiren Aksu, şöyle konuştu:

“Hatta yatağında bile yanında yattım ki yanlış bir hareket yapıp ayağı kırılmasın diye. Çünkü kırılırsa bacağının kesilmesi gerekecekti. Kemoterapi sürecinde daha önce kemoterapi almış 30’dan fazla kişiyle görüştüm, Ayberk neler yaşayacak diye. Hemşirelerle görüştüm. Tedavisi için tüm vücuda kemoterapi yapılması gerekiyordu, 6 ay 24 saat kemoterapi yapılacaktı. Tüm organları makineye bağlı olmak zorundaydı. Ama o halde bile bir ay içinde kalbinin durma riski yüzde 90’dı. Kanseri yenmiş insanları buldum, onlarla konuştum. Kanseri yenmede moral, temiz bakım ve doğal beslenmenin çok önemli olduğunu söylediler. Ayberk mutlu bir çocuktu, ömrünü 3-5 ay uzatmak için makinalara bağlı kalsın istemedik, kemoterapi aldırmadık. Eve geldim kanseri unuttum. Sevdiklerini yapmaya devam ettik, arabayla gezdik, müzik dinledik, arkadaşlarıyla gezdi. Benim bir huyum var, ‘imkansız’a asla inanmıyorum. Hayatımı istatistiklere göre yönlendirmiyorum. Hepimizin farklılıkları var, o farklılıklarla yaşıyorum. Ayberk’e o farklılığıyla bu hayatta yaşamayı öğrettim. Kanserde de aynısını yaptım. İstatistiklere göre Ayberk’in 3 ayda ölmesi gerekiyordu, 10 ay oldu herşey tertemiz çıkıyor. Otizm bana umutsuzluklara kapılmamayı, kanser de anı yaşamayı öğretti.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × 2 =