Uyan artık, ey toplum!

Uyan artık, ey toplum!

0
PAYLAŞ

Sosyal sorunların nedeni görüntüde değil, tabanda aranır. Talebeler ayakta ise, anlık eylemlere bakılmaz; talebeleri böylesi eyleme iten derindeki sebeplere bakmak gerekir. Siyasetçi halkını satmıyor, amacında samimi ve bunun gerçek yüzünü halkına anlatmaya cesareti varsa, kimseyi suçlamadan ilgili taraflarla eşit ortamda halkın önünde tartışır.

Son YÖK tasarısı var olan anayasaya aykırılığı yansıtırken, özünde AKP anayasasının özelleştirmeci amacını açığa çıkarmaktadır. Bu nedenden dolayı, ulusal bir başarının kutlanması için ODTÜ’ye gelen siyasetçi ile YÖK tasarısı arasında anlık ilişki kurmak fazla anlamlı olamaz. Olaylar, siyasal iktidarın artık netleşen gizli anayasa zihniyetine tepkidir. Üniversite üzerindeki operasyon toplumsal mühendisliğin, yani Jakobenist zihniyetin son aşamasıdır. Üstelik de bu proje, ülkeyi ileriye değil, özel yaklaşım içinde ülkeye süzülen emperyalizmin sömürücü karanlık zihniyetine taşımaktadır. Zorbalıkla gerçekleştirilen 4+4+4 yozlaşması ile ilk ve orta kademe eğitim kuşatıldıktan, TÜBİTAK ve TÜBA halledildikten, yargı ve medya gibi hemen tüm toplumsal kurumlar ve araçlar etkisizleştirildikten sonra, şimdi asıl darbe uzun dönemli ve etkili toplumsal yapılanma aracı olan üniversiteye yöneldi. Tüm olumsuz gelişmeler karşısında toplumun en üst düzeyli algılama aygıtı olan üniversite yönetsel olarak özelleştirilerek, zihinsel olarak türbanlaştırılmaya çalışılmaktadır. Türban; kafadaki örtü değil; beynin önündeki algılama ve serbest düşünce engelidir. Toplumun geleceğini karanlığa atan bir siyasal temsilcinin bu makûs oluşumu en net anlayabilen dokuya polis ordusu ile girmesi nasıl bir özelleştirme projesinin başlangıç denemesi, tehdit ve tedhişini yansıtıyorsa, beynin bu girişimi kusması da o denli insanî ve ahlakî kamusalcı cesareti yansıtmaktadır.

Siyasal erk, salt üniversiteyi değil, genelde eğitim ve sair kamu organlarını, var olan ve üzerine yemin ettikleri anayasaya aykırı, fakat kendi amaçladıkları anayasaya uygun şekilde değiştirmeye yeltenirken, ülkeyi emperyalizme uyumlu hale getirecek şekilde değiştirdiklerinin farkında olmalılar ki, ODTÜ’den başlayan ve giderek yaygınlaşan kalkışı şiddetle bastırmaya yönelmekteler. Özal’ın “alışırlar” saçmalığına dayanılarak toplumu bir yere sürüklemeye çalışan iktidar, kalkışlara karşı, sizler ve bizler ayırımı yaparak, toplumu bölmekten dahi çekinmemektedir. Bu ayırımcı beyanı “yetmez, ama evet”çilere ithaf ediyorum! Toplumun sürüklendiği karanlık yarında yaşayacak olan bugünün gençlerinin kendi geleceklerini, yani ülkeyi düşünme ülküsü, o gelecekte yaşamda olmayacak olan siyasetçilerin günü kurtarma ve emperyalizme hizmet emelinden daha makbuldür.

Nesil yetiştiren, kafalarda düşünce raylarını döşeyen en etkili toplumsal araç olan eğitim ve üniversite, kamusal amaca yönelik uygulanma tarzına bağlı olarak, toplumsal sınıf farkını yumuşatabilen yapısı ile geleceğin aydınlık ve düşünen toplumunu oluşturabileceği gibi, özel amaca yönelik uygulama tarzına bağlı olarak da, karanlık, itaatkâr ve emperyalizmin hizmetinde toplumunu da üretebilir. Farklı yönleri ile eğitim, toplumların özgürlük meşalesi olabileceği gibi, emperyalizmin de en etkili saldırı silahı işlevi görebilir. Kurumlarını özelleştirerek hocasını sermayeye teslim eden, kendi ulusuna yeterli düzeyde eğitim hizmeti veremezken, yanlış ekonomi politikaları nedeniyle oluşan döviz ihtiyacını karşılamak için nadide kurumlarını özelleştiren ve yabancı ülkelerden gelecek talebelere kapısını açmaya hazırlanan, asistanlık kurumunu çökerterek eğitim ordusunu fidan düzeyinde budamaya çalışan bir zihniyetin, eğitim kurumları üzerindeki projeleri, toplumun geleceği üzerindeki emellerinin açık göstergesidir. Üniversiteleri kamu bütçesi yükü olmaktan kurtarmaya çalışan iktidar, bununla yoksul halkların önünü kapatırken, aynı zamanda toplumun da bölünme zeminini hazırlamaktadır. Hiç değilse, bu nedenle artık uyan ey halkım!

Bu mücadele, artık çok net olarak ortaya çıkan bir zihniyete karşıdır. Her kesimin derinden düşünmesi gereken bu zihniyet karşısında, maalesef, bazı rektörlerin işbaşına gelmelerinin insan haysiyet ve vicdanına en çirkin yansımasına esefle tanık olduk. Emperyalizme ve gericiliğe karşı ulusal mücadelenin bu aşamasında, hiç değilse, susmanın nasıl bir fazilet olduğunu dahi aklının ucundan geçirme basireti gösteremeyen rektörlerin davranışları hepimizi derinden yaralamıştır. Başbakanın Rektörün şahsında kuruma yönelik tavrı ise anlaşılamaz ve acıdır. Mesele kişisel olsa idi, “Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten” denilip, geçilirdi.
Rektörlerin davranışındaki ikinci önemli boyut ise, bilim insanı özerkliği kavramının üniversite yönetimine aday olmuş öğretim üyesi düzeyindeki bu insanların bilmiyor olmasıdır. Böylesi beyanda bulunan rektörlerin bilmesi gerekir ki, öğretim üyesi özgürlüğü salt siyasete, sermayeye ya da tarikat yuvalarına karşı olmayıp, her türlü içsel ve dışsal etki ve baskı unsuruna karşıdır. Söz konusu baskı unsurlarından en önemlisi ise bizatihi üniversite yönetimi ve yöneticileri olabilmektedir. İmzacı rektörlerin bilmeleri gerekir ki, üniversite öğretim üyelerinin özgür düşünme ve bilim yapma özerkliği bizzat üniversite yönetimi ve yöneticilerine karşıdır. Hiçbir rektör, hatta senato vs yönetim ünitesi tüm öğretim üyeleri adına beyanda bulunamaz. Bu ne cehalettir ki, hangi dalâlet sahibinin yazdığı belli olmayan bir metin, tüm üniversiteleri bağlarcasına rektörlerce imzalanıyor !

Bu ortamda nasıl olacaksa, Mutlu Yıllar, sağlıklı, güzel günler dilerim!

___________________________________

– Konunun önemine binaen, EVRENSEL’de yayınlanmış yazının, bu konulara yatkın bir dostumla tartışmalarla zenginleştirilmiş halidir.

BİR CEVAP BIRAK