Uygarlık, tersine evrim mi?

Uygarlık, tersine evrim mi?

0
PAYLAŞ

karanlık bir çağ olmadığını kanıtlamaya çalıştıklarını biliyorum.


Bu kısa yazımda yapmaya çalıştığım, ilkel-komünal toplumdan bu yana tersine bir evrimi yaşadığımızı göstermeye çalışmak.


Çoğunuza aykırı görünen bu savımı açıklamaya ve siz değerli okurlarımız ile paylaşmaya çalışacağım.


İnsanoğlu, binlerce yıldan bu yana bir mücadele ve savaş halinde. Bu mücadelesinde ilkel-komünal toplum aşamasına kadar doğal zorluklarla ve insanlığın düşmanlarıyla savaşmış. Dinozorlarla, yırtıcı hayvanlarla, zor doğa koşullarıyla çetin bir mücadeleye girişmiş. Alet kullanmayı, ateşi keşfetmiş, silah yapmayı öğrenmiş.


Bu savaşında onurlu ve haklı olmadığını hangimiz iddia edebilir?


İlkel-komünal toplum sonrasında insanın rolü değişmiş. Kendi türünü esir yaparak köleleştirmiş. Köleci toplumla birlikte, kendi türünü sömürmeye başlamış.


Böylece, tarihte insanın köleleştiği yeni bir döneme ya da çağ’a adım atılmış : Köleci Toplum.


Köleci toplum sonrasında feodal toplumu görüyoruz. Küçücük devletçikler, küçücük çıkarlar uğruna savaşlara girişmiş. Milyonlarca insan savaşlarda yok yere telef olmuşlar. Bütün varolan değerler ve üretim, küçük bir azınlık grubun, derebeylerinin ve toprak sahiplerinin çıkarları ve zenginleşmesi için harcanmış.


Feodal toplum sonrası mutlak monarşi dönemi yaşanıyor. Bu dönemde mutlak iktidara sahip olan Kralların emrindeki milyonlarca insan sefil ve yoksul bir hayata mahkum edilmişler. Kral’a vergi veren küçük bir kentsoylu azınlığın zenginleşmesi uğruna, halk açlık ve sefalete sürüklenmiş.


Bu dönemde Kral’ın emirleriyle haksız savaşlara girişilmiş, kölelikten öte acılar ve kitlesel kırımlar yaşanmış. Feodal toplum döneminde olduğu gibi, salgın hastalıklar ile milyonlarca insan toplu biçimde kırıma uğrarken, feodal beyler ve Krallar, şatafatlı yaşamlarından ödün vermemişler.


Daha sonra bugünkü kapitalist sisteme ve ileriki aşaması olan liberal demokrasiye ulaştık. Haksız ve mantıksız savaşlar hala sürüyor. Ülkeler arasında olduğu gibi, ülke içinde de iç savaşlar yaşanıyor. HER YIL milyonlarca insan, savaşlar yoluyla ölmek ya da yaralanmak ya da açlığa mahkum olmak durumunda kalıyor. İnsanlığın büyük çoğunluğu, karın tokluğuna yaşamını sürdürmek zorunda. Barınacak bir ev ve karnını doyuracak bir ücret karşılığında hayatlarını boş yere harcayıp gidiyor.


Bugün insanlığın geldiği aşamada, nükleer silahlar için milyar dolarlar harcanıyor, bombalar ve savaş uçakları üretmek için ülke kaynakları seferber ediliyor, güçlü donanımlı ordular yaratmak için halklar sefalete mahkum ediliyor ve bütün dünyayı Büyük Birader’in izlemesi ve denetlemesini sağlamak için insanlığın çok büyük bir bölümü adeta köleleştiriliyor.


Açlık ve sefalet, Afrika’da kol geziyor. Asya’da diktatörler halklarına zulüm uyguluyor. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısını barındıran Çin ve Hindistan gibi birkaç ülkede kölelik koşulları ötesi durumlar yaşanıyor. Aynı ülkeler, milyarlarca dolar harcadıkları nükleer teknolojileri ile korku salıyorlar.


Dünyanın hiçbir döneminde görülmediği kadar izleniyor, denetleniyor, kontrol altında tutuluyor, belirli dar sınırlar içine hapsediliyoruz. Belirli biçimde düşünmeye zorlanıyoruz. Köleleştiriliyoruz. Özgürlüğümüzü bütünüyle kaybediyoruz.


Uygarlık denen şey, insanları özgürleştirip mutlu yapacağına, karın tokluğuna emeğini satan kölelere dönüştürmüş durumda. Bu biçimiyle uygarlık, insanın kendi türüyle hep birlikte dış çevre zorluklarıyla savaştığı ilkel dönemlerden daha mı onurlu ? Elbette ki “Hayır”.


Kısacası, uygarlık yada evrim süreci, tersine doğru gelişiyor. Tersine evrimi yaşıyoruz.

BİR CEVAP BIRAK

two × 1 =