Uyku arası reklamlar

“Bir uyku makinesi icat eden düşler Marco Polo’su ve uykunun Kristof Kolomb’u Dr. Cavalcanti, “uyutucuma reklam koymak istiyorlar” diyerek haykırarak reklamlı düşlere karşı isyan eder ve bir meslektaşına  günün birinde tabutlara bile reklam konulacağından kuşkulandığını söyler.”


Kapitalizme karşı bir duruş sergileyen, bunun için “uyku makinesi” icat edip uykuyu ve düşlerini kurtarmaya çalışan Dr. Cavalcanti’nin uyku makinesine reklam koymaya çalışan bir sistem ve bu sisteme karşı koyuşun romanlaştırılmış hali “Uyku İmparatorluğu”.


“Henri-Frederic Blanc’ın “Uyku İmparatorluğu” adlı romanının kahramanı Dr.Cavalcanti, üretim ve tüketim çılgınlığına karşı, doğanın, beyinlerin ve ruhların kirlenmesine karşı bir panzehir olarak uyku ve düşleri savunuyor. İnsanın ruhlarını, uykularını ve düşlerini kurtarmak için uyku makinesi icat eden Dr. Cavalcanti, aslında çağdaş bir Donkişot olarak uykunun hafifliğinde gerçek benliğimize dönmemiz için bize yol gösteriyor.”


Kitabı okuduğumda 2005 yılının Aralık ayında yazdığım “Mutlaka aaaal” adlı yazımı hatırladım. O yazımda tüketim çılgınlığının gideceği son noktayı şöyle dile getirmiştim: “Bu işin nereye gideceğini söyleyeyim. Nasıl olsa ellerinde adresimiz de var ya. Gece evimize girip uyurken kulağımıza fısıldayarak beynimizi yıkayacaklar ‘Yarın bizim ürünü aaaal. O senin için mükemmel bir ürüüün. Mutlaka aaaaal…’ “


Ben Dr. Joseph Cavalcanti gibi uyku makinesi icat etmemiştim belki ama, tıpkı onun gibi tüketim çılgınlığının gideceği son noktanın gece uykularımıza girip, beynimize hükmedecekleri fantezisini kurmuştum.


Aslında her gün birileri tarafından beyninize girilip yönlendirildiğimizi söylesem yalan olmaz. Belki uykularımıza henüz girmediler ama beynimize çoktan girdiler. Günde en aşağı elli ya da yüz kez direkt ve endirekt reklamlarla karşı karşıya kalıyoruz.


Reklam deyince herkesin aklına bir tanım geliyordur. Serdar Kuru bundan bir süre önce internet ortamında yayınlanan “Bilinçaltı reklamlarla beyniniz nasıl yıkanır?” adlı yazısında reklamı şöyle tarif etmişti. Geniş kitlelere hitap eden bir tanım bu:


“Reklam belli başlı büyük karteller tarafından üretilen, gerçekte ihtiyacınız olmadığı, büyük kısmı kalitesiz ürünleri, çok pahalı fiyatlarla ve sizi bankalara borçlandırarak satın almaya ikna edilmeniz için beyniniz üzerinde uygulanan psikolojik operasyon materyallerinin tamamıdır. Bir anlamda reklamlar yalanın bilimselleştirilmiş halidir.”


Serdar Kuru aynı yazısında, “Reklamlar size vücudunuzun hiçbir işine yaramayacak şekerli boyalı suyu hayatınızın anlamı, köpeğin bile yemediği içi türlü kimyasal dolu mısır gevreğini çocukları dahi yapan mucize yiyecek, konuşması dünyada en pahalı olan kazık telefon hattını iyilik perisi olarak yuttururlar.” derken reklamın görünen yönüne örnek veriyordu.


Reklamın bir de bilinmeyen, yani bilinçaltı kısmı vardır ki, o, en tehlikelisidir. Çünkü gelişen teknolojiler sayesinde beyninize yapılan saldırıların büyük kısmı bilinçaltına yapılabilmektedir artık:


“Bir gün markete gittiniz ve hiç aklınızda olmamasına rağmen tonla gereksiz şey alıp çıktınız ve sonra da kendinizi suçladınız. Boşuna üzülmeyin suç sizde değil, suç marketlerde kullanılan ve sizi satın almaya ikna eden pek çok bilinçaltı tekniğinde. Mesela marketlerde çalınan müzikler özel olarak hazırlanmıştır ve hem sizin duyamayacağınız ama beyninizin hemen kapacağı bilinçaltı emirler içerirler hem de müziğin temposu sizi özel olarak satın almaya iten bir ritimde ayarlanmıştır. Market içine salınan ve sizi rahatlatarak düşünmeden alışveriş yapmaya iten kokular ve rafların özel olarak ayarlanması sonucu sizi belli ürünlere yönelten raf planlama teknikleri de işin cabasıdır.”


İşte günümüzde varlığını etkin bir şekilde hissettiren popüler kültürün yarattığı insan tipine örnek. Zihni işgal edilmiş, düşünceden yoksun bırakılmış ve şan, şöhret uğruna insan olmanın birincil değerlerini bile ikincil plana atabilen bir tüketim çılgını. Bir tüketim kölesi.


Kapitalizmin devamı için tüketim köleleri var olmalıdır.


O yüzden kapitalizmin tüketim çılgınlığını körükleyecek her türlü yolu kullanmak zorundadır.


Bu uykumuz olsa bile…


EN GÜZEL UYKU TANIMLARI


Şimdi gelelim kitaba… Daha doğrusu uykuyu anlatan bölümlere… Kitaptaki uyku tanımlarını cımbızla tek tek ayıklandığında her birinin derin anlamları içinde boğulabilir insan. Tıpkı uyku kadar, düşler dünyası kadar derin tanımlamalar bunlar.


Zaten kitap eski bir Çin atasözü olan “Uyumak kendimize dönmektir” sözüyle başlıyor.


Roman kahramanı bir yerde “uykuyu hak etmek gerekir” diyor ve ekliyor; “Uyku pis ayakkabılarla ve sümüklü burunlarla hiç mi hiç girilmeyecek bir tapınaktır.”


“Kusursuz bir kılıkta uyumak uykunun bilimsel uygulamasının bir gereğidir. Bu, düşçünün kendine olan güvenini pekiştirir. Hem sonra düşün bizi nereye götüreceği bilinmez, başkalarının karşısına çıkacak durumda olmak her zaman daha iyidir.”


“Başkaları sabanın arkasında iki büklüm olurken, hamağında esneyen adamı hor görmeyiniz, çünkü bir tek bu adam kaplanın karşısına çıkma yürekliliğini gösterecektir”


“Uyumak insanın kendi içindeki en uç noktalara, bilincinin dipsiz kuyularına, insanın bilmek istemediği her şeyi en çok korktuğu her şeyi gelişigüzel yığdığı, kendi kafasının karanlık mahzenlerine inmektir. Uyumak yaşamın bilinmeyen yanını görmektir. Dekorun arkası bize saçma ve uyumsuz görünür, ama bu göz aldatan şeyler artık etkili olmadıkları içindir. Düş daha gerçek biçimdeki yaşamımızdır. Gözlerimiz kapanınca körlüğümüz yok olur. Kendimizi aldatmak için yaptığımız çabalar bilincimizle aynı anda durur, bir anda kendimizle baş başa olur, göz göze geliriz.Varlığımız göz önüne çıkar, doğamız kendisine zorla yaptırdıklarımızın hıncını çıkarır, kendisinden istediklerimiz baş kaldırır. İnsan uykusuzluk çekiyorsa bu uyumaktan korktuğu içindir. İnsan uyku mahkemesine çırılçıplak çıkmaktan korkar.”


“İnsanlarla gerçek arasında, balta girmemiş bir orman uzanmaktadır, kaygan kumlar, sisli yarıklar, çıldırtan çiçekler, zaman zaman yiyen bitkiler, etobur ağaçlar ve sancı uyandırıcı  böcekleri olan balta girmemiş bir orman… İnsanlar bu karabasan ormanından kaçınarak gerçeğe erişmek için  çok daha az tehlikeleri ama son derece uzun olan bir yan yola girdiler. Bu yolun adı us’tur ve insan kervanı yüzyıllardır bu yolda yürümektedir. Ben gerçeğe us’tan geçmeden erişmeye karar verdim. Kestirmeden gitmeye ve balta girmemiş ormanın ortasından geçmeye karar verdim. İşte bu yüzden uyuyorum. Çünkü bu balta girmemiş orman uykudur.”


“Uyku gibi ölüm de hak edilir.
Ölüm uykunun uykusudur”


———————————————-


1- Uyku İmparatorluğu – Henri-Frederic Blanc – Can Yayınları – 1994
2- Serdar Kuru “Bilinçaltı reklamlarla beyniniz nasıl yıkanır?
http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=20954

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here