Uyum sorunu sadece dille çözülemez

Uyum sorunu sadece dille çözülemez

0
PAYLAŞ

Avusturya’da uyum tartışmaları yine bütün hızıyla devam ediyor. Dönüp dolaşıp uyum sorununu esas olarak Almanca bilmemeyle açıklıyorlar.

Tek başına bu düşüncenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bu düşüncemi de çeyrek asırlık mesleki yaşamım içerisinde yaşayarak gördüm. Uyum konusu Almanca ile açıklandığı zaman hep Avusturya’ya gelen ilk kuşağı hatırlıyorum. Çeyrek asırlık Türk işçilerine yönelik çalışma hukuku danışmanlığı meslek yaşamım içerisinde Türkiye’den Avusturya’ya çalışmaya gelen ilk kuşağı tanıma olanağım oldu. Onların çocuklarını da tanıdım, şimdi ise torunlarını tanıyorum. Geçenlerde burada doğup büyümüş, en az 8 yıllık zorunlu okul eğitimini Avusturya’da almış bir gencin babası ile konuştum. Baba ikinci, çocuk ise üçüncü kuşaktan. Baba oğlunun imzalamış olduğu belgeyi “anlamadan imzalamış” olduğunu anlatıyor. Yapılacak bir şey var mı diye soruyor. Kısaca Almanca bilmek, atılan imzanın üstünde yazılanı anlamaya yeterli olmamış. Burada bal gibi uyum sorunu var. Almanca var, ancak çalışma hayatında uyum yok. Üçüncü kuşaktan olan kişinin Almanca bilmesi iş dünyasına uyumu sağlayamamış. Bu durum istisnai bir durum da değil. Buna karşılık ilk kuşaktan insanların hiç böyle bir sorunuyla karşılaşmadım dersem abartmış olmam. İlk kuşak, Almanca bilmek şöyle dursun, okuma yazma bile bilmiyordu. Bildikleri bir şey vardı ki, önlerine konulan yazıyı okutturup, anlayıp, ondan sonra imza konusunda karar alıyorlardı. Haklarını ve yükümlülüklerini çok iyi biliyorlardı. Ayrımcılığı yasaklayan yasanın olmadığı zamanlarda “Türkler haklarını iyi biliyor, onun için de işletmemde onları artık çalıştırmam” diyen işletme sahiplerini tanıdım.

Kendilerini rahmetle andığım babam ve amcam da birinci kuşaktandı. Onları, onların işçi haym’larında birlikte kaldıkları arkadaşlarını tanıdım. Sevgili amcamın okuryazarlığı bile yoktu, babamın yazdığı mektupları kardeşim, bir de ben anlardım. Hem babam, hem de amcam ve arkadaşları bilinçliydiler. Sadece bilgili değil, ayrıca çok da kibarlardı. Ne konuşacaklarını, nasıl davranacaklarını çok iyi bilen insanlardı. Çalışmış oldukları işletmelerde çok ciddi sorunları yoktu. Yetmişli yılların ikinci yarısına kadar işletmelerin sahiplerinin onları bırakmak istemediklerini anlatırdı babam: “Avusturya’yı bırakıp daha batıya gitmememiz için işverenlerimiz pasaportlarımızı elimizden aldı ve kasalarında sakladılar” onun sözcükleridir. Zira Avusturya’nın batısındaki ülkelerde işçi ücretleri daha iyiydi. Avusturya’da uyuma ait sorunlar hep işsizlikle beraber hatırlandı ve konuşulur oldu. Almanca bilmeme durumu o zamanlar daha katmerliydi, işsizlik o zaman da hep sorun oldu. Çalışma şartları, vize sorunu ilk kuşak için daha ağırdı. Her sene yeni çalışma iznine ve yeni vizeye ihtiyaçları vardı. Gelelim günümüzdeki tartışmaya.

Avusturya’nın çok okunan ve ciddi gazetelerinden birisi uyumdan sorumlu bakan ve Müslümanların temsilcisi olduğunu iddia eden bir kişiyi yan yana getirip, uyumu konuşturuyor ve onların düşüncelerini okuyucularıyla paylaşıyordu. Aynı günkü gazetede başka bir röportaj da dikkat çekmekteydi. Viyana’da göçmenlerin sahip olduğu işletmelerin birisinin sahibi ile günde 24 saat, yılda 365 gün açık tutularak, çalışıldığını anlatan bir röportajdı. Günde 24 saat, yılda 365 gün açık olan dükkân sahibi “benim çalışmam kimi ilgilendirir” diyordu söyleşide. Onun haftalık çalışma süresinin uzun mücadeleler sonucunda kazanıldığından haberi yok tabii. Her geçen gün uyum konusuna hâkim olmadığı ortaya çıkan ve son olarak da ırkçılık tartışmalarına yol açarak pek de kabul görmeyen, göçmenlerin fişlenmesi olarak adlandırılacak, iş piyasasında daha çok iş arar durumda olanların tespit edilmesini isteyen uyumdan sorumlu Avusturyalı bakan ile Müslümanların temsilcisi olduğu iddia eden kişi, din dersi öğretmenlerinin dersleri Almanca anlatmalarını ve göçmenlerin Almanca öğrenmelerini uyuma dair sorunun çaresi olarak dile getirmişlerdi. Din derslerinde Almanca da olsa kimin ne anlattığının kontrolünü bir tarafa bırakalım, ilk kuşak ile üçüncü kuşak arasındaki örnek Almanca bilgisinin uyum sorununa çare olmadığı gibi, uyum konusunda da çok önemli olmadığının kanıtıdır. Tartışma başka konularda ve başka çevrelerle de yoğunlaştırılmalı. Bakanla uyum sorununu konuşan, başkanı olduğu cemaatta yardımcısı olan “spor yapmanın kadın göğsünü küçülteceğini ve kadınların spor yapmamasını” dile getiren doktoru savunan kişiydi. Bakanın uyum sorununu tartıştığı kişi, gazetede kendi başkan yardımcısı hekimi savunurken bile uyum konusunda ne kadar uyumsuzluk örneği sergilemektedir. “O aşırı sporu kastetmişti, yanlış ifade etti” sözlerini değerlendirebilmek için Avusturya’da onların çevresinde kaç kadının aşırı spor yaptığını bilmek isterim. Görmedim, duymadım ve okumadım da.
kadim.uelker@gmail.com

_____________________

* Bu yazı Cumhuriyet gazetesinin Pazar Yazıları sayfasında da yayımlandı

BİR CEVAP BIRAK

twenty + 5 =