Uyuşmazlıkların çözümünde tıkanma

Uyuşmazlıkların çözümünde tıkanma

0
PAYLAŞ

İşin daha da ilginç olan yanı, uyuşmazlıklar neden doğuyor ve neden bu denli artmağa başladı diye sorunu doğmadan çözme yolu arayışına gidilmiyor. Sorun çıktıkdan sonra, çözme yaklaşımları ise, sorunu giderek daha da büyütüyor ve çoğaltıyor.

İşçi – işvaran ilişkilerinde ki sorunların başında, işten çıkarma ve sonuçları geliyor. Tazminatların ödenmemesi ya da eksik ödenmesi de, buna bağlı olarak gelişiyor. Alt işveren ilişkileri, bir başka anlatımla taşeron ilişkileri ise, yeni dönemde daha da arttı. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksikliği, çalışma ortamının düzenlenmemesi gibi konular ve iş kazaları davaları da artış gösteriyor. Kayıt dışının yaygınlaşmaya başlaması, sosyal güvenlik sistemini de olumsuz etkiliyor. Sigortalılık ve hakları, emeklilik işlemlerinde ki eksiklikler de, sosyal güvenlik konusunda yargıya gidilmesine yol açıyor. Sendikalar ve topu iş sözleşmesine ilikin uyuşmazlıklar, yasa değişiklikleri ile daha da artıyor. Bunlar uyuşmazlık konularının bazıları.

Büyük illerde, 10 u geçmeyen iş mahkemelerinin sayısı, şimdi 50’yi bile aşıyor.

2000’li yıllarla, iş mahkemelerinin kararlarına karşı, davaların Yargıtay’a taşınması da artıyor. Yine aynı dönemde, Yargıtay’da iş davalarına bakan daire sayısı iki iken, bu gün yuyuşmazlıklara bakan daire sayısı beş oldu. Bu dairelerin dolaplarında değil, koridorlarında gezindiğiniz de dosyaların yığın halinde olduğunu görmek, şaşırtıcı bir durum olmaktan çıktı ve olağan görülmeğe başlandı.

Çalışma yaşamına ilişkin yasal düzenlemeleri yaparken, sosyal taraflarla görüşerek ve uyuşmazlık konularını en aza indirgemeğe çalışarak düzenleme yapma yolu değil, ben yaptım anlayışı hakim olunca, uyuşmazlıkların artması kaçınılmaz bir sonuç oluyor.

Sosyal taraflarla, üçlü diyaloğu gerçekleşttiremeye yönelik, “ÇALIŞMA MECLİSİ” ile “EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY” yasal olarak var olmasına karşın, bu kurumlar nedese çalıştırılmıyor, adı bile geçmiyor. “ÜÇLÜ DANIŞMA KURULU” toplantıları yapılmaktaysa da, burada da ortak uzlaşma noktaları yaratma yerine, Hükümet’in yaklaşımı, adeta dikte ettirilerek kabul etmeleri istenmesi sonucu, görüşmeler başarısız oluyor.

Yasaları yaparken uzlaşma sağlanamadığından, uygulamada da sorunların ortaya çıkması ve çözülememesi sonucu, yargıya yönelme her geçen gün artıyor.

Günü birlik çözüm arayışı ya da günü koşullarına göre, gelecek öngörüsü olmadan yapılan düzenlemeler, sürekli değişime uğruyor. TORBA YASA, artık hukuk sisteminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bazen, kese, bazen torba, bazen çuval, bazen harar. Yapılan bir düzenleme ile bir çok yasa da birden değişiklikler yapılıyor. Takip etmek bile adeta bir sorun haline geliyor.

63. Hükümet’in son dönemlerinde Başbakan, TORBA YASA çıkarılmayacağını belirtmişse de, yılbaşından bu yana dört aylık süreç de, üç torba yasa çıkarıldı, dördüncüsü de yolda.

Son günlerde yeni bir sistem arayışına yönelinilerek, “arabuluculuk” sistemi getirilmek isteniyor. İş Mahkemesi’ne başvuru öncesi, bu sistemin soruna çözüm getirmesini beklemek, sorunlarını oluşumunu önleme anlayışını benimsemeyince, çözüm oluşmasını güçleştirmektedir.

Önümüzdeki hafta içinde İstanbul’da, Kültür Üniversitesi’n de, Prof.Dr.Turhan Esener adına düzenlenen iş hukukuna ilişkin uluslararası bir toplantıda, bu konularda ele alınacaktır.

Yine aynı günlerde, TOBB’nin İstanbul’da düzenlediği bir başka toplantıda da, bu konu uluslararası boyutta ve katılımla yine ele alınacaktır.

İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Derneği (eski Milli Komite), mayıs ayında bu konuyu ele alan toplantı düzenleyecektir.

Bunlar sadece birkaçı. Baroların, üniversitelerin, sendikaların ve özel kuruluşlarında, bu konuda toplantılar düzenlediği dikkate alındığında, uyuşmazlıkları çabuk çözümleme arayışı olarak değerlendirebiliriz. Ancak, belirtmeğe çalıştığımız gibi asıl olan, sorunların oluşmadan önlenmesidir. Bunun içinde öncelikle yasaların çıkarılmasından önce, sosyal taraflarla üçlü diyalogla, bu düzenlemeleri gerçekleştirmedikçe, sorunlar artmaya devam edecektir.

İşte sorunların artması ve çözümün çok geç olması, beklenmesi ya da gerçekleşememesi, sorunların çözümünde bir tıkanmayı kaçınılmaz olarak getirmiştir.

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan, “İŞ MAHKEMELERİ KANUN TASARISI TASLAĞI”, sosyal taraflarca gözden geçirilip, değerlendirme sonucu, ortak görüşlerle oluşmuş bir metin olmakdan uzaktır. Sosyal tarafların görüşleri ve hukukçuların eleştirileri daikkate alınmadan, bu taslağın tasarı haline dönüşmesi, kaçınılmaz olarak yeni sorunlara gebe gözükmektedir.

Bir başka örneğe baktığımızda, buna şükür mü diyeceğiz. 2000’li yıllarla birlikte gündemden düşmeyen, kıdem tazminatı ve fonuna ilişkin durum daha bir başkadır. Hükümetler, programlar, bakanların ayrı ayrı değişik açıklamaları, ancak bütün bunlara rağmen, hala yıllardır ortada resmi bir tasarı taslağı bile yoktur.

Yargıtay’da ve iş mahkemeleri’n de yığılan dosyalar, kararların gecikmesi nedeniye eleştirilere yol açmakla birlikte, asıl çözümü sorunları oluşturmama arayışına yönelinmemesinden olduğunu, gözardı etmemize yol açmamalıdır.

Kıdem tazminatı ve alt işverenlik ile ilgili bir tasarı taslağı dahi oluşturmadan, bu konuda ilgililerin, hatta tarih de vererek çıkacak diye açıklama yapmalarını, öncelikle terketmeleri gerekmektedir.

TBMM’n de komisyonlardan geçerek, genel kurul da gündeme alınmayı bekleyen, özel istihdam büroları ve esnek çalışmaya ilişkin düzenlemenin, sosyal tarafların değerlendirmesine açılması gerekecektir.

Üçlü diyalog sistemlerini çalıştrmadığımız sürece, sorunları çözüyoruz derken yeni sorunlara yol açıldığını görmemezlikden gelmeyi, nereye kadar ve ne zaman değin sürdüreceğiz acaba?

_________________________________________________________

* İstanbul. 19 Nisan 2016. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

19 + sixteen =