Uzakları özlemek

Zaman zaman sorarım kendime: daha önce kaldığım yerleri gördüğüm yerleri özlüyor muyum? Çocukluğumun geçtiği yerleri özlüyor muyum? Örneğin Isparta’yı Fevzipaşa’yı Adana’yı Erzurum’u özlüyor muyum? İçimde böyle bir özlemin kırıntısı yok. Dışarıda bir yerleri özlüyor muyum? Örneğin Montréal’i Miami’yi Murcia’yı ve daha başka yerleri özlüyor muyum? Özlemiyorum. Belki tek özlediğim yer birden bastıran yağmuruyla ve kocaman kırmızı çiçekleriyle Bermuda Adaları’dır, oraya da hadi kalk gidiyoruz deseler gidecek değilim. Pasaportumun vakti çoktan geçti. O havaalanları gözümü korkutuyor. Gençlikte çok kolay yaptığımız bazı şeyleri şimdi yapmak istemiyoruz. Hayır onu demek istemedim, ben başka bir şeyden sözediyorum. Gözüm kesmiyor artık çok şeyi.

Amma serüvenci adamdım, ondan iz bile kalmadı. Stepnesiz ve dört kabak lastikle, tekerlekler indikçe pompalıya pompalıya Elazığ’dan Erzurum’a gitmeyi göze alabilir miyim bugün? Her baban hasta gel dediklerinde dekandan izin alıp gece yarısı tek başıma Erzurum’dan yola düşüp üstelik kestirme olsun diye derelerin içinden geçerek İstanbul’un yolunu tutabilir miyim? Kanada dönüşü Paris’de sıkıldık hadi İspanya’ya gidelim deliliğini kim göze alabilir? Çocuk daha bir buçuk yaşında, arabası da yanımızda, bir sabah vakti Malaga’ya düşüyoruz. Deniz için Torremolinos’a gidin diyorlar, Malaga’da bir şey yok. Bu arada bıyık altından da gülüyorlar. Yahu neden gülüyorsunuz? Arkadaş sen buraya hoş gelmişsin ama burada insanlar yerlerini iki yıl önceden ayırtıyorlar, nasıl edip de yer bulacaksın, ne akla hizmet geldin buraya! Delinin aklından ne olacak. Kadını ve çocuğu oturttum bir çay bahçesine, ben düştüm yola, her gittiğim yerde bana garip garip bakıyorlar. Sabah başladım dolaşmaya, öğlen oldu bir şey yok. Ben araştırmalarımı inatla sürdürüyorum. Bir otelci hanım şöyle dedi: “Bir apartman katı var tam deniz kıyısında, bugün çıkacaklardı, çıkarlarsa size veririm, ama bir süre bekleyeceksiniz.” Sonunda ben anahtarı aldım, koştum kent merkezine ki bizimkiler bitmiş tükenmişler. Orada eşsiz bir yirmi gün geçirdik. Belçikalı komşularımız vardı, çok sevimli iki genç: evlenmişler ve ırksal sorunlar yüzünden ailelerinden kaçıp Torremolinos’a yerleşmişler.

Şimdi anı bile değil bütün bunlar. Sonra sonra ben büyüdükçe akıllı uslu bir adam olmaya başladım. Akıllı uslu adam olmak ne demektir? Korkağın biri olmak demektir. Bu yaz kendimize denize girmek için uygun bir yer arayacağız. Öyle gözümde büyüyor ki hiç sormayın.  Neredeyse denize gireceğimize duş alsak olmaz mı diyeceğim de utancımdan diyemiyorum. Bir doygunluk belki de bu. Çünkü tam isteksizlik değil. Serüvenci zamanlarımda insanlarla ilgili geniş ve derin bilgim yoktu, dünyayı da tanımıyordum. O zamanlar hiçbir şeyden korkmayan ben asıl şimdi hiçbir şeyden korkmamalıyım. Yapacağımı yapmışım kıyıya çekilmişim. Aslında korku da değil bu, bir tür hantallık. Şimdi kendi köşemde sessiz sessiz yaşamak ve son yıllarımı ya da aylarımı ya da günlerimi gene de bir şeyler yaparak geçirmek hoşuma gidiyor.

Şimdi galiba ufakçılığa başladım, küçük işlerle uğraşıyorum. Isıtıcının dibi delinmiş, su akıtıyor, dün gittik yenisini aldık. Yerli beyaz tavalar ve tencereler çabuk bozuluyor, iki tencere birkaç tava attım. Yenilerini almak gerekiyor. Zaman ayırmak kolay olmuyor bu işlere. Sağa sola konuşma yap diye çağırıyorlar, kıramayıp pekiyi diyorum. Yeni kitaplar var, eski kitapların yeni baskıları var. Hele sağ bacağım aksayalı beri iyiden iyiye ev kuşu oldum. Sevgili doğa bana oyun oynadı, biliyor benim için yürümenin ne anlama geldiğini üstelik. Olsun ne yapalım, sancılana sancılana da olsa yürüyorum işte. Salıları pazara bile gidebiliyorum.

Uzakları hiç mi özlemiyorsun diyecek olursanız sizi şöyle yanıtlayabilirim: biri beni alıp bir yerlere götürdüğü zaman pek güzel gidiyorum. Böyle bir şey kırk yılda bir olsa da her zaman olacak değil. Bu tür lükslerimiz yok. Büyük bir istek olsaydı içimde ne yapar yapar eski serüvenci deliyi uykusundan uyandırır hadi kalk gidiyoruz derdim. O serüvenci deli değil kabak lastikle taşlı yollara vurmak, düz yolda giderken bile korkuyor artık. O serüvenci deliden geriye kalan adam belli ki geçmişte bıraktığı hiçbir şeyi ya da hiç kimseyi özlemiyor. En iyisi bazı anıları belleğin derinlerinde bir yerlere gömmek değil mi? Belki her şey çok iyi yaşanmış olsaydı böyle duygular içinde olmazdım. Şimdi artık daha çok kitaplarla içlidışlı olma vakti. Okuyacağım ne çok şey var, yazmam gereken ne çok şey var. Önümde çok vaktim de yok. Belki o yüzden zamanı daha özenli kullanmak gereği duyuyorum. Gençken de zamanı bozuk para harcar gibi harcamazdım ama zamanı kullanmakta çok da özenli değildim. Alıp başımı gittiğimde zaman diye bir şeyi düşünmezdim. Şimdi artık en değerli şey zaman…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 + 3 =