Uzaktan kumanda…

Bundan 11 yıl önce…
Erdoğan iktidara yeni gelmiş.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek.
Bir nezaket ve kutlama ziyareti yapmak istedim.
Taaa Özal döneminden gazete-siysetci çizgisinde dostluğumuz var.
Sınırlarımız ve mesafemiz bellli.

Ben o sıralar işsizim.
Daha doğrusu emekliyim ama işsiz kaldığım dönemin sonuncusu.
Sadece Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesinde ikinci sömestr süresinde seçmeli ders veriyorum. Dergi Gazeteciliği dersi.
Bir de Hürriyet’in haber portalında gazeteci dostum ve meslekdaşım Serdar Devrim’in köşesine “Ankara Notları” yazısı yazıyorum.
Meccanen destek.
Serdar’la hukukumuz eski ve para-mara umurumda değil.

Cemil Çiçek ile yaptığım görüşme sırasında, önemli şeyler söyler ve yazmamda mahzur görülmeyen konular geçer diye yanıma ses kayıt aletini de almıştım.

Nitekim konuşmalar sırasında sık sık kayıt aldım.
Zaman zaman da not tuttum.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “ Arka Bahçesi” o dönem çok önemliydi.
Herkes bu arka bahçeyi merak ediyordu.
Muhalefet ve askerler ise son derece tedirgindiler.
Nitekim Erbakan takımı işbaşına gelmişti.
Gül ve Erdoğan liderliğindeki “Ilımlı İslam” çizgisindeki AKP’de Cemil bey Özal ekolünden geliyordu ama onun da “mütedeyyin” gruptan olduğu biliniyordu.
Çiçek, “arka bahçe” konusunda herhangi bir işaret ve izlenim almadığını, yönetimin en üst kademesinde olmamasına rağmen, “dini bütün “ ile “ dinci” çizgiyi fark edebilecek kadar bilgiyr sahip olduğunu ancak tehlikeli hiç bir duruma rastlamadığını vurgulamıştı.

Yani AKP’nin “şeriat devleti” çizgisine sahip olmadığını ima ediyordu ama ekliyordu:
“İlerisini bilemem. Ama tehlikeyi sezdiğim an çatı altında zaten yokum demektir.”

O gün bugündür ülke yönetiminde “şeriat özlemi” anlamında bir tehlikeli uygulama yok denebilir.
Ufak-tefek “çıkıntı”lı uygulamalar hayata geçirilmedi değil.
Özellikle içki konusunda.
Sosyal yaşam alanındaki bazı “gıcık” karar ve uygulamalar hariç, çok da toplumu ayağa kaldıracak kararlar hayata geçirilmiş değil.
Netice ortada…
Fazla batıcı değil.
Fazla dinci değil.
Bir tek cemaatcilik hariç.
O da Fettullh Gülen Hocaefendi sayesinde…

Evet, ben de 28 Şubat sonrası ülkden kaçan ve ABD’de yaşayan Gülen’in dosyası kapandığı için bu durumu merak ediyordum.
Yani Gülen Yargıtay’dakı son duruma göre beraat etmiş ve dosyası kapanmıştı.
Türkiye’ye istediği an dönebilirdi.
Yine de bazı korkuları olmalı ki beraat ettikten sonra hala dönmemişti.
Asalet Bakanı Çiçek “Dönmemesi için neden yok. İstediği an gelir. Türkiye’nin kapıları açık. Ayrıca kimsenin ısrarla davet edecek hali yok” demişti.

Hocaefendi nitekim hala Türkiye’ye gelmiş, ana vatanına dönmüş değil. Türkiye’nin değişk yörelerinden Atlantik ötesine taşınan vatan toprağı ile idare ediyor.

Benim merak ettiğim, Abdullag Gül-Tayyip Erdoğan ikilisinin, hatta Arınç’ı da katarsak bu tepedeki üçlünün, hocaefendiye telkinleri ne oldu?
Ne olmuş olabilir.
“Sen orda kal, bizler devlete hizmet ederken seni daha fazla koruyabiliz” mi dediler.
Yoksa “Gel burda hizmet et” mi diye ısrar ettiler.
Hoca ABD’de kaldığına, uzaktan da olsa Türkiye’de kadrolarını kurduğuna göre bence gelmemesi için yapılan tekliflere boyun eğdi.
Gelseydi belki de AKP’nin işi daha kolaylaşırdı.
Belki kadrolaşma böylesine genişleyemezdi.
Uzaktan kumandayla gerçekleşen “Gülen örgütlenmesi” bu noktaya belki de gelemezdi.
Hatta “çete”leşme noktasına ulaşamazdı.
Netice ortada.
Ama sonucu tahmin etmek zor.
“Banko”su olmayan tahlikeli bir yarışa, ölümüne bir mücadeleye tanık oluyoruz.
Her iki taraf dua etsin ki, iyi ki demokrasi var…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.