Uzun Unakıtan Hikayeleri 2

Uzun Unakıtan Hikayeleri 2

0
PAYLAŞ

“Kimse Maliye’ye yamuk yapmasın! “ Vay canına…


İşbu kısacık cümle o kadar çok şey anlatıyor ki , başlıbaşına bir yazı konusu geldi yine hükümet cihetinden allah razı olsun… Kişisel olarak Unakıtan hikayelerine özel bir ilgi alanım oluştu, çipil çipil gözleri ile bir şirinlik abidesi olarak çok sevdiriyor kendisini Kemal abim… Çünkü Nasreddin Hoca ya da Keloğlan hikayeleri gibi kıssadan hisse çıkartılacak çok tarafı var. Başlıbaşına bir kaynak…


Hala acemi olan hükümetin değişik kanatlarından bir çok yazı konusu geldi aslında bugün… Başbakan bizzat çok çalıştı Medya için… Zaten kendisi de demişti “ Yarın bir konuşucam, bir hafta gündem olacak” diye… Dediği doğru çıktı ama, bence konuşmasının sığ içeriğinden çok, kendine yakışan er meydanlı mahalle uslubu, agresifliğinin ve panik hallerinin psikolojik nedenleri ve suçluluk semptomları tartışılacak günlerce… Bir de dümen suyuna gitmeyen medyayı öptü arada şappadanak… Mevkiine yakışmayan sözleri, gafları, sığ suçlamaları, köşeye sıkışmışlık görüntüleri ve topu taça atma metodları ayrı bir yazı konusu…  Acaba bunları tavuk ziyafetinden sonra tavuklu elleriyle ve yağlanmış ağzıyla mı yaptı, yoksa aç karnına mı? Bunu öğrenemedik…


Akıl hocalarının enine boyuna düşünmeden Başbakan’ın gündemine ve fare doğuran açıklamaları içine, al sana koz diye koyuverdikleri belli olan, mal bulmuş magribi gibi elde iyi bir kart var sanılarak üretilen hücum savunma mesnetinin,  ters tepip muhalefete çok güzel paslar verdiği aşikar… Bir de adam adama markaj ve tam saha pres karşısında savunma aczi içine düştükleri ve ekip oyunundan uzaklaşıp ve de oyun disiplininden kopup, kendi sahalarına kapandıkları, hatta kendi kalelerine gol attıkları da keşfedilmiş oldu, karşı takımın en büyük zaafiyeti olarak… Tabii bunları görebilen muhalefetspor antrenörlerinin oyunu iyi okumaları ve taktik geliştirmeleri önemli…  Hani Unakıtan’ın oynadığı sağ kulvardan devamlı hücum tazelense, bir üfleyişte çökecek gibi görünüyorlar… Ağları yırtacak bir santrafor olsaydı lig çoktan bitmişti… Tribündeki taraftarları da yakında Galataport ve Çamlıca tesislerini basıp mağlubiyetlerin ve puan cetvelindeki düşüşlerin hesabını sormaya başlar… Ben zaten oldum olası AKP’yi, güzide klübümüz Fenerbahçe’ye benzetirim…


İkiside çağa uygun takımlardır. Hedefleri için her yol mübahtır.
Bürokrasiyi çok iyi kullanırlar. Özel bürokratları vardır.
İkiside Medyayı kendi lehlerine çok verimli kullanırlar,
Medya ikisinin de adamıdır. Medyada ikisinin de goygoycuları çoktur.
Yaptıkları skandal türü davranışlar Medya tarafından örtbas edilir.
İkisi de gözdağcıdır. Yarattıkları korkudan ve  sindirmeden dolayı hak gaspları asla ifşa edilmez.
İkiside demokratik görünümlü ama aslında tek adamcı, lider sultasıdır.
İkisinin de etkili rakipleri olmadığı için ülkede meydanı boş bulurlar.
İkisi de alaturkadır,  içerde cazgır, Avrupa’da süklüm püklümdürler.
İkisi de Avrupalı olmayı benimseyemezler ve içlerine sindiremezler ama peşinde koşar görünürler. Temel amaçları içerde lider kalmaktır. Bu onlara yeter. Avrupa’yı amaçları için basamak olarak kullanırlar.
İkisi de Türkiye’ye Avrupa’da prestij ve itibar sağlayamazlar.
İkisi de liderken dahi taraftar yitirebilirler.
İkisinin de lideri birbirini tutar, birbirinden medet umar.
İkisi de kazanımlarını elde etmek için ulufe dağıtırlar, peşkeş çekerler
İkisi de yabancı yatırımına önem verirler, gizli yabancı hayranıdırlar, kaynaklarını yabancılara açarak destek sağlarlar ama yabancılardan dışarda verim alamazlar.
İkisinin de taraftarları alacaklı gibidir.
İkisi de Avrupa liginden sık sık elenirler ama yine ısrarla peşinden koşarlar.
İkisinin de oyunları dışarda geçmez.


Bırakalım top oynamayı da Unakıtan’ımıza bakalım… Sayın Unakıtan’ın eline Başbakan bile su dökemez… Unakıtan daima dominanttır yazı konusu üretme skorunda…  Aynı gün ikisi de konuşsunlar, Başbakan nal toplar nazırının yanında… Aslında Başbakanı böyle köşeye sıkıştırıp, hedef teşkil ettiren ve çuvallatan ve off side’a düşüren de, bizzat Unakıtan’ın tek başına şuursuz hücumuydu ya neyse… Herhalde kapalı kapılar arkasında bunun hesabını sormuştur Kemal abisinden… “ Ya Kemal abi,  durup dururken ne gerek vardı, Baykal’ın, CHP’nin hesaplarını ifşa etmeye? Bak ucu bize dokundu senin yüzünden…” demiştir mutlaka… Ya da beklenmedik bir erdemle “ Ayıp ettin Abi ya… Mevkiini suistimal ederek, Maliye’nin başında olma avantajını şahsın ve partin lehine kullanarak, şimşekleri çekmiş oldun ve bu büyük gafletti valla, demokratik görünümümüzü bozdu, çok acemiceydi, biraz dikkat et be abi  “ diyebilmiş midir dersiniz? Bakarsınız şimdi kalkar, mal varlığındaki ortaklığı bile bozar… “ Hadi Galataport projen fos çıktı, Yüksek Planlama’ya takıldı, olamadı, niye zamanında Yüksek Planlama Kurulu’nu hegomonyanıza alamadınız? Hadi onu da boşver, Çamlıca’da bana bir villa bile yaptırmadın, aşkolsun Kemal Abi ” demezler mi adama…


Sonra kürsüden baktı kameralar çekiyor mu diye ve devam etti eleğindeki unlarını akıtmaya… “ Evleri yaptığım zaman imar izni vardı, 16 dairelik yere tek villa yaptırdım valla billa yine de… “. Bunu bir kıyak yapmış gibi bir edayla söyledi… “ Hani bu gözütokluğum da size kapak olsun” der gibi…  Oysa o zaman bu kadar parası yoktu muhtemelen, çünkü daha Maliye Bakanı olmamıştı, hatta daha AKP bile yoktu ve henüz Unakıtan ailesi politikada ve pastorize yumurta işinde bile değildi. O zamanlar Al Baraka’da, küçük ve sıradan bir odada, yeşil sermayenin giriş çıkışlarının koordinasyonunu ve akıl hocalığını yapıyordu muhtemelen…  Tavuklar gripten yatarlarken ve yakalanan poşetlenip öldürülürken,  UNAKITAN  Pastorize Yumurta Üretim Tesisleri daha yeni kurulmaktaydı apar topar… Yandaş, güdümlü ve bağımlı  TV kanalları, UNAKITAN pastorize sıvı yumurtalarının reklamını yapmıyorlardı henüz o zamanlar ana haberlerde bedavaya… O kadar şeffaflar ve masumlar ki veya o kadar müdanaasızlar ve alacaklılar ki, hani başka bir marka koymayı bile düşünmediler, ya da düşünmeye bile pek vakit bulamadılar, apar topar yumurtaların sarılarını, AKlarından ayırma telaşından dolayı… Oysa AK markası daha çok yakışırdı… Hem unakıtmanın akı, hem de partinin… Hem de pastorize yumurtanın akı gibisinden… Bir de böyle hükümet eliyle, başka yumurta kullanımını yasakladın mı gelsin villalar…


Hani yakında, Tüzmen Muhallebileri, Çiçek Lokumları, Gönül Şehriye Çorbaları, Arınç Pastırmaları piyasaya çıksa ve ATV kanalında ana haberlerde Ali Kırca gülerek bunların tanıtımlarını yapsa, bunları alacak parası olmayan halkımız özendirilmiş olmayacak mı? Diğer sektörel üreticilere yamuk yapılmış olmayacak mı? Herşeye burnunu sokan RTÜK, bu duruma el koyup, haksız rekabet yasasını ve gizli reklam yaptırımını işletir mi acaba? ATV ne yapsın? Ali Kırca ne yapsın?  Zorunlu, güdümlü reklama, ekranda  “ Bu bir Reklamdır”  ibaresi yazacak değiller ya… Çok yamuk bir durum…


Yamuk dedim de aklıma geldi yeniden… Bu nasıl bir devlet uslubudur öncelikle? “ Kimse Maliye’ye yamuk yapmasın”  demek… Bu nasıl bir pişkin cesaretidir? Bir mevkiyi bu kadar içten benimseyip, nasıl bir kalpten bütünleşmedir makamla… Yahu buralar geçici olarak sizin… Bunların tek tek hesabı sorulacak zamanı gelince… Yamuk yapılacaksa sana yapılacak, senin haksız çıkarlarına yapılacak… Sen şahsen ve bizzat Maliye’nin kendisi misin ki, Maliye’ye yamuk yapılmasın tehdidinde bulunabiliyorsun? Hani bir tek “ Yamuk yapılırsa, yapanı oyarım… Defterdarlarımı ve süvarilerimi üstünüze salarım, vergi manyağı yaparım…”  demediğin kaldı açık açık… Mevkiini bir kez daha suistimal etmiş olmuyor musun? Ne yani, bir basın organı üstüne gelse, yani Kemal Unakıtan olarak üstüne gelse, sen Maliye Bakanı sıfatınla onun defterlerine mi el koyacaksın, açığını mı çıkarmaya çalışacaksın? Tehditin bu mu? Tıpkı makamının gereği bilgin dahilinde olan ve erdem gereği gizli tutman gereken banka hesaplarını , bireysel bir suçlunun savunma güdüsüyle ve suçluluk duygusuyla, en iyi savunma hücumdur düşüncesiyle ifşa ettiğin gibi, sığ mı hareket edeceksin yine? Yoksa topuğundan mı vurduracaksın yamuk yapanı? Hani uslup ve bakışlar çok mafyavari bir tehditkarlıkta idi de… Sonra yamuk kelimesinin kapsama alanı nedir? Kamu lehine, senin yolsuzluklarının üstüne gelinmesi yamuk mu oluyor? Öyle bir şerefli çetin kayaya çarparsınız ki, size yamuk yapıp üstünüze gelse, yamuk yapabilecek bir açık bulamazsınız…


Bugünkü konuşmasında,  Atatürk’ün muassır medeniyet adına kurduğu ve kendi hisselerini o zaman devleti yöneten tek parti olan , partisine bağışladığı İş Bankasını hedef gösterip, “ Bu banka CHP’nin bankasıdır, dünyada banka sahibi olan tek parti CHP’dir, bu bankayla çalışmayın”  dercesine bankacılık adına bir haksız rekabet suçu işlemiş olan Başbakanın, kendi partisinin arkasında olan onca yeşil bankayı unuttuğu gibi,  yeşil sermayeyi iyi tanıyan abisini Maliye Bakanı yaptığını unutması ve işine geldiğinde Atatürk’ü böyle hatırlaması ve kullanması da dikkat çekiciydi… O zamanlar edepli adaplı devlet sistemi öyle şerefli işliyormuş ki, Atatürk’ün İş Bankası’na yönetici yaptığı Celal Bayar, sonradan Demokrat Parti’yi kurmuş… Demek ki İş Bankası bir partinin nemalanma merkezi cazibesinde olmamış hiçbir zaman siyasi anlamda…


Sormak lazım… Atatürk’ün hangi vasiyetlerine uydunuz ki bu kadar hassassınız? Onun hayatı boyunca savaşını verdiği ilkeleri çiğneyerek, korkularını hortlatarak, Anıt Kabirde kemikleri sızlatanlar siz değil miydiniz? Atatürk’ün adını ağzınıza almaya ne kadar hakkınız var? Türk Dil ve Tarih Kurumunu Atatürk’ün gerici akımlara karşı ve eski arapça ve farsça kelimelerin Türkçe’yi yozlaştırma tehlikesine ve irticai tehlikeye karşı kurmayı düşündüğünü ve bunun için bir fon oluşturmak maksadıyla İş Bankasından nemalanmasını vasiyet ettiğini, ama zaman içinde değişik partilerden hükümetlerin kendince kadrolaşma hareketleri sürecinde, kurumun bu anlamda işlevini yitirmiş olabileceğini öngöremiyor musunuz acaba ? Burda CHP’nin suçu nedir? Burda İş Bankasının suçu nedir? Ve şunu bilin ki CHP bu gaflet ve delalet içinde olsaydı ve İş Bankasını finansör olarak kullansaydı, bu güçle transfer edebileceği milletvekilleri ile ve sizin usulünde seçim kampanyaları ile her dönem iktidar olurdu… Böyle muhalefetlerde emeklemezdi…


Yoksa irticai tehlike mi gördünüz de devletin kurumlarını korumaya aldınız? Yoksa bir yerlerde şeriat faaliyetleri sezdiniz de Atatürk’e sığınıp, günah mı çıkarıyorsunuz korkudan? Ne kadar da öngörülüsünüz… Ne kadar da yarı akışkansınız, pastorize yumurtalı un akıtması gibi…


Metin Sözüçetin metinsozucetin@yahoo.co.uk

BİR CEVAP BIRAK