Vaat mi, araç mı?

Vaat mi, araç mı?

0
PAYLAŞ

Siyasal erk tüm toplumu yandaşlaştırma yolunda ilerlerken, hem toplumda hem de siyasal yapıda huzursuzluk büyümektedir. Demokratikleşme ve açılım paketleri gündemde iken ekonomiyi sarsan siyasal istikrarsızlık tüm çabaları boşa çıkarma potansiyeli taşımaktadır. O zaman şu sorgulanmalıdır: Acaba gerçekten demokrasi isteniyor, açılım paketi ya da paketleri arzulanıyor mu? Bunlar birer samimi vaat mı idi, yoksa iktidara gelmenin araçları mı idi?

Bu soruya vereceğimiz yanıt, söz konusu taleplerin sahibi ile ilgilidir; kim demokratikleşmek istiyor, kim açılım paketi talebinde bulunuyor? Doğaldır ki, iç içe geçmiş her iki talep de toplumdan ve/veya toplumun ilgili kesimlerinden gelmektedir. Samimi bir demokratikleşme paketinin iki yadsınamaz temel vardır. Birincisi, demokratikleşme paketi, sözcüğün anlamından da anlaşıldığı üzere, bir kişi ya da bir parti tarafından izole bir ortamda hazırlanmamalıdır. Tarafların talepleri ya da tercihleri alınmadan, hangi noktada farklı tarafların birbiri ile uyuşacakları irdelenmeden yaftasının “demokrasi” ya da “açılım” olduğu bir paket hazırlanamaz, böylece hazırlanmış bir paketin meşruiyeti tartışmalı olur.

Öyle anlaşılıyor ki, sıkışıklık da tam bu noktada ortaya çıkmakta; ekonomik refah düzeyinin elverişli olmadığı ortamda tüm kesimlere kendi tercihleri doğrultusunda demokratik hakların verilmesi (hakkını almasını bilmeyenler için!) sorunlu görülmektedir. Hal böyle olunca, demokratikleşme ve açılımcı oyunların sergilendiği politika sahnesinde ilgili ilgisiz alanlarda karmaşa yaratarak amacın gerçek boyutunu gizlemek kaçınılmaz olmaktadır. Bundan dolayıdır ki, ekonomik sorunların giderek sıkışık bir mecraya sürüklendiği ortamda Ortadoğu’da kargaşaya zemin hazırlayacak siyasi manevralarda bulunmak, ilk algılamada ters politika gibi görülse de, aslında amaca uygundur.

Demokratikleşme amacında samimi olan siyasal erk her ortamda toplumun çeşitli kesimlerinin yükselen taleplerini “çapulculuk” ya da örgütlü kalkış olarak yaftalama ve emniyet güçleri ile orantısız şekilde baskılama amacı gütmez. Anlatma, dinleme ve ikna yoluna karşın, tehdit, baskı ve yıldırma yönteminin yeğlenmesi demokratik gidişata emare olarak görülemez. İkinci yol birinci yola tercih edildiğine göre, siyasal erkin samimiyeti sorgulanmaya değer!

Acaba gerçek amaç ne idi? İnsanların kafasına girilemeyeceğine göre, böyle bir soruyu net ve kesin olarak yanıtlamak olanaklı değildir. Ancak tahminle şu ileri sürülebilir ki, emperyalizmin Ortadoğu’da sadık müttefiki rolü üstlenilmesi misyonunun önemi son dönem siyasi iktidar oluşumunun belkemiğini oluşturmuştur. Burada iki konu öne çıkmaktadır. Birincisi Kürt konusu ve Kürdistan oluşturulma politikası, ikincisi ise, İslâm dininin sömürücü kapitalizmle yoğrularak Batılı anlamda laikleştirilmesidir. Birinci mesele, Ortadoğu’nun denetimi ve İsrail’in güvenliğinin sağlanması, ikinci mesele ise, kapitalizm açısından komünizm tehlikesi savuşturulduktan sonra, kapitalizmin zulmü karşısında yükselebilecek gerçek İslâm tehlikesinin baskılanmasıdır. Son dönem siyasası, Batılı müttefiklere ve içteki entellektüellere(!) böylesi taahhütler, ilgili taraflara da bugün yerine getirilmesinde zorlanılan vaatle kuruldu.

İktidara taşınmış olan siyasal erkin Batıya güven veren ilk icraatını, kucağında bulduğu IMF-Derviş programını derin bir sadakatle uygulaması oluşturmuştur. Bu program sonucundadır ki, Türkiye, malı ve mülkü ile yerli ve yabancı sermayeye satılmış; yabancı sermayeye mal ve finansal alanda güvenli piyasa oluşturmuş; faiz-kur politikası ile üretiminin önemli bölümünü dış dünyaya aktarmış ve devamlı yükselen cari açık sorunu ile idam ilmiğini boğazına geçirmiştir. Bunun yanında, gerek Batılı dostlar gerekse içteki işgüzarlarının ikna çabaları arasında, bir ya da birkaç seçim döneminde hitama erdirilemeyeceği, hatta bu arada bazı gayretlerle geciktirilebileceği önceden bilinen AB üyeliğine de ateşli bir şekilde sarılır görüntü verilmiştir.

Emperyalizmin Kürt ve Kürdistan konusuna bakışını tatmin babında atılması gereken adımlar, AB üyeliği gibi geçiştirilecek bir mesele olmaktan çok uzaktı. O nedenle, bu konuyu salt Kürt açılımı olmaktan çıkarıp, tüm topluma şamil bir demokratikleşme projesi ile sulandırmak ve zamana yaymak da kaçınılmaz idi. Böylece, hem Kürt halkımız hem de tüm toplum güçlü bir beklenti içine itilerek, iktidar balonu şişirilmeye çalışıldı. Ne var ki, proje büyütüldükçe siyaset üzerindeki beklenti de yükselmekte ve yoğunlaşmaktadır. Bu durum siyasal erk açısından zamana karşı mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.

Ne güzel bir rastlantıdır ki, bu arada siyasilerin olası sakin tavırları karşısında aslında fazla bir sorun yaratmayacak olan toplumsal eylem ve gösteriler kasıtlı olarak yükseltilerek, hatta kan pahasına şiddetlendirilerek güvenlik ve toplumsal huzur gerekçesi ile baskı rejiminin yaygınlaştırılmasının meşrulaştırılması yoluna gidildi. Gezi Direnişi’ne yönelik şiddet böylesi bir perdeleme politikasıdır. Yine ne güzel bir fırsat ve rastlantı ki, Suriye karıştı ve olaylar peşinden dış siyaset ve onun içe yansımaları da iç siyaset üzerinde pek güzel bir erteleme ve perdeleme işlevi görmeye başladı. Şans topu dönmeye devam ediyor; FED tahvil alımlarına devam edeceğini açıklayarak, kan emici finansal sermaye de gelmeye devam edecek.

Siyasal erkin seçim vaat ve angajmanları samimi birer vaat mı idi, siyasilerin “demokrasi” olgusundan anladığı gibi tramvay misali araç mı idi!

BİR CEVAP BIRAK

twenty − seventeen =