Vatandaşlığın 74.yılı

PAYLAŞ

5 Aralık tarihi Türk kadınları için önemli bir tarih. Bu tarih, birçok Avrupalı kadından önce seçme ve seçilme hakkına sahip olmamızın tarihi. O gün TBMM’de, başbakan İsmet İnönü ve 191 milletvekilinin kadınların siyasal haklarına ilişkin Anayasa ve Seçim Kanunu’nda değişiklik öngören yasa teklifi görüşüldü ve onaylandı. Oylamaya katılan milletvekilinin tamamı bu değişiklik önerisini kabul etti.


Kadınlar bu tarihten önce de seçme hakkını kazanmıştı ama, bu yerel yönetimlerle sınırlıydı.  Gerçi bu bile yeni Cumhuriyet’in kadınlar adına attığı önemli bir adımdı. 3 Nisan 1930’da Belediye Kanunu’nun kabul edilmesiyle belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına kavuşan kadın, yavaş yavaş siyasi arenaya doğru yürüyordu. 


Yerel seçimlerden kısa bir süre sonra, 24 Nisan 1930 tarihli Vakit Gazetesi, kadınların bu yeni görevi hakkında şunları yazıyordu:


“Belediyeci kadının vazifesi, belediye bütçesinin tahammülü nispetinde sıhhi ucuz ve taksitle ödenmesi mümkün ev yaptırmaya gayret edecektir. Süt temizliğine dikkat edilecektir. Sinemalar, barlar vs. çocuklar için kontrol edilecektir. Belediyeci kadın umuma mahsus sıhhat dersleri verilmesini sağlayacaktır. Kız mekteplerinin kadın müdürler tarafından idare edilmesi temin olacaktır. Sokakların temizliğine önem verilecektir.”


Yerel seçimlerden beş yıl sonra yapılan genel seçimlerde kadın bu kez ülke yönetimi için kolları sıvadı. 8 Şubat 1935’te yapılan genel seçimde, TBMM’ye 18 kadın milletvekili seçildi.


Bu önemli bir sayıydı ancak, uzun yıllar korunamadı. Daha sonraki seçimlerde kadınlar hep bu sayının altında kaldı. Ta ki 1999 seçimlerine kadar… 1999 seçiminde 22 kadın meclise girmeyi başardı. Bu rakam 2002 seçimlerinde 24, 2007 seçimlerinde ise 50 olarak yükselme gösterdi.


Asalında bu enteresan bir tablo. Bu tablonun altında her şey aranabilir ama, ben  kadınların yeni yeni vatandaşlık haklarının farkına vardıklarını düşünmek istiyorum.


Kimileri bu tabloyu, “kadınlar mücadele vermeden bir gecede seçme seçilme hakkına sahip olduğu için bu hakkına sıkıca sarılmadı” diye açıklıyor.


Ben buna katılmıyorum. Milli mücadelenin her aşamasında erkekle omuz omuza savaşan kadın, cumhuriyetten sonra evine çekilmedi. Belki evine itildi ama çekilmedi.


Türk kadını seçme ve seçilme hakkını cumhuriyetten çok önce dillendirmeye başlamıştır. 30 Mayıs 1919 İstanbul’un işgal mitinglerinde şair Şükufe Nihal Hanım toplanan kalabalığa karşı “Biz bu belalara, felaketlere niçin düştük biliyor musunuz? Seçme seçilme hakkına sahip olmadığımız için düştük. Eğer seçme hakkına sahip olsaydık ve milletin sinesinden doğacak milli bir meclisimiz ve bu itimadı kazanmış bir kabinemiz olsaydı biz bugünleri görmezdik.” diye hitap ederken, ülke yönetimine katılmanın önemine değiniyordu.


Kadınlar Cumhuriyet’in ilanından sonra da oy hakkı taleplerini sürdürdüler. Türk Kadınlar Birliğinin 1927 deki kadınlara siyasi hakların verilmesi yönündeki talebini siyasi iktidar geri çevirirken, gerekçe olarak da bu fikre kamuoyunu alıştırmak lazım demekteydi. İlk alıştırma 1930’daki yerel seçimlerle yapıldı. Ardından 1933’te Köy Kanunu’nda yapılan değişiklikle kadınların köy muhtar ve heyetlerine seçilebilmesi sağlandı. Kısa bir süre sonra da vatandaşlık haklarını tam anlamıyla elde ettiler.


Peki kadınların bu başarısı istenen sonucu verdi mi? Ne yazık ki vermedi. Atatürk’ün vefatından sonra kadınlar iyice politikadan elini ayağını çekti.  Bunu rakamlar çok net gösteriyor. Düşünsenize milletvekili seçimlerine katıldığı 1935’ten beri TBMM’ye 8 bin 794 erkeğe karşılık sadece 236 kadın milletvekili girmiş. Bundan 72 yıl önce parlamentoda kadın temsilinde dünya ikincisiyken, bugün sonuncu ülkeler arasında yer alıyoruz.
  
Hele yerel seçimlerde durumumuz daha feci. Birkaç ay sonra yerel seçimler yapılacak. Bu seçim öncesinde de yerel yönetimlere talip kadın adaylar çıkmadı. Gerçi daha zaman var. Sanmıyorum ama, bugüne kadar söz sahibi olamadığı yerel seçimlerde, kadınlar bu kez “biz de varız” derler mi acaba?

CEVAP VER