Ve Bize Verdikleri İnsanlık Dersi

Ve Bize Verdikleri İnsanlık Dersi

0
PAYLAŞ

Ermenek’te çocuğun kara kömür madeninden cansız bedenini alıp kara toprağa veren Recep Gökçe ve “oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı? “diyen Ayşe teyzenin feryatları insanın yüreğini dağlıyor. Recep amcanın cenaze işlemleri sırasında ayağındaki ayakkabılarının basına yansıyan görüntüleri insanlığın ayıbının bir yansımasıydı. Recep amcanın ayağındaki delikli ayakkabı ve uzun zamandır sırtında çıkarmadığı aynı yırtık ceketi söz söyletmeyecek kadar her şeyi anlatıyordu. Genelde bu tür durumlarda ayıp olmasın diye devlet görüntüde vatandaşa bir ayakkabı ve elbise alırdı. Bu görüntülerden sonra devletimiz iki çift aynı lastikli ayakkabı göndermiş. Basına devletin verdiği yeni ayakkabı ile görüntülenmek istemeyen Recep amca, “alsam olmuyor, almasam olmuyor” diyor. Param olsa böyle gezer miydim diyor.

Yokluk ve Yoksulluk Madende Ölümü Getiriyor

Recep amca Ayşe teyzenin köy yaşamı basına yansıdığı kadar hep yokluk ve yoksulluk içinde geçmişler. İki göz derme çatma evde tuvaleti dışarıda, banyosu ise oturma odasının bir bölümü perdeyle çevrilen alanda yaşamlarını sürdürüyorlarmış.

Recep amcanın ayağındaki yırtık lastik ayakkabı diğer taraftan yürek burkan maden faciasında ölen ailelerin çığlıkları. Yoksulluk ve çaresizlik canlarına tak etmiş ve mecburiyetten ölümlerini bile bile yer altına iniyorlar.

Bir vatandaş cenaze namazı kıldırtan Diyanet İşleri Başkanına yoksulluklarının sonucu bu insanların kara madende can verdiğini belirtiyor. Köylünün başka ne söylediğini bilmiyoruz ancak bu yaşama isyan ettiği belli.

Recep Amcanın Ayakkabısı Yırtık Ancak Gururu Sağlam

Akrabaları başına bu felaket gelince basının da ilgisini fark eden akrabaları yarım edelim demişler. Parası olmasa da hep “var” dermiş Recep amca.

Recep amca yırtık lastik ayakkabısı için “Aylığımı aldığımda ayakkabıyı alırım. ‘Paran yoksa para verelim’ derler. ‘Param var derim ıstırabımdan” diyor. Yük olmuyor kimseye.
Bugüne kadar parasız günleri geçse de hep idare ettiğini aktaran Recep amca. Ayıp olur, telaşe olur diye kimseden bir şey istememiş. Yani kimseyi rahatsız etmemiş.
“Param yok, param olsa ben bu ayakkabılarla gezer miyim milletin içinde. ‘Elindeki lastiği atıver’ derler. ‘Atarım ben, siz karışmayın’ derim. Elin kadar ben alamadım mı? Elin kadar ben giyemedim mi? Param yok alamadım. Dişlerim yok. Eşimin de benim de dişlerim tükendi. Doktora yaptıracağımız dişler ‘tutar mı tutmaz mı’ diye sorduk. Yoksulluk nedeniyle gidip taktıramadık. Eğer orada param olsaydı, hemen taktıracaktım” diyor Recep amca.

Recep amcanın yokluğa rağmen kendisini ezdirtmemesi ve dik duruşu takdire şayan. En azından küçük çıkarı için yalan söylemiyor. Olduğu gibi doğal davranıyor. Üstü başı yırtıktır ancak yüreği sağlamdır. Okuması yazması belki yoktur, ancak ahlaki normları çok iyi biliyor. Sınırlarını ve sorumluluklarını biliyor.

Çünkü Anadolu insanı halen “ayıp nedir” bilir. Utanır, yalan söylemez. Kimseye rahatsızlık vermez. Köylü gururludur, kendinden veriri, başkasına yük olmaz.

Kendi köylülerimden ve geçmişteki köy hayatımdan bilirim. Kırsalda yaşayan insanı doğa ile iç içe yaşadığı için doğanın kurallarını bilir. Doğada yalan ve küçük çıkarlar yoktur. Doğanın kuraları vardır. Doğa yalanı hileyi hurdayı kabul etmez. Onun için kırsalda yaşayan insanı hep önemsemişimdir.

Kar Hırsı İnsani Değerlerin Önüne Geçmemeli

EVET, bir tarafta Recep amcanın ayağındaki yırtık lastik diğer tarafta para kazanma hırsının tükettiği insanlık. Bir tarafta oğlu ekmek parası için yer altında kara kömür için can verdi Recep amcanın, diğer tarafta kara kömürün enerjisi ile şahlanan vahşi kapitalizmin sömürdüğü insan emeği. Ayşe teyze halen ne oldu da madeni su basması sonucu oğlunun öldüğünü bilmiyor. Daha çok kazanma hırsı ve baskısının, denetimsizliğin ve liyakatsizliğin yaratığı sonuçların oğlunun ölümüne neden olduğunu belki tam bilmiyor. Jared DIAMOND’un Tüfek Mikrop ve Çelik kitabının ana teması ve insanlığının dünden-bugün geldiği üretim ilişkileri konusunda da derin bilgileri olduğunu sanmıyorum Recep amcanın ve Ayşe teyzenin.

Dün tarımda geçinen bu insanların son yıllarda değişin üretim ilişkileri ve serbest pazar ekonomisinin canavar çarkının ağzında ezildiklerini ve bunun sonucu yoksulluğa itilen yaşamlarının sonucu oğullarının zorunlu olarak yer altına inmesi gerektiğini de tam anlayamadılar. Bir şeyin yanlış gittiğini biliyorlar ancak karı hırsının insanlığı tüketeceğini herhalde akıllarından geçirmemişlerdir. Ticaret de yapılmalı, iş de yapılmalı ancak açgözlülük ve paradan başka bir şey düşünmemek, insanın kendine ve çevresine verdiği en büyük zarar olsa gereke. Bir insanın zorunlu ihtiyaçları karşılanıyorsa, sağlığı yerindeyse, işi, evi ve ayağı yerden kesiliyorsa bundan başka ne istenir.

Üretim İlişkilerinin Değişimi, Kırdan Kente Göç Bir Çok İnsanı Yoksullaştırdı

Açıkçası daha yeni tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi yaşayan Anadolu köylülerinin büyük çoğunluğu yoksullaşmalarını gururlarına yedirmiyorlardır. Dün kıt kanat ürettikleri ile geçinen köylü, bugün ihtiyaçların fazlalaşması ve çeşitlenmesi karşısında geliri yetersiz kalıyor. Sınırlı üretim kapasitesine sahip köylünün ihtiyaçlarını satın alamaması ve bunun yaratığı çaresizlik Recep amcaların boynunu büktüğü duruma getiriyor. Param olsa elin içinde yırtık ayakkabı ile gezermiydim derken tam da belirtiğim çaresizliği belirtiyor. Bir zamanlar bağı bahçesi olan ve geçinen köylülerimiz bugün ne olduğunu anlamıyorlar. Tüketim yoksulu daha da yoksullaştırdı. Dışa bağlı tarımsal girdiler, ürettiklerinin para etmemesi, gelirinin düşüklüğü kişiyi yoksullaştırdı. Çağımızın tüketim toplunda ihtiyaçlar çeşitlenmesi bütün olarak satın alma gücünü sınırlamış Recep amcanın.

Bir zamanlar doğada ihtiyaçlarını karşılayan Recep amcalar ve Ayşe teyzeler gelişmiş pazar için üretim yapılan dünyada yoksullaştılar ve bunun sonucu oğullarını yer altında kara kömürde kaybettiler. Nasıl bir gelişmişlik nasıl bir adalet ki dün kırsalda geçinen insanlar bugün ekmeğe muhtaç.

Yalnızca maden işçileri değil, kot temizliğinde çalışan ve çok genç yaşta ölen onlarca işçi, inşaatların denetimsizliği ve aşırı üretim talebine kurban giden onlarca işçi hepsi aynı canavar çarkının dişileri arasında can verip gidiyorlar. Türkiye iş kazalarında sanırım şimdi Dünyada ilk sırlarda yer alıyor.

Artık MIŞ gibi yaşamaya son verelim

Soru şu biz ülke olarak toplum olarak yaşananlardan ders çıkarıyor muyuz? Her olayı analiz edebiliyor muyuz? Geleceğe yönelik araştırma ve teknoloji geliştiriyor muyuz?
Geçim için, üç beş kuruş için yer altına inmekten başka şansı olmayan işçilere-köylülere üzülmekte artık yetmiyor. Toplumun okumuşları, aydınları ve ilgilileri artık bazı yanlışları uygun dile ve uygun kanalarla açıklaması ve önlem almasını sağlaması gerekiyor. Artık bu denetimsizliğe ve para hırsına YETER demek gerekiyor. Bilim ve teknoloji çağında bu görüntüler dünyanın 17. büyük ekonomisine sahip ülkemize yakışmıyor. Yetkililerimizin her defasında gerekli önlem alındı dedikleri anda bakıyorsunuz bir başka yerde bir başka ölümlü kaza yaşanıyor.

Demek ki söylemle olmuyor. Bir bütün olarak ülkemizin çalışma ve iş anlayışında değerler dizisi değişikliğine gitmek gerekir. Görebildiğim kadarı ile bütün işlerimiz geçici ve MIŞ gibi yapıyoruz. Bu anlayışla bir yol alamayız. Sanki hep birbirimizi idare ediyoruz. Her şeyi kitabına uyduruyoruz. Olan umudunu yitirmeyen fakir Recep amca ve Ayşe teyze gibi dünyada yaşanan çıkar ilişkileri çarkını bilmeyen ve anlamayan saf insanlara köylüleri oluyor.

Mevlana’nın dediği gibi yeni bir şey söylemek gerekir.

Teknoloji çok gelişti biz halen kazma kürek yüzlerce yer altında dehlizlerde maden arıyoruz. Dünya artık robotlarla üretim yapıyor ve robotlarla ameliyat gerçekleştiriyor. Türkiye artık yeni şeyler söylemelidir.

_________________

iortas@cu.edu.tr , https://www.facebook.com/iortas ,
Tweeter; İbrahim ORTAŞ ‏@iortas
Çukurova üniversitesi öğretim üyesi,

BİR CEVAP BIRAK