Vergi ülkemizde silah olarak kullanılmış mıdır?

Vergi ülkemizde silah olarak kullanılmış mıdır?

0
PAYLAŞ

 Bu tanım altında görüşlerimi aktaracağım.
 
Vergiler, siyasi erki elinde bulunduranlar tarafından acaba silah olarak kullanılmış mıdır?
 
Yukarıdaki soru ne yazık ki evet ile yanıtlanacaktır. Bizim tarihimiz içinde muhalefeti bastırmak aracı olarak vergiler silah olarak kullanılmıştır. Hatta ulusal devletin yaratılması aşamasında, sermaye birikimi ve el değiştirmesi konusunda da kullanılmıştır.  İktidardaki güç, iktidarının devamlılığı için, muhalefeti olabildiğince sıkıştırmak ve ona söz / yaşam hakkı vermek istemez. Bu yapı bizim demokrasimiz içinde hep olağan karşılanmıştır. Muhalefetin yanında yer alan medyaya karşıda bu vergi denetimleri silah olarak kullanılmıştır. Vergi denetimleri genelde muhalif olanlar ve ötekiler üzerinde yoğunlaşır.
 
Bizim gibi ülkelerde kayıt sistemi yoktur ya da çok kötüdür. Kayıtlara bakarak bu denetim olmaz, o yüzden denetim yapacaklar, denetlenecek yere gider ve orada hesaplar incelenir. Kayıtların olmadığı yerde ise vergi kaçakçılığı doğaldır ve olağan karşılanır. Yazlıkları ve hastane sahibi olanların bir bakkaldan daha az vergi vermesi sorun teşkil etmez, ne zamana kadar? Hükümetin tercihleri önünde bir engel olana kadar!
 
‘Varlık Vergisi’ (11 Kasım 1942) tarihimizin kara sayfaları arasında yerini almıştır. Orada denetimde vergiler peşin yazılmış, hatta iş yeri görülmeden sadece soyadına göre vergiler kesilmiştir. Örneğin adamın soyadı ‘Yağcıoğlu’ olduğu için, yağ ticareti ile uğraştığı kabul edilmiş ve onun hayatı boyunca kazanamayacağı bir vergi kesilmiştir. Neyse ki, onun sadece soyadının ‘Yağcıoğlu’ olduğu, işinin ise başka olduğu kanıtlandığında, o dönemin vergi müfettişleri tarafından -kanunda olmadığı halde- af edilmiştir! Aşkale ve Sivrihisar bu dönemin dramını hala duvarlarında taşır.
 
Demokrat Parti döneminde gazetelere yapılan baskılar açısından da örnek teşkil eder. O dönemde, vergi memurunun gazete kapısından içeriye girmesi demek, her açıdan denetime tabi olmak ve ceza yemek anlamına geliyordu. O dönemde gazetelerin bütçeleri göz önüne alındığında gelecek cezanın ne anlama geleceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.
 
Demokrasimiz içinde denetimler sürekli olmuştur. Devletimiz 5 cent’e muhtaç kaldığı dönemleri yaşamıştır. Vergi denetleyicileri ve müfettişleri hep iktidarın lehine ve doğal olarak devlet için çalışmıştır. Vergi siyasi bir tercih ile alınır ve o dönemin ekonomik koşullarına göre düzenlemeler yapılır. Devlet bütçesindeki kara deliklerin büyümesi ya da küçülmesi bu alınan vergiler ile orantılıdır. Devlet genelde çalışandan aldığı vergiler ile bütçesini tahmin eder, iş adamlarına verdiği destekler ile sermaye birikimi yapmaya özen gösterir. Biriken sermaye ise bir kriz ile çabuk erir ve yeni teşvikler çalışanın üzerine yıkılır. Devlet, vergi tanımından anlaşıldığı üzere, çalışan ile işveren arasındaki dengeyi hep işveren lehine yapmıştır, o yüzden, devleti kontrol edenler hep sermaye sahipleri olmuştur. Sermaye sahiplerinin el değiştirmesi, devleti kontrol eden siyasi tercih ile ilintilidir.  Bu ilinti vergi tanımı içinde vardır.
 
Bugünde vergiler bir silah olarak kullanıldığı gözükmektedir. Büyük bir medya sahibine yapılan cezai işlem, medya sayfalarında yerini almıştır. Aynı denetimin bütün işverenlere yapılmış olsa ve denetimler sonucu her şey şeffaf olarak halka yansımış olsaydı, burada vergilerin silah olarak kullanılmadığını düşünebilirdik. Fakat belirli bir güce karşı yapılan bu durum kafamızda başka soruların oluşmasına yol açmaktadır. Bu denetimlerin sonucunda siyasi erki elinde bulunduranların nasıl bir tercih içinde ve nasıl bir gelecek düşledikleri ve bu gelecek için attıkları adımlar endişe yaratmaktadır. Bu açıdan yapılan bu uygulama, bende geçmişte yaşanan varlık vergisini anımsattı. Varlık vergisi ile sermaye büyük bir oranda el değiştirmesi için korku yaratılmıştır ve o korkunun sonucu olarak 6 – 7 Eylül 1955 olayları sermayesi olan azınlıkların göçü ile sonlanmıştır.
 
Vergiler ile direkt bağlantısı olmaması ama sonuç olarak sermayenin el değiştirmesi açısından bir kısa not düşmeden geçemeyeceğim. 1934 (21 Haziran – 4 Temmuz) yılındaki Trakya / Çanakkale olayları sonucu Yahudilerin bütün varlıklarını yok pahasına elden çıkarmaları ile İstanbul’a ve Yunanistan’a göç etmeleri hafızlarda hala canlıdır. Sermaye değişimi yalnızca vergiler ile kontrol edilmemektedir, toplumsal olaylar bu değişim içinde silah olarak kullanılmıştır. Korku yaratıldığı zaman diliminde sermaye değişimler daha kolay olur.
 
İktidarı elinde bulunduranlar sermayenin el değiştirmesinde tercihlerini hep kendisini destekleyenler tarafından yapmıştır. Bugünkü iktidarın tercihi ortadadır. Hatta bakanları bile belediyelere (kendi yönetimleri altındaki) ucuz arsa olup olmadığını sorabilmektedir. Gerektiğinde uygun fiyata almak için vekaletname bile verebilmektedir. Sonuç olarak arsanın alınıp alınmaması önemli değildir, o amaç ile harekette bile bulunmak tercihin yönünü belirler. (2 B yasası olarak bilinen, orman arazilerin orman olarak kullanılamayan bölümünün oturuma açılması sonucu, buradan yararlananların siyasi tercihleri göz önüne alınarak yapılacak bir çalışmada ilginç sonuçlar ile karşılaşır mıyız? Bu yasadan yararlananların hükümetler ile ilişkisi mercek altına alınsa nasıl bir sonuç çıkar?)
 
Siyasi tercih denetimleri belirlediği ve bu denetimlerin sonucu bir korkunun yaratıldığını söylemek abartı olmasa gerek. Oluşacak olan her hangi bir muhalif hareket karşısında bu korku duracaktır. Korku, bir çok sermaye grubunun küçülmesine ve hatta sermayesini yurt dışına çıkarmasına sebep olabilir. Bu durumunda sermayenin el değişmesini kolaylaştırır.
 
Vergi denetimleri korkunun yaratılması için bir silah olarak kullanılmakta mıdır?



http://www.cemoezkan.de
http://cemoezkan.blogcu.com

PAYLAŞ
Önceki makaleTuzla’da yine ölüm!
Sonraki makaleMeyhane!

BİR CEVAP BIRAK

5 × four =