Vicdan Ve Utanç

AKIN OLGUN – Eğer dilinizi sürekli kontrol etmeye çalışıyor, söylemek istediklerinizi sürekli erteliyor ve düşündüklerinizi ifade etmenin en tehlikesiz yolunu aramaya başlıyorsanız, orada kendinizi yitiriyorsunuz demektir.

Sessizlik sadece korkularla değil, bir iç kabulle de ilgilidir.
İnsanın, kendini yaşananlardan soyutlayarak duygularını, düşüncelerini tel örgülerle çevirerek, kendi hapishanesini kurması ve “azıcık aşım, ağrısız başım” diye izole mutluluklar üretmesi, her ne kadar kendisine “iyi” gelse de, her zaman bir boşluk kalır içinde bir yerlerde.
O doldurulamayan boşluk, insanın en büyük “belası”dır işte.
O boşluğu nasıl bastırırsanız bastırın bir türlü dolduramazsınız. Ne aradığınız nedenler, ne teselliler hiç biri ama hiç biri çare olmaz.
Çünkü vicdan, yerine başka bir şey koyabileceğiniz bir eşya değildir. Hep ansızın kavrar yüreğinizi.
Ansızın yakalar ve bir kez yakaladığında, ne etrafınıza çektiğiniz tel örgüler, ne içinize ördüğünüz duvarlar sizi koruyabilir.
İçinizden sizi yakalayan, tutan ve sarsan hiç bir şeyden kaçamazsınız.
İyi olmakla bulaştınız aslında suça ve boynunuza geçirilen urgan, ayağınıza vurulan pranga, elinize takılan kelepçe, ne varsa hepsi bu suçluluğunuza sunulan delillerdir.
Mahkemeler kurulur inandığınız hakikate ve kalem kırılır düşüncelerinize, ömrünüze, hayallerinize, özlemlerinize.
Ürkütücüdür kimsesizlik.
Ürkütücüdür bir anda etrafınızın boşalıp, kendinizi yapayalnız bulmanız.
Ve
Korkunçtur sessizlik.
O zaman anlarsınız ki, hakikati güçlü kılan aslında onu tek başınıza savunabilme cesaretidir.
Herkesin yapabildiği şeydir çünkü korkaklık ve sessizlik herkesin üstünde ortaklaşarak uzlaştığı, bir kıyımdır.
Ama işte içimizde kapanamayan o minik boşluğu mutlaka yakalar hakikat.
Her yakalanış önce utanç verir insana.
Utanç ki, ziyan edilmiş duruşların yüzleşmesidir.
Yüzleşme, hakikati tek başına savunabilme cesaretinin mayasıdır.
Hepsinden öte, içinizde duyumsadığınız her acı, bir başkasının acısına verdiğiniz “olur”un bumerangıdır.
Aramızdan alıp götürdüler bütün sesleri.
Aramızdan sürükleyip götürdüler itirazı onurlandıranları.
Aramızdan alıp götürdüler “BİZ” diyenleri.
Gözümüzün önünden geçti yüzler, görüntüler. Ellerini kelepçelediler, kapılarını kırdılar, gözaltı araçlarına sürüklediler, mahkemeler kurdular hayatları üzerine.
“Böyle kolay olmamalı” diyen her itirazın önüne “büyük resmi görmeli” isimli ricat sözler bırakıldı.
Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları takip etti ve alıştırıldık tüm götürülmelere.
Ve şimdi, bedenini açlığa yatırarak, kapımızı çalan ve “uyanın” diyen bir ses var karşımızda.
“Uyanın” diyen o ses yakaladı içimizdeki o boşluğu.
Her yakalanış utanç verir.
Her utanç, yüzleştirir.
Ve yüzleşmek, kendisine “insanım” diyeni sarıp sarmalar.
Sarıp sarmalamıyorsa, zaten hiç yaşamamışsınız demektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here