Viyana’da, Bruckner’den Mahler’e

İSMAİL BAYER – Avrupa’da müziğin başkenti Viyana. Bahar günleri müzik ile de bir başka güzel. Bu yıl ikinci seyahatimizde, müzikle dolu günlerden bazı esintileri sizlere ileterek paylaşmaya, görkemli salonlarda tınıları arasından, yaşamı güzelleştirenlerin sesleri iletmeye çalışacağız.

Konser Salonu deyince ilk akla gelen yer doğal olarak, Musıkvereın. Bazı hafta sonları pazar günü, sabahdan akşama üç ayrı senfoni orkestrasını bile ağırladığı oluyor.

İzleyicilere gelince, salon daima dolu. Ayakta izleyenlerin sayısı bazen 500 e bile ulaşıyor. Dünya’nın değişik ülkelerinden gelen insanların toplandığı bir mabed gibi. Yanınızda bir Çinli yahut Amerikalı, önünzde bir Hintli görürseniz hiç şaşırmayın.

Sahnede de değişik ülkelerin, orkestraları, şefleri, solistleri bir biri ardına, adeta resmi geçit yapıyor gibiler. İşte dünya burada toplandı diyebilisiniz. Toplantı nedeni, barış ve sevgi ile bütünleşen müzik.

Viyana’ya gelir gelmez soluğu, hemen Musıkvereın’in büyük salonunda aldık.

150 yılı aşan tarihi geçmişi olan bir orkestra. Wıener Phiharmoniker. Bu kez şef, Christoph Eschenbach.

İlk eser, çağdaş bir besteci, Wolfgang Rıhm’n, “Spıegel und Fluss” eseri ile konser başlıyor. Ağır bir tempo ile başlıyan eser, önce bir ağıt söylüyor, bir dram yaşatıyor gibi. Tahta vurmalı enstrümanın sesi, bizi bir biri peşi sıra düşünceler sistemi arasında, köprüler kurarak, bir yolcuğa başlatıyor. Bir hazırlık, hoş geldiniz gibi, sonra ise asırlar öncesinden seslenme ile devam edecek.

19. Yüzyılın önemli bestecilerinden Anton Bruckner. 19.Yüzyıl’dan 21. yüzyıla uzanan bir tınılar serüveni ile dünyanın bir çok ülkesinden seslenmeyi sürdürüyor. Bruckner, “Symhonie Nr.1” ile insanla sevgi ve barış mesajlarını iiletiyor.

Bruckner’in müziğini dinlerken, renkler dünyası içinde bir gezintiye çıkar gibi hissediyorum kendimi. Canlı, durmaksızın bir serüven başlıyor sanki. Bu süreç içinde neşe eksik değiil. Son bölüm ise başlı başına yeni bir serüven, adeta oturma kalk dolaş, sarkı söyle diyor. Dinamik bir müzik.

Pazar sabahına bu tınılarla başlamak, elbette hemen kendini gösteriyor. Viyana’nın parkları yeşillikleri içinde, insanlar adeta yorgun bir kışı göndermenin coşkusunu yaşıyor gibiler. Siz de bu coşkuya katılarak, yürüyüşünüzü sürdürüyorsunuz.

Bir konser sonrası ya da kanser öncesi, bu pazar günü ikisi içinde söylenebilir Musıkvereın’in biraz ötesinde Cafe Schwarzenberg de yavaş yavaş kahvemizi yudumladıkdan sonra, günün ikinci müzik yolculuğuna başlıyoruz.

Biraz ileride, Viyana’nın ikinci büyük konser salonuna doğru, akşam üzeri yürüyoruz. Bu kez, Wıener Konzerthaus. Yeni tınılarla gece yolculuğu yapacağız bu kez.

Sahnede konuk bir orkestra ve şef. Budapest Festival Orchestra. Şef ise Ivan Fischer. Onlara, Wiener Singakademie korosu eşlik ediyor. Sahnede görkemli bir görüntü.

Şefi değneğin kalkdı. Konser başlıyor. Gustav Mahler’in “Symphonie Nr. 2” ile yolculuğumuz başlıyor. Bir buçuk saate ulaşan bir yolculuk bu. Mahler, dinamik ve şaşırtıcı üslubünü sürdürüyor.

Ama burada şef bir harika. Orkestra adeta şefin arkasından yetişebilmek için bir koşuya çıkmış gibi. Eserin dinamikliği, orkestrayı öylesine bir sarmış ki, sizi de içine alıp sürüklüyor.

Soprano, Christina Landshamer ile Mezzosoprano Elisabeth Kulman, bölüm arasında sahnede yerlerini alıyorlar. Onlar da orkestra eşliğinde, Mahler’in 2. Senfonisi’nin şarkılarını iletiyorlar bizlere. Seslerin güzelliği, görüntülerinin renkliliği ile bütünleşmiş gibi. Koro onlara eşlik ederken, üçlü bir bütünlük. Solistler, koro ve orkastra. Ve bu üçlü bileşkeyi, tınılarla koşarcasına yöneten bir şef Ivan Fischer.

Finale doğru ise heyecen ve coşku dorukta artık. Adeta dansediyor, koşuyor gibiyiz. Sahneden gelen sesler ve tınılar, seyircileri öylesine sarmış ve mutlu ediyor ki, bir buçuk saatin sonrasında, konser yeni başlamış gibi. Alkışlar, solistler ve şefi yeniden yeniden sahneye taşıyor. Koro’nun şefi Heinz Ferlesch de sahneye geliyor. Selamlamaya eşlik ediyor. Orkestra elemanlarının yüzünden okunan mutluluğu izlemek ise bir başka güzel. Viyana bizi seviyor der gibiler. Seyircilerin alkışları, sahneledekilerin alkışları ile bütünlesiyor.

Bu şef, Ivan Fischer’i izlemeyi sürdüreceğiz.

Bu orkestra ile Ivan Fischer’in, Hungarian Radio Choir ve Birgit Remmert ile Lisa Milne ile kayda aldığı konserin, 2 CD’sini alarak, daha sonra evde de bu heyecanı yaşamak istiyoruz.

Konserden çıkarken, Kanuni Viyana’ya giremedi ama, Macarlar bu tınılarla bu gün Viyana’yı fethettiler diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz.

Bir pazar günü, sabah ve akşam., iki ayrı salonda, iki ayrı orkestra ve şef. Bruckner’den Mahler’e uzanan, yeni bir Viyana yolculuğumuza başlamış oluyoruz. Bir hafta bu iki konser salonu arasında gidip geleceğiz.

Tabii Viyana, bir de kahve mekanları ilede bir başka güzelliği sergiliyor. Konserler öncesi ve sonrasında, kahveleri yudumlamak, yeni yolculuklara çıkmak için hazırlık yapmak gibi. Konser araları ve koser sonrasının, Viyana’ya özgü yiyecek ve içecekler ise ayrı bir keyif kaynağı.

Bir hafta, koser salonlarından opera salonlarına ve sergileri dolaşacağız, ara ara da bu yolculuğu aktarırken, sizlerle paylaşmayı da sürdüreceğiz.

İsmail Bayer. 28 Mayıs 2018. Viyana. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here