Vodafone – MI6 – Susurluk…

Çiller ailesi için Susurluk kazası, sonun başlangıcı olmuştur. Çeteler: Çiller ve ailesine ciro edilmiş. Alman Federal Mahkemesi, Tansu Hanım’ın boynuna uyuşturucu taciri yaftasını asmıştır. Rose of İstanbul’un enjektörlü ve Türk bayraklı afişleri, yabancı medyada yer almaktadır. The Observer’ın dediğine bakılacak olursa; Pelister Çiftliği, uluslararası bazda bir uyuşturucu merkezidir..


Aynı süreçte A. Çakıcı, Flash TV ekranlarından; Tansu Hanım’a alenen küfür etmiş. Hükumet olanca gücüyle, Flash TV’ye yüklenmiştir.. O günlerde Flash TV’ye yönelik bir eylemin, Çiller ailesine ve/veya DYP örgütüne fatura edileceği, kesindi..


3 Mayıs 1997 günü, Flash TV İstanbul stüdyoları; eli silahlı, yaklaşık elli kişi tarafından basılır. Medya, bu organize baskının, kimler tarafından yönlendirildiğine dair bir yorum getiremez.. Oysa, baskının planlı olduğu, su götürmezdir. Daha sonra, yargı: Bu olayla, Çiller ailesinin ve DYP örgütünün herhangi bir illiyet rabıtası içinde olduklarına dair değil kanıt, bir emareye dahi tesadüf edemez..


Organize olduğu aşikar olan bu eyleme katılanlar; acaba, kimler tarafından yönlendirildiklerini bilmiyorlar mıydı? Ya da, insanlara, işlemeyi düşündükleri suçları bile itiraf ettiren Türk polisi, bu olayda aciz mi kalmıştı? Yoksa Flash TV, aynı zaman dilimi içerisinde; gücü, DYP örgütünden aşağı kalmayacak olan diğer bir grubu da, rahatsız ediyor olabilir miydi? Bu olasılık, nedense hiç düşünülmedi.


Geriye dönersek, 17 Eylül 1996 tarihli Aydınlık dergisinde; Çiller Özel Örgütünden ve örgütü yöneten Çatlı’nın varlığından söz edilmekteydi. Belli başlı kaynakların yorumlarına göre; Aydınlık dergisi, beylik bilgi kaynağı olan MI6’den yararlanmıştı.


3 Kasım 1996 günü, siyah bir Mercedes; Susurluk BP’den çıkış yapan bir kamyonun altına girer. Kazaya uğrayan Mercedes’in yolcuları arasında; bir DYP milletvekiline, bir polis müdürüne ve Urfa nüfusuna kayıtlı görünen Mehmet Özbay’a da rastlarız.. Urfalı Mehmet Özbay, aslında İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan; uyuşturucu kaçakçısı Abdullah Çatlı’nın, ta kendisiydi..


O güne kadar adı duyulmayan Çatlı’nın, uyuşturucu kaçakçılığı suçundan hüküm giydiği de; İsviçre’deki Bostadel Cezaevi’nden firar ettiği de, kaza anında öğrenilecekti. Çatlı, Aydınlık dergisince afişe edildikten sonra, fazla yaşamamıştı.


ÖZBAY KİMLİĞİ TAŞIYAN ÇATLI’NIN ÖLÜM ANI FOTOĞRAFLANDIRILDI. VE ÇATLI’NIN ÖLDÜĞÜ, ANINDA, AJANSLARA FOTOĞRAFLI OLARAK; KİMLİKLERİNİ GİZLEYEN KİŞİLERCE İLETİLDİ. ÖZBAY KİMLİĞİ TAŞIYAN ÇATLI’YI KİMLERİN TEŞHİS ETTİĞİ, FOTOĞRAFLANDIRDIĞI VE KAZANIN; ANINDA, KİMLERCE AJANSLARA SIZDIRILDIĞI; KAZANIN, CEVAPLANDIRILAMAYAN GİZLERİNDEN OLARAK KALMIŞTIR..


Çatlı ölmeden birkaç saat önce yaptıkları bir telefon görüşmesinde; eşine, ‘bazı yabancılar tarafından takip edildiğini’ bildirmişti. Susurluk Komisyonu, bu yabancıların; kimler olduğunu, tespit edememiştir. Çatlı’nın kederli eşi, elinde herhangi bir veri bulunmadığı halde; eşinin katledilmiş olduğunu, israrla ileri sürmektedir. Çatlı deşifre edilmiş; bir buçuk ay sonra da, yaşamı son bulmuştu..


Düğmeye, Aydınlık dergisi vasıtasıyla mı basmışlardı? Çatlı’nın Türkiye’de yaşadığı ve Çiller Özel Örgütü mensubu olduğu; ölümünden bir buçuk ay önce mi, öğreniliyordu? Acaba kederli eşin, bilip de; açıklayamadığı hususlar, var mıydı? Çatlı’nın deşifre olduğu 17 Eylül günü ile, elim bir kaza(!) geçirdiği 3 Kasım 1996 tarihi arasındaki; bir buçuk aylık sürede, bakalım neler cereyan etmiş?


15 Ekim 1996 gününe kadar, Türkiye; uyuşturucu ile mücadele konusunda, en başarılı ülkeler safında yer almaktaydı. Beyzbol kepli Necdet Menzir, Lucky-S gemisi güvertesinde; bir elinde pompalı tüfeği, eroin balyalarına ayağını dayayıp poz verirken, dünyaya meydan okumuyor muydu? Zaten Amerikan narkotik ajanlar ordusu; Türkiye’de cirit atıyorken, aksini düşünmek abesle iştigal değil miydi?..


15 Ekim 1996 günü, dost ve müttefik Britanya’nın İçişleri Bakanlık Müsteşarı Tom Sackville, Türkiye’yi ziyarete gelir.. Müsteşar, siyasi terbiyeyi ve diplomatik teamülleri hiçe sayarak, Avrupa’ya giren uyuşturucunun; % 80’inin, Türkiye menşeli olduğunu ve bunun devletin bilgisi dahilinde; devletle bağlantılı birimlerce Avrupa’ya sevkedildiğini, bir toplantı düzenleyerek Türk medyasına duyurur..


Müsteşar Sackville, Çiller Özel Örgütünden uyuşturucu hükümlüsü Abdullah Çatlı’nın; bir kaza geçireceğini ve devletle bağlantılı çetelerin varlığının ortaya çıkacağını, 18 gün önceden tahmin edebilmişti. Peki, İngiliz İçişleri Bakanlık Müsteşarı Tom Sackville; neden Türkiye’ye gelip, kamuoyu oluşturmak gereğini duymuştu? Herhalde, Yeni Yüzyıl gazetesine manşet olmak için değil..


Lafı çok fazla uzatıp, can sıkmak istemiyorum. Gelecek yazımda, Tom Sackville’in Türkiye’ye geliş nedenini ve Flash TV’nin; hangi nedenle baskına uğramış olabileceğini de, kaleme alacağım. Tabii ki Sayın Çiller’e hiç yakıştıramadığım Rose of İstanbul sıfatının, neden reva görüldüğünü ve bana göre, Tansu Hanım’ın siyasi hayatını bitiren hatanın, ne olduğunu da açıklayacağım..


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.