Wag The Dog – Başkanın Adamları

O zaman bunlar için yazmak gerekir diye düşündüm.

İlk olarak, 52 milyon seçmenin oy kullandığı bir ülkede, halk, devletinden oy sandıklarını korumak zorunda kaldı ve dünya Türkiye’yi konuştu. Kendi ülkesindeki karışıklıklara rağmen bizim halimize dayanamayan FEMEN kalktı geldi ve seçim politikamızı, usulsüzlükleri protesto etti. Ne de olsa reklamın iyisi, kötüsü olmaz stratejisi bizim işimiz diyerek hiç gocunmadık. Sonra ardı arkası kesilmeyen itiraz haberleri gelmeye başladı. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Mersin, Diyarbakır, Yalova derken birden elektirikler kesilmeye başladı, sonuçları tam olarak öğrenemedik gitti. Şehir efsanesi olacak bir açıklama geldi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’mızdan. Kedidir kedi dedi kendisi. Trafoya diyorum, kedi girmiş. Nerden bilebilirdik ki, o kadarına ermez bizim aklımız. Bir süre daha seçim çalkantılarıyla devam etti gündem.

En genç belediye başkanının kadın olması, LGBT üyelerinin meclise girmesi, bir süre daha gündemi kurtardı -sanki garip ve olmaması gerekirmişçesine- Sonra Twitter açıldı, Youtube kapandı, tekrar açıldı derken Türkiye, dünya gündeminde de bir numara olmayı başardı. Tabi bir de Abdullah Öcalan’ın Nobel Barış Ödülü’ne aday olması, Pamir adlı çocuğumuzdan gelen acı haber çok konuşuldu. Küçücük çocuğun ölümü üzerinden ne kadar ayrışabilirsek o kadar ayrıştık. Sonra baktılar bu konuda iyi prim yapılıyor, ardı arkası kesilmeyen ölüm haberleri manşetlerden verilmeye başlandı. Diğer yandan seçim usülsüzlükleri ile ilgili ufak tefek haberler yer almaya devam etti, ufak tefek ama. Unutmadan, yolsuzluktan yargılananlar teker teker serbest bırakılmaya başlanırken ört bas edilmeli politikasıyla Aziz Yıldırım’a tekrar hüküm giydirildi hem de Fenerbahçe’nin şampiyonluk haftasında. Nasılsa bu durum, uzun süreliğine gündemi meşgul edebilirdi. Nitekim Fenerbahçe Spor Kulübü de basket ve voleybolda aldığı Avrupa Şampiyonlukları ve aldığı ceza sebebiyle sadece kadın ve çocukların izleyebildiği şampiyonluk maçıyla dünya rekoru kırdı. Daha niceleri… Yaz yaz bitmeyecek kadar değişti gündem. Kısaca sürekli bir sirkülasyon, inanılmaz hızlı bir değişim ve toplumsal hafızayı zedeleme çabaları devam etti.

Peki nedir bu gündem değiştirme, kim tarafından yapılır, kimleri etkiler, kısaca bir bakmakta fayda var sanki. Üniversite ikinci sınıfım bu konuyu dinlemekle geçti. Sevgili Dr. İrem Özgören Kınlı ‘İletişim Kuramları’ adlı dersinde üzerine basa basa anlatmıştı bu konu başlığını. Zaten o anlatmasa hiç dinlenmezdi, çok sıkıcıydı teoriler içinde boğulmak. Şimdi kucak dolusu teşekkürlerimizi sunuyoruz kendisine, sonraki iki yıl hiç unutmadık bu kuramı ve bu yıl da her zaman olduğundan daha fazla tanık olduk. Şimdi son sınıf olduk ve bütün bu teorileri hükümet sayesinde uygulamada öğrendik. Gündem değiştirmeye geri dönersek, “Yasama, Yürütme ve Yargı”nın yanında dördüncü güç olan medyanın, özellikle var olan hükümetle kurduğu yakın temaslar sonucunda, duyulmaması istenilen olaylar için suni gündem yaratma ve ilgiyi başka yöne çekme politikasıdır meselemiz. Her hükümetin eğilimi olmuş bu politikaya. Kendimce yanlış açıklamayım diye Google’ a koştum ve karşıma çıkan başlıklar şu şekilde oldu: ‘AKP’nin gündem değiştirme politikası’ , ‘İktidarın gündem değiştirme çabası’ , ‘Erdoğan’dan gündem değiştiren 10 açıklama’ ve benzerleri. Sanırım ne demek istediğim biraz daha anlaşıldı. Yolsuzluk operasyonu başlar, futbolun çok sevildiği güzel ülkemde zaten karalanacak bir Aziz Yıldırım olduğu için onunla ilgili bir haber patlar ya da efendime söyleyim seçim usulsüzlükleri olur, bir çocuğun ölümü üzerinden prim yapılarak insanlar ayrıştırılır, ölen çocuğun ailesi hiçe sayılır. Kısacası, İngilizce’de öğrendiğimiz “Agenda Setting” kuramının karşılığıdır “Gündem Değiştirme” ve Türkiye’de en çok işe yarayan sistemlerden biridir. Bakmayın son zamanlarda o kadar çok yapıldı ki hata vermeye başladı. İletişim fakültesi öğrencileri olarak, konuyu daha iyi kavramamız için bir film izlemiştik derste. Sonra da ödev olarak bu filmin analizini yapmıştık. Nitekim o film, bu konuyu en yalın haliyle anlatıyor. 1997 yapımı ‘Wag The Dog’. Türkçe’ye de ‘Başkanın Adamları’ diye çevrilmiş. Belli ki çok ağır olmasın diye ‘Başkanın Adamları’ olmuş bizim lügatımızda. Sanatsal açıdan çok güçlü olmasa da bilgisel açıdan şiddetle tavsiye ederim.

Hooop bugüne gelirsek, yine Twitter için Haşim Kılıç’ın açıklamalarıyla kızışan hükümet ve tekrar kapanır mı şüphesinde oluşumuz, seçim uzantılı haberler ve klasikleşen, kısıtlamaktan bıkmadıkları 1 Mayıs kutlamaları vardı gündemde. Gezi Parkı misali baskılandı insanlarımız kutlamalar sırasında. Hele bir de Regaip Kandili ile 1 Mayıs aynı güne denk gelince, yeni gündem de hazırdı zaten. Sosyal medyada kutlamamıştım kandilimizi. Birebir daha güzel ve etkili olduğu için tek tek aramayı tercih etmiştim ki bir arkadaşımın attığı twiti gördüm. “Sosyal medyada kandili kutlamadım,dinden çıkar mıyım hocam” demiş kendisi. Çok güldüm ve kıvrak zekasına sağlık diyorum. Böyle abartmadan, gönülden daha güzel olmaz mı zaten? Durum böyleyken arka planda hangi yasalar değişiyor ve kimler haksızlığa uğrayıp mağdur oluyor diye düşünmeden edemiyor insan. Elbette yukarıda bahsettiğimiz konular önemli konuşalım, tartışalım, okuyalım ama bunları ön planda tutulurken arka planda saklanan, kıyıda köşede kalmış olanlara ve alternatif kaynaklara dikket edelim derim.

Dip Not: İki yıl önce kaybolan bir kedimiz vardı, bir hafta önce çıktı geldi. Sevinçten ölebilirdik ve o an hiç aklıma gelmemişti. Gördüğüm en akıllı kedilerden biriydi, belki de hükümet kaçırdı trafoya soktu belli mi olur?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.