‘Ya çözersiniz ya çözeriz’

‘Ya çözersiniz ya çözeriz’

0
PAYLAŞ

‘YA ÇÖZERSİNİZ, YA ÇÖZERİZ’
YA SONRA?

Obama’nın Türkiye ziyareti, Ankara’nın bölgede ve uluslararası ilişkilerde yeni roller üstleneceğine işaret ediyordu.Bunun sonuçlarını Kafkasya’da, Pakistan, Afganistan gibi Ön Asya ülkelerinde, Suriye ve Filistin’i içine alan ve Doğu Akdeniz coğrafyasında derinlemesine hissedeceğimiz günler sanırım uzak olmayacak. Dikkat edilirse sıraladığım ülkeler eskiden Osmanlı topraklarıydı. Tayip Erdoğan’a yakıştırılan “Yeni Osmanlıcılık” ideolojisi rastlantı olmasa gerek…

Türkiye 1950’li yıllardan itibaren güvenilir bir NATO ülkesi ve ABD’nin sarsılmaz müttefiki. Şu var ki ABD’nin Irak işgali, Barzani- Talabani üzerinden geliştirdiği ve Kürdistan Federe Yönetimi’nin kurulmasına kadar varan Kürt politikası, Türk cenahında ABD ile ilgili derin kaygılar yarattı. Bölgedeki kimi işlerini daha çok Türkiye’ye gördüren ABD’nin doğrudan devreye girmesi ve onu devrenin altlarına itmesi başka kırılmaları getirdi. En önemlisi Irak Kürtlerinin, Amerikan koruması altında geliştirdiği varsayılan “devletleşme” sürecinin Irak’ın toprak bütünlüğünü tehdit etmesi ve sınırın bu tarafına emsal olacağı kaygısıydı.

Bush’un son zamanlarında,Türk – ABD ilişkilerinin “bulutlu” görünümünü aşma politikası ilk belirtilerini vermeye başlamıştı. Faşizan-militarist Bush’a hiç uymayan biçimde, “sivil” hükümet AKP’ nin arkasında durma, ordu ile iş birliği içinde “emir-komuta ilişkileri” içinde darbe girişimlerini engelleme ve yargılanmalarının önünü açma ABD’nin yeni zamanlarda Ortadoğu’da islami bir renkle küresel sermayenin akışını sağlayacağını ortaya koyuyordu.F. Gülen’in CIA/Pentagon yakınlarında bir çiftliğe mevzilenmesi ve yeni zamanlarda Gülen Cemaatinin oynayacağı rolü bu bütünlük içinde okumak gerekiyordu.Bunu anlayamayan Kemalist görünümlü “kontrgerillacı” cenah AKP karşıtlığı üzerinden ABD ile karşı karşıya gelecek ve tasfiye olacaktı.

Obama ise çok açık bir biçimde bu durumu değiştirmeyi önüne koydu. H.Clinton’un Dış İşleri Bakanı olur olmaz ayağının tozuyla ilk ziyaretini Ankara’ya yapması, onun açtığı yoldan Obama’ nın çok daha radikal bir söylemle yürümesi, bu yönlü bir gelişmenin ürünüydü.

Görünen Bush’un açık saldırgan emperyalist politikasının iflas ettiğiydi. Irak’ın Güney’indeki Şii direnişi daha çok İran’dan etkileniyordu. Orta bölgedeki Sünni direnişinin nispi olarak hızı kesilse de, hala ciddi bir tehdit unsuruydu. Kuzey’deki Kürtlerle istikrarlı bir ilişki söz konusu olmakla birlikte, Kerkük petrolünün konumu Irak’ın diğer unsurlarının tepkisini getiriyordu.Türkiye’nin tavrı çok daha zorlayıcıydı. Türkiye bırakalım petrolü, Kerkük’ün Kürtlerin elinde olmasını ve Federe Kürdistan istemiyordu. En önemlisi Kandil’de üstlenen PKK’nın mutlak tasfiyesini istiyordu. Öte yandan Bush’un Irak batağına sürüklediği Amerika’yı, Obama bir an evvel oradan çekmek istiyordu.

Peki, nasıl çekecek ve nereye çekecekti? Fikri çerçeve, çekilişin birden olamayacağı,iş birlikçi hükümet güvenceye alındığı, Irak’ın stratejik noktalarında üslerin kurulması tamamlandığı oranda, belli bir zaman içinde giderek hızlanan bir biçimde çekilecekti..

Taliban hareketi karşısında Afganistan düşme sürecine girmiş, daha önemlisi Pakistan tehdit altındaydı.Bir daha Mart tezkeresi türünden sürprizlerle karşılaşmayacağı Türkiye’nin vereceği lojistik ve siyasi destekle çekilirken, Pakistan’a güçlü bir şekilde girmeyi tasarlıyor, orada da Türkiye’yi yanında görmek istiyordu.

Türkiye, Obama’nın Bush’un Ön Asya ve Ortadoğu’a politikalarını aşarken çıkarlarının çakıştığı noktaları ve yaratacağı hareket sahasını gören bir noktadan hareket etti. Boğazlar üzerinden Karadeniz Akdeniz’e bağlanıyordu: Bu durum Türkiye’yi Balkanlardan Doğu Akdeniz’e kadar “sorunlu” ülkelerle sınırdaş yapıyordu ki yaratacağı olanakları Amerika görmemezlikten gelemezdi. Rusya ile ABD arasındaki çıkar çatışması Orta Avrupa’dan Rusya’nın arka bahçesi olan Kafkaslara kaymış durumdaydı. Rus-ABD çelişkisi önü alınamaz bir biçimde derinleştiği oranda ABD’nin “gizli” ajandasında Türkiye’nin Rusya’yı Karadeniz’den Akdeniz’in sıcak sularına inmesini engellemek yazılıydı. Rusya’nın tarih boyunca sıcak sular problemi hep oldu. Sistemlerin, rejimlerin değişmesi ülkelerin coğrafi-stratejik konumu değiştirmiyor.

İran’ın kısmen Irak’ta, özellikle Doğu Akdeniz’de artan etkisini dengeleme ve kontrol altına alma yollu politikalarının Türkiye üzerinden geliştirildiğini biliyoruz. Afganistan/Pakistan politikasının gerektirdiği “yumuşatıcı” hava, ‘İran’la sorun çözülüyor’ gibi bir yanılgıya yol açmamalı. Her şey öncelikler ve görecelilikler meselesi. ABD, Suriye’yi İran’ın yanından almak ve İsrail- Suriye ilişkisini geliştirmek için Türkiye’nin aracılığından yararlanıyor.Türkiye‘ye bu ilişkide ihtiyaç duyulmayacağı zamanlarda gelecektir elbet. O nokta İsrail- Suriye barışının sağlandığı, Suriye’nin Lübnan’ı nüfuz alanına dahil etme isteğinin ortaya çıktığı aşama olacaktır muhtemelen.

Obamalı Amerika yeni zamanlarda Türkiye’yi ciddi olarak değerlendirmek istiyor. Çünkü Türkiye tüm coğrafi-stratejik özellikleriyle Orta Asya’dan Kafkasya’ya Ortadoğu’dan Balkanlara, Orta Avrupa’ya kadar ABD’ye bir çok hedefine ulaşmakta ciddi olarak yardımcı olmaya aday bir ülke. Görece gelişmiş bir ekonomiye, gerçekten gelişkin bir askeri güce sahip. Radikal İslamcı rejimlere karşı model olarak sunulabilecek laik demokratik görünümlü bir ülke.

Dağlarında binlerle ifade edilen gücün bulunduğu, sürekli kan kaybeden, istikrarsız bir ülkenin takdir edilir ki bütün bunların üstesinden gelemeyeceği de bir gerçek.

Obama’nın ziyaretinin derin manası ‘iç problemlerini çözmüş, nispeten istikrarlı bir Türkiye isteği’nin Türk yöneticilerine iletilmesiydi aynı zamanda. Temel sorun Kürt sorunuydu: ‘Ya çözersiniz, ya çözeriz’ dendi. Genel bir mutabakat sağlanmıştı. Hasan Cemal’i Kandil’e götüren de bu durumun getirdiği genel iyimserlik havasıydı zaten…Ya sonra?

Devam edeceğim….

BİR CEVAP BIRAK