Yakışıksız ve çirkin

Yakışıksız ve çirkin

0
PAYLAŞ

Geçenlerde bir kadın arkadaşım erkeklerin belden aşağı dokundurmalarda bulunmalarından, cinsel içerikli fıkralar anlatmalarından yakınıyordu. Bütün erkeklerin bu eğilimde olduğuna inanıyor gibiydi. Öyle ya erkeklik üstünlüktür: en kelek erkek bile değerlidir. Ben cinsel içerikli konuşmalardan tiksinirim. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da eksik bir yanım olmalı. Konuşurken rahat oluşum kimilerine benim sözlerimde de bu tür dokundurmalar olduğu izlenimini verebilir. Kesinlikle böyle bir tutum içinde değilim. Bu tür çirkin yönelimleri bazen kadınların da istemez görünüp yan cebime koy anlayışıyla hoş karşıladığını görmüşümdür. Bilinç yetmezliğinin çeneye vurması olağandır. Hele o porno dedikleri şey midemi bulandırır. Genç yaşlarımda bir meyhane dönüşü bir yerde arkadaşların porno film gösterdiklerini ve benim de o iğrenç görüntülere bakar gibi yaptığımı anımsıyorum. Aramızda bir de kız arkadaşımız vardı. Onun bu dönen görüntüleri dört gözle izlemesi garibime gitmişti.
Böyle konuşuyorum diye cinsellikte tutucu biri olduğumu düşünmeyin. Ben insanın cinselliğini en verimli biçimde yaşaması gerektiğine inanırım, ruh sağlamlığının biraz da buna bağlı olduğunu düşünürüm. Düzgün bir cinsel yaşamı olan kişi, gönülden sevmeyi ve sevilmeyi bilen kişi bu alanda yoksunlukları olan kişiden daha mutludur daha sağlamdır. Katolik papazı gibi yaşayanların insan ilişkilerinde eksikli kalmaları doğaldır. Ancak insanın cinsel heyecanlarını uluorta sergilemesi de hoş değildir. Cinselliğimi gerçekleştireyim derken kişi kendini rezil edebilir. Bazı şeyleri yaşamak güzel dile dökmek çirkindir.
Bu toplumda erkeklerin yakası açılmadık imgeleri çeneye vurdurmalarının başlıca nedeni cinselliklerini yeterince yaşayamıyor olmalarıdır. Yaşamı koşu yarışına döndürülmüş çocuklar, büyük adam olmak üzere programlandıkları için yeterince oyun oynamamış, yeterince gezip tozma olanağı bulamamış, yeterince insan tanıyamamış, yeterince yakın arkadaşlıklar kuramamış çocuklar okulu bitirip evlilik cennetine balıklama daldıklarında cinselliği bir yük gibi bir görev gibi yaşayacaklardır. Genç insanların cinsel yaşama eğri büğrü yaklaşmalarının bir nedeni de anababaların çocuklarını cinsel korkularla büyütmeleri, özellikle kızlarını erkek kaçkını yapmaları olabilir. Kızlarımız “erkeklere güvenilmez” sözünü ağızlarından düşürmezler, erkeklerin nesine güveneceklerse. Bilinçleri aile baskısıyla ve ona bağlı olarak cinsel korkularla sakatlanmış çocukların cinselliği çocuk yapma edimi gibi görmeleri doğaldır.
Tutucu katolik ahlakı cinselliği üremeyle sınırladı ve cinsel hazzın günah olduğunu bildirdi. İnsanlar çok zaman cinselliklerini günah korkularıyla yaşadılar. Bizim toplumumuzda da buna benzer baskıcı bir ahlak yürürlüktedir. İnsanların yaşamını sakatlayan ahlak ahlak değildir. Bu tür ahlaklar aile ilişkilerini zedeliyor, çocuk yetiştirme konusunda olumsuzluklar doğuruyor. Cinsel uyuma dayanmayan bir kadın erkek birlikteliği sakattır. Cinsel uyumu ilkel kafalar cinsel organların buluşması olarak anlarlar. Bu yüzden cinsel yaşam kaba cinsel tekniklerle rahatlama alanı olup çıkıyor. Boşalmaya dayanan bu rahatlamanın gerçek anlamda rahatlama olmadığı, kişiyi daha beter huzursuz ettiği kesindir. Önemli olan insanın karşı cinsten biriyle bir duygu alanı ve ona bağlı olarak bir kültür ortamı oluşturabilmesidir.
Cinselliğe dayalı sevgi temeline oturmayan her evlilik bir ticari ortaklığı andırır. “Yaşamlarını birleştirdiler” sözü birlikte bir işyeri açtılar gibi bir şeydir. Bu ortaklığın bunaltıcı görünümleri gündelik yaşamın akışı içinde kolayca dışavurur. Kadın ve erkek oldukça devingen olan yeni dünyada hızlı bir yaşam tutturmuşlardır. İki ya da üç çocuğun sorunları anababanın dünyasında bütün zamanı doldurur. Evdeki ya da yakındaki kendini bilmez ihtiyarların katkısıyla çocuklar özel varlıklar olarak büyütülürler, bu yüzden ele avuca sığmaz olurlar. Babaannelerin anneannelerin dedelerin ve öbürlerinin, bu arada evde kalmış kızların çocuklar üzerindeki kötü etkileri saymakla bitmez. Karı koca için yatak bir sevişme ortamı olmaktan çok bir yorgunluk giderme ve hatta çekişme ortamıdır. Bu ortam gergin bir ortamdır ve evlilik kurumunun dağılması bu gerginlikte işten bile değildir. Kadın da erkek de evlilik denen bu kargaşa yuvasını bırakıp gitmenin ve dinginliğe kavuşmanın düşlerini kurmaya başlarlar. Ve yaşanmamış cinsellikler insanın çenesine bayağılıklar biçiminde vurur önünde sonunda.

BİR CEVAP BIRAK