Yaşlanmak güzeldir

PAYLAŞ

Geçenlerde bir genç adam bana şöyle dedi: “Sizi yıllar önce Mersin’de görmüştüm. Bir konuşma yapmaya gelmiştiniz. Kapkara gür saçlarınız vardı. Şimdi hiç saçınız kalmamış, kalanlar da bembeyaz olmuş.” Gülümsedim. “Haklısınız, şimdi hiç saçım kalmadı, tepem iyice açıldı, kalan saçları da kökten kestiriyorum. Bezmiştim gür saçlarımdan. Böylesi daha rahat oldu.” Genç adam sanırım inanmadı içtenliğime. Kel kafayı saçlı kafaya yeğ tutan bir deli değilsem oyun oynayan biri olmalıydım. Kara ve gür saçlı yıllarımda öyle güçlüklerle karşılaştım ki, öyle iğrençliklerle yüzyüze geldim ki, öyle şeyler yaşadım ki hala insandan umudu kesmemiş olarak ayakta durabiliyor olmam bir mucizedir. Zaman üstümden tank gibi geçti. Engeller, sıkıntılar, olumsuzluklar insanı çökertiyor. Hastalıklar, ölümler, parasızlıklar, anlayışsızlıklar bir yandan, öbür yandan ikiyüzlülükler, alçaklıklar, köpeklikler belimizi elbette çok kötü bükmüştür ama sırtımızı yere getirememiştir. Uzun konuşsaydık genç adama şunu diyecektim: “Dış görünüşümüzden çok iç görünüşümüz önemlidir. İçten bakıldığında kötü görünmüyorsak ne iyi! İçten bakıldığında kötü görünenler özenle dışlarını güzelleştirmek isterler. En zor günlerimde bile başıma gelenlere sessizce katlanmayı bildim. Katlanmayı bilmiyorsan savaşamazsın. Şimdi artık dingin bir yaşamım var benim. İnsanın yetmiş yaşına kadar kimseye zarar vermeden yaşayabilmiş olması az şey mi?”

Ben tıraş olurken bile doğru dürüst aynaya bakmam. Ömür boyu saçını taramamış adamın aynayla ne alışverişi olabilir ki! Geçen gün bu alışkanlığımı bile bile bozdum. Aynada yüzüme üç beş saniye baktım. Yüzümde gençlikten en küçük bir iz kalmamıştı. Hiç tedirgin olmadım. Eskiden de göz kamaştıran biri değildim. Kadınların ilgisini bir saniyede çekenlerden biri olsaydım belki biten gençliğim için yanardım bugün. Ben yalnızca hiç kirlenmeden çok güzel şeyler yapmak gibi bir arzunun peşindeydim. Çocukluk işte: bir gün bu ülkenin en büyük yazarı ben olacaktım. Şimdi kahkahalarla gülüyorum buna. Genç yaşlarımda da Paul Newman’a ya da Marlon Brando’ya benzer bir yanım yoktu. Ancak dönüp dolaşıp bir gün Tellis Savalas’a bu kadar çok benzeyebileceğimi düşünmemiştim. Umurumda değil. Gözlerimde çakmak çakmak hırs arayanlar boşuna uğraşırlar. Hırslarınız yoksa bütün hırslılardan öç alır gibi yaşarsınız. Uzun zaman yakın dostlarım bile benim hırslı bir adam olmadığıma inanmak istemediler. Sinsi sinsi bir şeylere hazırlandığımı düşündüklerini iyi biliyorum. Onlar sandılar ki ben hırslarının üstünü özenle örtmeyi bilen ancak günü gelince bu örtüyü öfkeyle kaldıracak olan biriyim. Yıllar geçti, yaşımız ilerledi, beklenen hırslar gene ortaya çıkmadı. Belki şimdi hırslarımın olmadığına inanmışlardır, belki de gene geç bir zamanda da olsa hırslarımı çalıştıracağımı düşünüyorlardır.

Hırslarınız yoksa, ayrıca insanlık için hiçbir karşılık beklemeden iyi işler yaptığınızı düşünüyorsanız güzel yaşlanırsınız: her yaşta içinizin temizliği dışınıza vuracaktır. Nice insan o genç yaşlarının ışığını geç zamanlarında da korumayı bilmiştir. Sarılıp öpmek istediğiniz yaşlılarla size iğrenç gelen yaşlılar gerçekte aynı türün bireyleridir. Ancak birilerinde insan olmanın sıcaklığı öbürlerinde insan olamamanın karanlığı vardır. Bakışlarında çocuk güzelliği yakaladığınız insanlar hırslarının ötesine geçmiş insanlardır. İşte bu yüzden dostlarım geriye baktığınızda size eyvah dedirtecek boşluklar görmüyorsanız sizden iyisi yoktur. İlle büyük işler yapmak zorunda değilsiniz. Kendi bahçenizi sularken komşunun çiçeklerine de hortumu tutmak isteği duyuyorsanız ne mutlu size. Kendi torunlarınızla mutlu oluyorken komşuların torunlarına da içiniz titreyerek bakabiliyorsanız ne güzel.

Sanatçı olmak zorunda değilsiniz, bilim adamı olmak zorunda değilsiniz, filozof olmak zorunda değilsiniz. Ama o yolda istekleriniz var da bir türlü işe girişemiyorsanız ya da yeterince çaba gösteremiyorsanız işiniz çok zor. İşte o zaman düpedüz yandınız demektir. Yazmadığınız romanlar bir zaman sonra somut varlıklar gibi karşınıza dikilecek ve sizden hesap soracaktır. Geç kalmadan kalemi alın elinize. Gene de tam beceremeyecekseniz bu romancı olma işini, hiç davranmayın. Yazmadığınız romanlar nasıl bir gün mezar taşları gibi karşınıza dikilirse yazıp da bir şeye benzetemediğiniz romanlar da gün gelip yolunuzu kesecektir, hiç kuşkunuz olmasın. Çirkin yollardan ya da yetersiz koşullarda elde ettiğiniz ünler ve unvanlar ummadığınız bir anda varlığınıza yara gibi yapışacaktır. O zaman geçmişe yanmanın insani bir anlamı olabilir ama gene de size bir şey kazandırmaz. Ben de böyle biriyim işte deyip geçin bence.

CEVAP VER