Yaşlanmanın anlamı (I)

PAYLAŞ

Yaşlılık genellikle yaşamın insanlarda acıma duygusu uyandıran bir dönemidir. İyi düşünenler acıma duygusunun insana yaraşır bir duygu olmadığını bilirler. Yaşlılık genellikle bir tür çocukluk diye nitelendirilir. Bu kolay bir yakıştırmadır. Yunanlı tiyatro yazarı Eupolis “Bir yaşlı iki kere çocuktur” der. Bu sözleri söylemiş olan birinin yaşlanmadan ölmüş olmasını doğanın bir oyunu ya da şakası sayabilir miyiz? Evet, yaşlılık kolayından çocukluğa benzetilir. Çocukluğun yasalarıyla yaşlılığın yasaları taban tabana karşıttır bana sorarsanız Yaşlılık dönemi genel görünümüyle bir çocukluk dönemi olmaktan çok bir bulanıklık dönemidir, belki de çarpık çurpuk bir dönem, bir dağınıklık dönemidir. Gençliği ve orta yaşlılığı iyi geçmeyenlerin yaşlılığı da alabildiğine sorunludur. İyi yaşamış olanlar iyi yaşlanırlar ve iyi ölürler. Yetkin bilinçler ileri yaşlarda kolay kolay dağılıp bozulmazlar. Yaşlılık çocukluk değildir, çocukluk yetersizliktir ama aynı zamanda pırıltılı bir evredir. Çocuk meraklıdır ve etkindir. Yaşlılık ya da kötü yaşlılık pırıltıları siler, merakı dindirir ve insanı edilgin kılar. Yaşlıların saldırgan ve çokbilmiş olmaları geride kalmış olan kötü günlere tanıklık eder. Çocukluktaki eksik bilinç koşullarından gelen arılık başka şeydir, yaşlılıktaki bilinç dağınıklığından gelen çocuksuluk başka şeydir.

Yunan komedi şairi Menandros “Yaşamımız şaraba benzer, kalanı ekşir” diyordu. Önemli olan insanın kendini ekşimeye bırakmamasıdır. Ekşimiş ya da hatta kokuşmuş bir yaşam yenir yutulur bir şey midir! Zamana bağımlı olan insan yaşamında belki de tek sarsılmaz duygu hepimiz bir akşama doğru gidiyoruz duygusudur. Önemli olan güzel akşamlara gidebilmektir. Saçlarımızda aklar çoğalıyor, yüzümüzün çizgileri derinleşiyor, belki artık fırtınalı bir sabahta yürümeyi de pek sevmiyoruz… Yeni koşullara uyabilmek gerekir. Yaşlı bir kişi bir deney insanı olduğu kadar bir düşünce insanıdır, zihnini iyi koruduysa bedeninin yavaşlaması pek de önemli olmaz. Gençliklerinde zihinlerini bulandıranlar yaşlılığı ağır bir azap dönemi olarak yaşayacaklardır. Bir XVI. yüzyıl yazarı, Henri Estienne “Gençler bilse yaşlılar yapabilse” derken bunu söylemek istemiş olmalıdır. Çağdaşımız André Maurois haklı olarak “Yaşlılık insanı yumuşatmaz… Chateaubriand’a bakın, Anatole France’a, Goethe’ye bakın… Şeytandır yaşlı olan” diyordu. Yaşlanmadan yaşlanmışlara ya da ölmeden ölmüşlere ne buyurulur? İçinizle değil de dışınızla, kendinizle değil de başkalarıyla, insanlıkla değil de insanlarla çokça ilgiliyseniz yaşlılık size kötü gelebilir. Erkeklerden çok kadınlar dışı kurtarmaya aşırı önem verirler. Bu yüzden La Rochefoucauld “Kadınların cehennemi yaşlılıktır” demiştir. Önemli olan kendinde genç bir dünya kurabilmek ve onu sevinçle taşıyabilmektir. Çok zaman, Montaigne’in dediği gibi “İhtiyarlık yüzümüzden çok ruhumuzu kırıştırıyor”.

Yaşamın oluşum koşullarına göre yani kişinin yaşadıklarına bakarak, beyazlanan saçları bir onur tacı gibi de görebilirsiniz bir bitişin simgesi gibi de. Tarlanın hasattan sonraki durumuna mı benzer bu, yoksa bir çöküşün derinden duyulan ezgisine mi? Karamsarlar için yaşlılık bir bitişin kötü bir başlangıcıdır. Akşamın geceye dönüşürken en koyu renklerle oynaşması gibi, yaşlılık da karaya çalan renklerin acılı bir bayram için bir araya gelişini andıran bir görünüm sergiler onlara göre. Gecenin kaçınılmazlığı akşamın duruşunda içkindir, iyi bir göz bunun böyle olduğunu çok açık görebilir. Durmadan kendi için bir şeyler elde etmeye çalışan ve hatta bu yolda tüm değerleri ayaklar altına alabilen zavallılar için de böyledir, onurlu bir yaşam sürmüşler için de böyledir. Sonunda iyilerle kötüler yan yana yatacaklardır. Belirleyici imge kendini yutan ya da kendini tüketen yılan imgesidir ya da günü yutan gece (belki de kuzuyu yutan kurt) imgesidir. Önemli olan ölecek olmanın kaçınılmazlığı değil ölüm karşısındaki yargılarımızdır. Karamsarlar ölüm eşiği olarak bakarlar yaşlılığa. Pekaz insan genç olmayı becerebilmiştir, bu yüzden La Rochefoucauld’nun dediği gibi “Pekaz insan yaşlı olmayı becerir”. Yaşlılık gerçekte bir durmuş oturmuşluk dönemidir. Olgunluk dedikleri de bu olmalı. “Yaşlılık çılgınlıktan uzak kalmaktan, yanılsama ve tutku yokluğundan başka bir şey değildir” der Stendhal. Kısacası yazdan kışa hazırlanmak gibi gençlikten yaşlılığa hazırlanmak gerekir. Hiç yaşlanmayacakmış gibi yaşayanlar yaşlılık gelip kapıya dayandığında ne yapacaklarını bilemezler. Ölümü düşünmemeye ya da kendilerine genç havaları vermeye çalışırlar. Boşunadır.

CEVAP VER