Yaşlanmanın Anlamı (II)

PAYLAŞ

Yaşlıyı bir kıyıya atmaya hazır olanlara da yaşlandım diye kendilerini bir kıyıya atmaya hazır olanlara da ne kadar kızsak yeridir. Yaşlı ağacın meyvesi lezzetli olur. Meyve veren ağaç için böyle bu. Ya meyve vermeyen ağaçlar? Onların işi her zaman zordur. Meyve yoksa hırslar bilenecektir, zavallılıklar ortaya çıkacaktır, ayak oyunları başlayacaktır, şunu bunu olamamış olmalar öne geçecektir. Ne der bir kitapta? “Yalancı peygamberlerden sakının. Onlar size koyun kılığında gelirler, fakat içyüzleri kapıcı kurtlardır. Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. İnsanlar dikenlerden üzüm devedikenlerinden incir toplarlar mı? Böylece her iyi ağaç iyi meyve verir. İyi ağaç kötü meyve vermez, çürük ağaç da iyi meyve vermez. İyi ağaç kötü meyve vermez. İyi meyve vermeyen bir ağaç kesilir ve ateşe atılır. Öyleyse onları meyvelerinden tanıyacaksınız.” Önemli olan yaşlanmak değil iyi yaşlanmaktır. İyi yaşlanmak ve iyi ölmek. “Eski ırmaklar kafalarına göre akarlar” diyor bir atasözü. Hak edilmiş bir rahatlık olmalıdır bu. Stoa ahlakı bu noktada en doğru sözü söyledi: “Yaşam seni bırakmadan sen yaşamı bırak git.” Montaigne’in aklına yatmaz böylesi bir telaş. İntihar ona ters gelir. O bize emekliliğin tadını çıkarmamızı önerir.

La Bruyère XVII. yüzyılın penceresinden bize şöyle seslenir: “İnsanca konuşacak olursak ölümün güzel bir yeri var, yaşlılığı sona erdirmek gibi.” Şairler ve yazarlar hepimizden çok düşündüler yaşlılığı ve ölümü. XVI. yüzyılın yani Rönesans’ın büyük şairi Pierre de Ronsard yaşlılığa en güzel ama gene de korkuyla yaklaşan şairlerdendir. “Görmüyor musun zamanın kaçtığını, / Yaşlılığın bizi izlediğini” der bir şirinde. Dünyada ya da evrende her şey kalıcı gibidir, öyleyse nedir insanın bu acımasız gidiciliği? “Kayalar üç bin yıl / Yaşlı da olsanız, ne durumunuz / Ne biçiminiz değişiyor; / Ama benim gençliğim kaçıyor habire / Peşimden ayrılmayan yaşlılık / Yaşlıya dönüştürüyor gençliğimi.” Kim ne derse desin yaşlılık çok kolay değildir, hele yıpranmış bir bedende genç bir ruh taşımanın sıkıntısı düşünülünce. Yaşlılıkta eski aşkları anmak derinden acı verir. Ben iyice yaşlandım, kim bilir sen ne duruma gelmişsindir! Yüzünde kırışıklar, sesinde titremeler… belki ellerin de titriyordur. Gene de bu geriye bakışta hazza benzer bir şeylerin olması gerekir. “İyice yaşlandığınızda, mum ışığında akşam vakti / Ateşin yanına oturmuş yün sarıp örerken, / Dizelerimi söylerken hayran hayran / Güzel olduğum zamanlar Ronsard beni övmüştü diyeceksiniz.”

Ne olursa olsun büyük savaşımlardan sonra hak edilmiş yaşlılıklar yanında eksik bırakılmış yaşamlardan arta kalan yaşlılıklar da vardır. İnsan son kalan ömrünü dingin bir yaşamın kollarına bırakmadan önce kendiyle iyice bir hesaplaşmalı. “Ben bu kadarını yapabildim” demek yeterli değil her zaman. Bir şey yapmanın olası olmadığı ya da anlamlı olmadığı zamanlara hazırlanmak gerekir. Çünkü, hep biliriz, yaşlılık bedenden çok ruhu sarar. Gözündeki gözlüğü arayan yaşlılara ister gülün ister acıyın, sonuç değişmez. Yaşlanmış bir arının bal yapma gücü hemen hiç kalmıyor olmalıdır (arıları yakından tanımamakla birlikte). İnsan geride boş bir ömür bırakırsa yaşlılığında acı çekecektir. Yaşlı insanların huysuzluğu genelde bu yoksunluktan, bu yaşamı boşa harcamışlık duygusundan kaynaklanır. Yalan da söylenebilir. Torunlar yaşanmamış masalları yaşanmış gibi dinlerler ve dedelerine hayran olurlar. Yaşlı bir ağacı yerinden söküp başka bir yere dikmeye kalkın da bakın ne oluyor. Ölür gider zavallı. Göç bile erken zamanların işidir. Yaşlılık bir yetinme dönemidir yani artık yeter diyebilmenin güzelliği.

Bilgelik nedir? Geçmişe gülerek el sallayabilmektir. Kuğu yaşlandıkça güzelleşir, bazı insanlar da. Yaşlılık kimilerini sevimsiz kimilerini sevimlili kılar. Her şey bir yana erken ölümler yakıyor yüreğimizi. Ve çok az insan yaşlı olmayı becerebiliyor. Kimileri yaşlı görünmemek için çırpınıyorlar. Kimileri de “Bak yaşlılık bu adama ne çok yakışmış” dedirtmek için özel olarak sevimli yaşlı rolü oynuyorlar. Gülünç!… Bir kış güneşi gelip yerleşince insanın bağrına ve daha doğrusu her şeyine, bir başeğiş biçiminde ve hoşgörü tadında bir dinginliği yaşamak ve yaşatmak bir yükümlülük sayılmalı. Güzel olan, yaşlılığını birilerinin sırtına yıkmadan yaşayabilmektir. İnsanlar genellikle yaşlılığı birilerine taşıtılması gereken bir yük gibi alırlar. Kendini bilen kişi yaşlılığını birilerinin sırtına yıkmaz. Yaşlı da olsa her sağlıklı birey insanlığa katılır ve yüzünü görmeyeceği gelecek kuşaklara kendini armağan eder. İnsan için yaşamak gerçek anlamda adanmaktır. Özgecilik insan olmanın temel koşuludur. İnsan kendini yaratarak insanlığa dönüştürücü bir güç olarak katılır. Sorumluluk ancak ölümle son bulur. Belki de yaşlılık diye bir şey yoktur.

CEVAP VER