Yalansız olabilmek

İnsanlar zayıflıklarını yalanlarla örtmeye çalışırlar. Bu kolay bir iş değildir. Neden derseniz, hepimizin bildiğimiz gibi, şu köhne dünyada yapmak kolay gizlemek zordur. Kimi beceriklidir, gizlemeyi daha iyi bilir. Beceriksizlerse gizlenmek adına kafalarını kuma gömüp arkalarını dışta bırakan devekuşlarına benzerler. Yalanı karşınızdakinin gözlerinden okursunuz ama işin doğrusunu bilemezsiniz. Bu sizi üzer. Söylemek istediğiniz çok basittir. Yalana ne gerek vardı demek istersiniz, sana kızıp ilkel adamlar gibi kasap bıçağıyla karnını deşecek değildim ya. Hiç yalan söylemeyen bendeniz zamanla yalan söylemenin de bir hazzı bir heyecanı olabileceğini anladım ve insanlığın yalana kolay kolay çare bulamayacağını düşündüm. Siz yalan söylemen gerekmiyor diye güvence de verseniz o gene en azından zevk için yalan söyleyecektir.

Bendeniz kandırmanın ya da aldatmanın hazzını hiç bilmediğim için yalancıları hep yadırgamışımdır. Rahmetli eşim her yaptığımı bilmiştir, bu yüzden bazen küplere binmiştir bazen de ne yapalım Afşar benim üç çocuğumun en küçüğü deyip aldırmamıştır. Küçükken yalan söylememiz büyük suçtu. Katı eğitim anlayışı içinde annem uygunsuz davranışlarımızı hiç bağışlamazdı. O durumda başımızı derde sokmaktansa doğruyu söyler çıkardık. En azından ben öyle yapardım. Rahmetli ablamın her şeye karşın zorda kaldığı zaman küçük ölçüde kıvırttığını sezerdim. Yalan söylememe rahatlığını zaman içinde çok sevdim. Bu rahatlık beni doğruculuğa itti, kendim başta olmak üzere herkesi kıyasıya eleştirme eğilimim böylece oluştu. Yalanın su gibi aktığı ama doğruların sessiz geçiştirildiği bir toplumda böyle bir eğilim bağışlanabilir gibi değildi. Öte yandan yalan söylememem ve yalandan nefret etmem sevdiklerimle arama bozguncu gibi girdi. Kadınlarla aram hem çok sıcak hem de yalan yüzünden şekerrenk olmuştur. Sonunda sevdiğiniz kişi de onun yalanları da hatta doğruları da sizi ilgilendirmez oluyor ve Karacaoğlan’ın “Ya muhabbet kalkar ya bir hal olur” dediği durum ortaya çıkıyor. Kısacası sevdiğiniz insana güvenemiyorsunuz artık. Ne yaparsa yapsın rahatlığının başladığı noktada sevgi bir masal olmaya doğru gidiyor: ondan sonrası hepimizin bildiğimiz gibi kocaman bir boşluk. Ne oldu? Kardeşimiz bir küçük yalanla işin içinden sıyrılıverdi.

Bu toplumda anneler ve babalar çocuklarının yalancı olmaması için değil yalancı olması için çalışıyorlar. İşe zararsız diye bilinen küçük yalanlarla başlanıyor: “Sorarlarsa şöyle de…” Bıraksalar çocuk doğrusunu söyleyecek ama bırakmıyorlar. Çocuk büyüdükçe yalancılığının sınırlarını da genişletiyor bir güzel. İş anneye ve babaya ve öbür yakınlara yalan söylemeye gelip dayanınca sorunlar başlıyor: yalanı bize değil başkalarına söyleyecektin. Çocuk madem yalan söyleme alışkanlığını edinmiş ne diye annesine babasına doğruları söyleyip başını belaya soksun. Biz neler gördük. Adam sorar çocuğuna, çocuktan aldığı yanıtları yetersiz bulur ve bir içtenlik havasına girer: doğru söylersen yavrum sana kızmayacağım. Çocuk doğruyu söylediği anda tokat yanağında şaklayıverir.

Çocuğunuzun kötü alışkanlıklar edinmemesi için aman ne yaparsanız yapın gözünüzü dört açın, onun arkadaş ilişkilerini izleyin, ara sıra da çaktırmadan çantasına bakın. Uzman bildiğimiz adamlar bu saçmaları öğretmiyorlar mı yıllardır bize. Bir uzman da çıkıp demiyor ki bu kafadan vazgeçin ve çocuğunuzu adam gibi yetiştirin. Kendine güvenen, kişilikli, dünyayla bağları sağlam, insana saygılı, sorumluluğunu bilen, durmadan kendini geliştiren insan neden pis işler yapsın da o işleri yalanla örtmeye kalksın? Çocuğumuzun çantasını karıştıracakmışız. Bu ahlaksızlık değil midir? Ben bugüne kadar ne çocuklarımın ne karımın ne sevgilimin ne bir başkasının çantasını karıştırdım. Yanılıp da böyle bir şey yapmaya kalksam yerin dibine geçerim.

Gözü kapalı güvendiğimiz insanlar olmalıydı. Böyleleri yok demek haksızlık olur ama onlar yok denecek kadar az. Bazı yakınlarımıza bazı dostlarımıza kendimize güvendiğimiz kadar güveniriz.  Bir gün bile yalanını görmediğimiz kimseler var. Onlar ne bana ne başkalarına ne kendilerine yalan söylerler. Yalan söylemeyi bilmeyen ama doğruculuğu da elden bırakmayan kişilerin dostluğuna diyecek yoktur. Yalandan nefret edişimiz ve doğruculuğu elden bırakmayışımız şu çokyüzlüler toplumunda, kendini bile kandırabilenler toplumunda bize biraz pahalıya gelmiştir. Çocukluğumuzdan gelen bir ilkemiz vardır: yalan söylememek doğruyu gizlememek. Bu tutumumuz bizi azçok toplumdışı kılsa da bize esenlik duyguları veriyor. Yaptığı yanlışı söylemek onu yalanlarla gizlemekten ya da süslemekten çok daha onurlu bir iştir. Büyük yanlışlar yapsanız da hiç yalan söylemeyin demişimdir genç insanlara. Dilerim insanlık bir gün yalansız dolansız bir dünya kurmayı başarır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five + 9 =