Yaşlılıkta aşk

Ovidius “Aşık bir ihtiyar eski bir askere benzer” demiş. Çok iyi söylemiş, daha başka bir şeye de benzetebilirdi ihtiyar aşığı, örneğin yılkı atına ya da beli bükülmüş eşeğe. Gene de gelişigüzel bir benzetme değil Ovidius’un benzetmesi, oldukça saygılı bir benzetme. Genç aşık da genç asker de savaşçıdır, bunların yaşlanmış biçimleri o eski parlak günlerin iyi kötü yansılarını taşır. Onları sevemesek bile önemseyelim. Daha yakın bir zamanda La Bruyere “İhtiyar bir aşık doğada büyük bir biçimsizliktir” demiştir. O biraz daha gerçekçi havalarda ve biraz daha acımasız. Benim gençliğimde karşı çıktığım bu tür belirlemeleri yaşını başını almış bir kişi olarak bugün benimsemem hiç olası değildir. Ben beyazlanmış saçları bir taç diye görenlerdenim, yüzdeki derin çizgileri hatta gözlerin altındaki torbaları birer olgunluk simgesi sayanlardanım. Aşk gibi güzel bir duyguyu birilerinin tekeline vermek ya da birilerine yasaklamak insana yaraşır bir şey midir? Bütün gençler aşk denen o kutsal heyecanı hak ettiler mi? Aşkı aptallık gibi gören gençleri nereye koyacaksınız? Doğanın verdiği güzelliği uydurma bir takım süslerle bezeyerek iyisinden bir koca düşürmeye çalışan ve bunun için gözüne kestirdiği erkeğe gülmesini zor tutarak aşık pozları atmaktan geri kalmayan kurnaz genç kızı, erkeksi çekiciliği cinselliğin gereksinimlerini karşılamakta işe yaratmaya çalışan sözde aşık toy ve çıkarcı delikanlıyı sırf tazeliklerinden giderek aşkı hak etmiş varlıklar mı sayacağız?

Şeytan duruşlu şeytan bakışlı gençlerden de ihtiyarlardan da nefret ederim. Bu tür insanların sayısı hiç de az değildir. Hele ben daha çok gencim havalarında takıp takıştırarak yaşını göstermemeye çalışan ihtiyar kadınlar içimi kaldırır. Hele bir de onların boyalı ve “yapılmış” saçlarını düşünün. Hele o daha ölmedik telaşıyla kalbini zedelemeyi göze alarak koşu gösterileri yapan yaşını başını almış köhne erkekler. Gözlerinde dünya değerleriyle beslenmiş insanlık ışığı bulunmayan kadınlar da erkekler de gençler de ihtiyarlar da çirkindirler. Bu işin süslü olmakla ya da süssüz olmakla, genç olmakla ya da ihtiyar olmakla bir ilişkisi yoktur. İnsan dediğin duruştur bakıştır davranıştır. Hırstan gözleri çakmak çakmak olmuş insanlar ışık değil karanlık saçarlar. Bedensel açıdan insan türünün en yetkin örneği sayabileceğimiz bireyler bile o ışıktan yoksunsalar güzel olamazlar.

Aşk gerçek insanlara vergidir. Gerçek anlamda insan olmak gibi bir amacı olmayanlar aşık olamazlar. Aşık olabilmek öncelikle karşılıksız sevebilmekle olasıdır. Benciller kendilerinden vermeyi bilemezler, gönüllerinden vermeyi bilemezler. Aşk kendinden başkasını sevemeyen insanın işi değildir. Aşk ucu açık bir adanmadır. Bu adanmanın madem beni seviyorsun öyleyse her istediğimi yap, öncelikle de gel beni babamdan iste düzeysizliğiyle bir ilgisi yoktur. Sevginin en büyüğü en katıksızı bile insana insanı kullanma hakkı vermez. İnsanı kullanmayı alışkanlık edinenlere doğa aşık olma hakkı ya da yetkisi vermemiştir. Bu bencil insanlardan birine yanılıp da aşık olmaya kalkarsanız yandığınızın resmidir. Bencil ne kadar boş ne kadar yavan ne kadar anlamsız olursa olsun dünyanın eksenidir. Her şey onun hakkıdır, bu arada sizi de hak etmiştir, ama siz onun kadar yetkin ya da değerli olmadığınız için onu hak etmemişsinizdir. Hep elde etmek ister o. Alabildiğine kıskançtır. “Yalnız kendine iyi olanı kötü diye adlandırmalı” der Publilius Syrus. Yalnız kendilerini sevenler ancak kendileri gibileri severler ama yalandan severler, bu sevgi çıkar hesaplarıyla ilgilidir. La Rochefoucauld da “Bencillik çöl rüzgarına benzer, her şeyi kurutur” diyordu.

Sever gibi yapıyorlar ama sevemiyorlar. Karılarını da kocalarını da çocuklarını da sevemiyorlar, annelerini ve babalarını da sevemiyorlar. Mesleklerini sevemiyorlar. Sanata hevesleniyorlar sanatı sevemiyorlar. Doğup büyüdükleri toprakları sevemiyorlar. Unvanları seviyorlar ama unvanların insanlığa adanmak yolunda kendilerine sağladığı olanakları sevemiyorlar. Okumaktan yazmaktan düşünmekten nefret eden ama yoksul toplumun sırtından ben bunu hak ettim mi demeden belli bir parayı her ay cebe indirmekten geri kalmayanların mağrur ve sefil görünümleri size acı vermiyor mu? Onlar en sıradan şeyleri bile sevemezken bir de aşık mı olacaklar? Gülerim. Evet dostlarım, aşk her insanın harcı değildir. Aşk insan olmayı becerebilmiş, insan gibi yaşamayı öğrenmiş insanların harcıdır. Gençler aşık olmalıymış ihtiyarlar olmamalıymış. Birine sevinçle sarılmayı öğrenememiş insanlara ne yazık! Birinin sıcağında sesinde gözlerinin mavisinde saçlarının gölgesinde insan olmanın yüceliğini yaşamayı öğrenememişlere ne yazık!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × 1 =