Yalçın Gökçebağ ve değişim…

Yalçın Gökçebağ ve değişim…

0
PAYLAŞ

Yalçın Gökçebağ’a nedense çağdaş ressamlarımız arasında yer vermek istemez meslektaşları.
Sadece meslektaşları olsa iyi de, eleştirmenler ve bilim adamlarının bu görüşü paylaşması bana nedense ters gelir.
Hatta garip.
Yalçın Gökçebağ’ın resimlerini, çizgisini, tarzını analiz edecek sanat altyapısına sahip değilim.
Ama bazı ressamlar vardır ki belli kalıpların dışına taşabilirler, teorik tanımların ötesine geçebilirler, halkın tam da yüreğine yolculuk yaparak kendi tarzlarını yaratabilirler.
Gökçebağ için başlarda “naif ressam” tanımlaması yapıldı.
Dün gibi hatırlarım, TRT kameramanlığı yaptığı yıllarda bu naiflik ona adeta yapışmıştı.
Sözlük anlamı ile naif, “ince-narin-estetik” özellikleri kapsar.
Naif çocuksudur üstelik. Dahası “kırılgan” dır.
Sanatta ise “eğitim görmemiş”lere naif ressam denir nedense.
Oysa Gökçebağ eğitimlidir.
Çok da iyi bir dönemde, çok da iyi hocalar tarafından eğitilen ve de kendisini aşmasını bilen nadir ressamlarımızdan biridir.
Yalçın Gökçebağ ayrıca son yıllarda, ürettiği eserleri adeta “ıslak” satan sayılı sanatçılarımızdan da biridir.
Bu ne demektir?
Sanatçı, arz-talep dengesini kurmakta güçlük çekiyor demektir.
“Çok talep var ama üretim az” da denebilir bir başka açıdan bakılınca.
Oysa Gökçebağ , çizgisini bozmadan, sanatından taviz vermeden, tekrarlardan kaçarak ve yeniliklere açık biçimde hemen her gün çalışmasına rağmen, gerek iç ve gerekse dış sergilere tablo yetiştirmekte zorlanıyor gibi.
Bu, Gökçebağ’ın resmine ulaşmakta güçlük çeken sanatseverlerin görüşü.
Oysa Gökçebağ, “Ben üretimin azlığına katılmıyorum. Ürettiklerim az değil ancak talep çoğalınca, fazla üretme yoluna gidemiyorum. Çünkü kendimi yenilemek hatta aşmak zorundayım. Her sanatçı gibi daha güzele ulaşma heyecanımın sürmesinden yanayım” diyor.
Bu da her sanatcı gibi Gökçebağ’ın kendi ilkesi…
Kendi kanunu…

Sanatcının son çalışmalarında dikkat çeken gelişme, belki kendisin in de farkında olmadığı doğadaki “ışıkları” yakalama özelliği.
Tam bir doğa aşkı ile tuval karşısına geçen Gçkçebağ, son resimlerinde dört mevsime ait, her mevsimin kendine özgü, kendine has ışıklarını, hemen her tablosunda ayrı ayrı yakalamayı başarmış…
İnsanında (kadınında-erkeğinde), ağacında, yamacında, dağların zirvesinde, objelerini ışık oyunlarıyla adeta dansa davet etmiş gibi.
Çok da başarılı olmuş sanatcımız.
Bu aynı zamanda şu anlama da geliyor:
“Ben toplum bilincinin ağır bastığı, feminizm, küreselleşme ve teknoloji gibi sorunlarla ilgilenemem. Bunlar benim için eksiklik sayılsın. Ama doğa ve çevre benim hedefim. Benim her şeyim. Doğa ve çevre demek bizatihi çağdaşlık demek”
Bunları belki yüksek sesle haykırmıyor Gökçebağ ama kendisi hakkında zaman zaman kısık sesle ve arkasından söylenen “ Yalçın, hiçbir zaman çağdaş ressamlar arasında yer alamaz” iddiasına da son eserleri ve yaptıklarıyla yanıt veriyor olmalı.
Bence Gökçebağ son tablolarıyla çok şey söylemek istiyor.
Eskinin, eskide kaldığını haykırmak istiyor.
Her yeni günün yeni bir heyecan getirdiğini, doğadaki keşfedilmemiş ışıkların şu anda ortaya çıkarılmayı beklediklerini anlatmak istiyor.
Belki de hem güncel ve hem de çağdaş sanatı yakalamanın yeni yolunun, naif fırça darbelerinden geçtiğini ortaya koymak istiyor.
Özetle : Gökçebağ’ın yeni yolculuğu, doğanın tam da kalbine yönelik…
Belki de, doğadaki tüm ışıkları yakalayıp “çok boyutlu” hale getirebilmenin keşfine yönelik bir yolculuktur bu…
Belli mi olur?

BİR CEVAP BIRAK

1 × five =