Yangın yeridir yürek, külleri kelimeler…

İnsan en rezil en dibe vurmuş hallerinde… Vurgun yemiş kolların hareketsizliğinden, solunum  aletine bağlanmış nefessizliğinden kurtulamayacağını sanır. İster ki bir çırpıda geçsin yıllar, unutulsun bu gün bu saatler… Ertesi gün üstünden yıllar geçmiş gibi uyansın. O  ağzına yapışan, yüreğini kapatan kelimelerden kurtulsun ister…


İşte böyle bir anda çekip gitmek ister insan… susmak ister… ‘Üzülme’ der biri, ama o üzülür… Zift gibi bir bulaşıkla sıvanır kalbi. Artık kapalıdır bütün kapılar pencereler ve diğerleri…


Dalgasız bir denizde sırt üstü gökyüzüne bakmak ister insan. Kıpırtısız bir yaz günü yumuşak bir dalgayla ıssız sahile vurmak ister. Bir deniz yıldızı gibi o sahilde kurtarılmayı bekler, bekler, bekler. Zanneder ki o yakıcı güneş altında, o dehşet sıcağın bungunluğunda bir el vardır onu bekleyen.


On dakika, on gün, on ay, on yıl geçsin ister bir çırpıda. Telefonun ucunda tutulmuşken dili, kalbi atmayı bırakıverir aniden. Ölüverir kaslar, damarlar ve tüm iskelet sistemi. Ölüverir kelimeler. Dudakları yapışmışken birbirine, mıhlanmışken tek bir kelimeyle, o kelimeyi çekip alsın ister başka biri..


Ama bir kere çıktı mı söz ağızdan, bir kere çıkabilmeyi başarabildi mi kendiliğinden…  Bir kere söküldü mü o mıh, bir kere açıldı mı kilit, bir kere tekrarlandı mı o kelime… Kendini dinlemeye başlar insan. Ağzından çıkan her lafı dinlemeye başlar. Dinledikçe büyür, inledikçe anlar, dinledikçe tanır kendini…


‘Ağlama’ der biri, ama o ağlar.  Bir daha ağlamamak için, bu son olsun diye ağlar. Biri ğlama dedikçe daha çok ağlar insan. Musluğu açılmıştır bir kez gözlerin ve kapatacak el henüz uzanmamıştır. Ne de olsa yalnız ağlamalara çok alışılmıştır.


Kalbini hapsettiği demir kapıların bir daha açılmamak üzere kapandığını, o demir kapıları çacak anahtarın asla bulunamayacağını, sahibi olduğu yorgun ve bezgin bakışların yeni bir kelime üretmeye yeterli olamayacağını… zanneder…. Kimbilir haklıdır belki saklandığı erden kimseye apaçık göstermememekte yüzünü. Zanneder ki o anahtarını denize fırlattığı kilidin yoktur bir başka benzeri…


‘Zamanla geçer’ der biri… geçmez… Öyle kolay mıdır yüreğine biriken külleri teeeeek tek temizlemek…


Yangın yeridir yürek, külleri kelimeler… Konuştukça yanar, yandıkça küllenir…


Ama gün gelecek… O kelimelerin, o unutulmayacak zannettiği kelimelerin yerini başka bir kelime, tüm heybetiyle tek başına alıverecektir… taaaki eski kelimeler savrulup yok luncaya kadar havaya… taaaki yeni kelimelere yer açıncaya dek… taaaki… yeni bir iladı başlatacak olan ve bir başka şeyin yerini doldurmasının asla mümkün olmadığı, o sihirli kelimeyi buluncaya dek…


O gün gelir…


sibelbengu@yahoo.com


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


– Çok sevgili sevgililer günü için…
– Açık reçete…
– Çocuk
– Sen de kimsin?
– Kar yağarken pencerenden…
– Bayramları nasıl bilirdiniz?
– Ne kadar buradasın?
– Bu hayat nasıl geçer?
– Aşık kimdir?
– Aşk ne değildir?
– Aşk nedir?
– Herşeyin bir şeyi vardır…
– İyi insan kimdir?
– Kaygı çok kaygan bir kelimedir…
– Bumerang aşklar…
– İstanbul’da yine yağmur var…
– Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
– Bir şairin bildiği sevgi/ Attila İlhan için…
– Nedir, niyedir? Neyse…
– İnsan bazen kendini bırakıp delice gitmek istiyor…
– 3 kadın 1 kritik…
– Hayatın şablonu mu var?
– Haydi dostlar buyrun kahveye…
– Muhakkak…
Aşk’a herşey dahil…
Bir İstanbul hatırası
Kadın dediğin
– ‘Adam gibi adam’ dedikleri…
– Mantığım intihar, ruhum serseri… 
– Hiç-bir-şey anlamıyorum… 
– Hayal adalar… 
– Kırmızı başlıklı kızın nesi var?  
– İstanbul’a bir günlük firar… 
-Bırak deli desinler… 
-‘Sen benim rüzgar gülümsün…’ 
-Pardon tanışıyor muyuz? 
-İstanbul 
-Kıymık… 
-Siz mağrur musunuz? 
-Ne kadar önemsiyoruz yarınlarımızı? 
-Küçük şeyler… 
-Yürek mahrem bir bölgedir 
-Kiler… 
-Keşke 
-Anne karabiyesi… 
-Tren garları…



 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five − 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.