Yanlış zemin…

Yanlış zemin…

0
PAYLAŞ

Bir sorunu çözmek için önce onun var olduğunu fark etmek gerekir ve de kabul etmek, bu önemli… Ama onun kadar önemli olan bir şey de onu gerçek boyutu ile algılamak ve doğru zeminde tartışmaktır…

Bugün “Kürt Sorunu” diye bir sorunun var olduğunu sağ duyusu olan herkes kabul ediyor toplumumuzda, bu olumlu bir gelişme. Ama bu sorunun teşhisinde ve tartışma boyutunda öyle hatalar yapılıyor ki, bundan kesinlikle kaçınılması gerektiğini düşünüyorum ben…

Geçenlerde bir TV kanalında Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir söyleşi vardı. Programın konuğu kendisini Kürtlerin temsilcisi olarak tanıtıyordu ve diyordu ki “biz Kürt sorunu diye bir sorun olduğunu yıllarca dile getirdik ama yetkili ağızlar bunu hep reddetti, şimdi başbakan dahil devletin en üst makamları bile böyle bir sorunun varlığından söz ediyor, nihayet bizim haklılığımız görüldü…”

Buraya kadar her şey gayet iyi, güzel diye düşündüm ben de… Evet bir sorunu çözmek için önce onun varlığını kabul etmek gerekirdi. Fakat beyefendi sorunu ortaya koyarken öyle bir yöntem izliyordu ki, bilinçli olarak ya da bilinçsiz, yanlış yapıyordu.

Sorunu çözmekten çok daha büyük problemlere yol açacak kaygan bir zeminde dolanıp duruyordu ismini şu anda vermekte fayda görmediğim bu zat… Çünkü polemik yaratmak değil benim amacım. Ciddi bir tehlikeye parmak basmak. Umarım başbakan dahil, sorunun çözümünde rol alacak insanlar bu yanlış ve kaygan zeminin farkındadırlar…

Spikerin “sizce Kürt sorunu nedir, bu sorunun çözümü için siz Kürt halkı adına ne bekliyorsunuz” sorusuna karşılık beyefendinin cevabı şöyleydi:

“Kürt sorunu, siyasi irade tarafından, Kürtlerin Türkiye’yi oluşturan iki temel ırktan biri olduğu gerçeğinin kabulü ve ona göre Türklerle eşit haklara kavuşturulması sorunudur”.

Alt yazıları okursak beyefendi demek istiyordu ki, Türkiye, Türkler ve Kürtler olarak başlıca iki ırktan oluşmaktaydı, bunlardan Türkler tarih boyunca Kürtlere karşı daha ayrıcalıklı konumda olmuşlardı, şimdi Türkler kadar bu ülkenin asli unsuru olan Kürtlerin de konumları aynı düzeye yükseltilmeliydi.

Bu arada Türkiye’de yaşayan diğer halklar ve etnik gruplar içinse, “tabii Kürtler ve Türkler dışında ufak tefek diğer etnik unsurlar da var ama bunlar sorun değil zaten azınlıktalar” demekteydi beyefendi…

Şimdi bu yaklaşımda yanlış olan ne hemen ona değinelim. Olayı etnik milliyetçilik boyutuna taşıyıp, Kürt sorununu ırkçı bir temelde tartışmaya çalışmak buradaki en büyük hatadır.

Bu ülke birçok etnik kimliğin ve kültürün yıllarca bir arada kaynaşarak yaşaması ile zenginleşmiş, güzelleşmiş bir ülkedir.
 
Türk ırkı diye ayrı bir ırkın varlığı konusu mikro-milliyetçi ya da kafatası siyaseti yapan kişiler dışında genelde ciddiye alınmamış, önemsenmemiştir.

Türk kimliği hep bir vatandaşlık ve bir üst kimlik boyutu ile algılanmış ve benimsenmiştir toplumumuzun çoğunluğu açısından

Demokratik rejimlerde, etnik milliyetçiliğin de diğer ideolojik tercihler gibi özgürce savunulabilir olması, silah ve şiddete baş vurulmadığı sürece birileri tarafından benimsenip  hakim görüş haline getirilmesi için mücadele edilmesi, demokrasinin gereğidir ve buna bir diyeceğimiz yoktur.

 Ama ben şahsen Türkiye’de Kürt sorunun etnik milliyetçilik yoluyla çözülebileceğine kesinlikle inanmıyorum ve aksi görüşteki  ısrarımı sürdürüyorum.

“Etnik milliyetçilik veya her türlü ırkçı yaklaşım  Türkiye’de barış ve huzuru tehdit eden bir unsurdur ve bu güne kadar bu ülkeye  kan ve şiddetten başka bir şey getirmemiştir.”

Türkiye farklı etnik kimliklerin bir araya gelmesinden oluşan çok kültürlü bir  ülkedir. Bu bizim gerçeğimizdir ve tartışmaların da bu zemin üzerinde yapılması gerekmektedir.

Sorun,  Türkiye’de, bu çok  farklı etnik kimliğin bir araya gelmesinden oluşan çok kültürlü yapının nasıl korunacağı, bütün tarafların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri, dillerini özgürce konuşabilecekleri, kendi kültürlerine ait tüm inanç ve değerleri özgürce yeniden üretebilecekleri koşullara sahip  bir  Türkiye’nin nasıl oluşturulabileceği sorunudur…

Bu sorunun kan ve şiddetle, kafatası siyaseti ve ırkçılıkla çözülebilmesi mümkün değildir.

Çözüm  ancak ve ancak demokratik hak ve özgürlükler yoluyla, başka kimliklere saygı ve yaşama hakkı verilmesi  yoluyla çözülebilecektir.

Şimdi tekrar Kürt halkını temsil ettiğini söyleyen bu zatın sözlerine dönersek,  diyor ki, “Bu ülkenin asli unsuru Kürtler ve Türklerdir, bu gerçek kabul edilmeli ve bu iki  büyük ırkın, büyüklükleri ölçüsünde eşit hakları, ülke nimetlerinden eşit paylaşımları sağlanmalıdır”

Onun anlayışına göre Kürt sorunu budur ve  bu şekilde çözülmelidir…

Bu kişinin sözlerinden yola çıkılırsa, burada bir başka alt anlam daha çıkıyor,

-bu ülkede Türkler ve Kürtler çoğunlukta, öyleyse bu ülke Kürtler ve Türklerin ülkesi olmalı, geriye kalanlar zaten azınlıkta olduğu  için onları hesaba katmaya gerek yok-

Alın size bir de azınlık problemi çıktı başımıza… Dediğim gibi olayı yanlış zeminde tartışmak çözüm yaratmadığı gibi bir sürü başka soruna da yol açabilecektir kolayca…

Bu tür ırkçı yaklaşımlar, kafatası siyaseti ve etnik milliyetçilik bu ülkeyi bir yere götürmez gerçekten. Yukarda da değindiğim gibi sorun yanlış zeminde yanlış argümanlarla tartışıldığı sürece, çözüme kavuşmak yerine daha da büyük problemlere yol açacaktır.

Diğer etnik unsurlar, “eğer bu ülkede sadece Kürt ve Türk varsa biz neyiz” demeye başlayabilirler pekala…
 
Yeterince kardeş kanı dökülmedi mi bu ülkede, yeter artık bu oyunlara gelmeyelim…

Peki “Kürt sorunu” gerçekten varsa, bunu aklıselim herkes kabul ediyorsa, bu sorun nasıl bir sorundur onu anlamaya çalışalım şimdi de…

Evet bu ülkede “Kürt sorunu” diye bir sorun vardır ve bu sorun bizzat zamanında bölgede izlenen yanlış politikalar ve yanlış uygulamalar sonucu ortaya çıkmıştır.

Aynı uygulamalar Güneydoğu Anadolu bölgesinde değil de Kara Deniz bölgesinde olsaydı bugün “Kürt sorunu” yerine, “Laz sorunu”ndan da bahsediyor olabilirdik.

Evet orada köyler vardır uzakta, ama kimse o köyler bizim köylerimiz, dememiştir yıllarca…

Oradaki halk da bugün sayın başbakanın gururla her fırsatta dile getirdiği “memleketim” kelimesinin sıcaklığını, normal koşullarda olması gerektiği gibi yürekten içselleştirememiştir ve bu sebepsiz değildir…

O bölgede çok kanlar akıtılmıştır, daha kundağındayken bebekler, şiddetin ve ölümün gölgesinde, bir sonraki namlu hedefi olarak, can pazarında gözlerini açmışlardır dünyaya…

Geleceği yoktur bu çocukların…
 
Onların, okuma yazma öğrenecekleri, “Ali koş”, “koş Ali koş”, “Ayşe top at”, “tut Veli tut” diyen fişleri hiç olmamıştır. Onlar “vur Bilo vur”, “Ateş et İbo ateş et” diyen çığlıklarla yetişmişlerdir.

Halk PKK ile sopalı devlet arasında sıkışıp kalmıştır. Devletle işbirliği yaparsa ya da bir şekilde PKK’ya karşı gelirse PKK tarafından, aksi taktirde ise, yani PKK’ya  yardım ve yataklık ederse ise, bu kez de devlet tarafından cezalandırılacaktır…

Hareket edecek, kıpırdayacak alanı yoktur halkın… Tarafsızlık diye bir şeyse mümkün değildir o koşullarda…
Bu ne demektir peki, her koşulda yaşam hakkınız yok, öleceksiniz demektir, öyle değil mi?

Evet çok büyük yanlışlar yapılmıştır Güneydoğu Anadolu bölgesinde… Bunlar unutulmamalı ve geçmişten ders alınmalıdır artık…

Yaşam pek bonkör davranmamıştır bu bölge halkına… Ölüm, kan, korku, dehşet, vahşet yetmiyormuşçasına bir de açlık, sefalet, işsizlik, yoksulluk bırakmamıştır yakalarını…

Tüm bu koşullardan kaynaklanan devlete karşı güvensizlik ve yabancılaşma ve bu yabancılaşmadan doğan Türk kimliğine karşı bir tepki vardır bu bölgede.

Aynı şekilde kendisini Türk vatandaşı olarak gören insanlarda da, bu öteki tavrına karşı, farklı bir kimlikle var olma mücadelesine karşı reddetme ve dışlama tavrı gelişmiştir…
 
Olay etki tepki olayıdır yani. Ama bütün bunların sorumlusu, halkların kendiliğinden gelişen refleksleri değil siyasi iktidarların uyguladığı yanlış politikalardır.

Kürt arkadaşlarımdan hep duymuşumdur, Kürt oldukları öğrenilinceye kadar bir işe alınmalarının veya herhangi bir konuma getirilmelerinin normal olduğunu ama Kürt kimlikleri öğrenildiği andan itibaren nasıl bahaneler uydurularak işerine son verildiğini, terfilerinin durdurulduğunu ya da bir anda istenmeyen insan ilan
edildiklerini…

Bunlar bu ülkede olmuştur ve doğru yaklaşımlar değildir…

Evet toplumumuzda bu dışlamalar yapıldı Kürt halkına karşı ve ne yazık ki halen Daha yapılıyor… Bu karşılıklı güvensizlik ve korkudan kaynaklanıyor belki de, ama az önce yukarda bahsettiğim, kendisini Kürt halkının temsilcisi sayan kişilerin ırkçı, etnik milliyetçilik temelindeki yaklaşımları devam ettikçe , yapılan tüm bu yanlış uygulamalar meşruluk kazanacak ve Kürt sorunu hiçbir zaman gerçek, kalıcı bir çözüme kavuşmayacaktır.

Bunun birilerinin işine yarayacağı da kesindir tabii ki… Güneydoğu Anadolu bölgesinde ABD’nin ve diğer emperyalist güçlerin bölgeyi her zaman istikrarsız tutma ve bu şekilde istedikleri zaman bölgeye müdahale edebilme, Orta Doğuyu yeniden şekillendirirken Türkiye’yi her zaman için çıkarlarına hizmet edebilir bir konumda tutabilme amaçları için bölgenin bu durumu biçilmez kaftandır.

Bu kan ve ölüm üzerinden yapılan siyasete alet olmamak çok güçlü ve iradeli bir siyasi iktidar gerektirmektedir. Bu iradenin günümüz hükümetinde mevcut olup olmadığı, sayın başbakan Tayyip Erdoğan’ın son zamanlardaki olumlu yaklaşımları ve sorumluluk bilinciyle yaptığı atılımlara rağmen, partisinin ABD ile güttüğü yakın siyaset düşünülürse, kuşku götürmektedir.

Oysa ki ülkemiz, kendi iç barışı ve huzuru için bu iradeye muhtaçtır.

Bu iradeyi gösterecek güçlü bir siyasi iktidar, bugünü bırakalım, yarın bir gün gerçekten bu ülkede mümkün olacak mıdır, bunu düşünüyorum ve o bölgede dökülecek daha çok kanlar olduğu gerçeği bıçak gibi yüreğime saplanıyor, karamsarlığa kapılıyorum…

Yazık, çok yazık…

 

BİR CEVAP BIRAK