Yargı yeni Sulukule’yi “hukuksuz” ilan etti

PAYLAŞ

Yargı yeni Sulukule’yi “hukuksuz” ilan etti

11 Haziran 2012 Pazartesi günü ‘SULUKULE DAVA KARARI’ nı duyduğumda İstanbul’da Kentsel Dönüşüm projeleri kapsamında mücadele veren diğer arkadaşlarım gibi ‘Oh nihayet iyi bir haber’ dedim…

Bu karar bizler için sürpriz değildi aslında; böyle bir kararın çıkması mecburiydi… Ama ülkede yargının ne kadar büyük bir baskı altında olduğunu bildiğimiz için hala ‘acaba’ diye endişelerimiz vardı? Durum bu kadar açıkken bile yargıdan aykırı bir karar çıkar mı diye kaygılanmamız, ülkede olan bitenlere de bakıldığında boşuna değildi. Bu kararın bu şekilde çıkmaması için ellerinden geleni yaptıklarını, aksi karar çıkması yönünde her türlü baskıya ve müdahaleye başvurduklarını biliyorduk çünkü…

Buna rağmen yargı yine de onların istediği kararı vermedi, böyle bir karar çıkarma riskini göze almadı… Bu umut verici bir gelişme herkes için, ülkemiz için,,, Ama olay adil kararın verilmesi ile bitmiyor ne yazık ki; bugün Mimarlar Odasındaki Basın toplantısından sonra, Basınla beraber inşaatların hala sürüp sürmediğini kontrol edelim diye Sulukule’ye gittiğimizde gördüğümüz manzara endişelerimizde bir kez daha haklı çıkardı bizleri ne yazık ki…

YARGI KARINA RAĞMEN İNŞAATLARA TAM GAZ DEVAM EDİLMEKTEYDİ…

Yargı orada yapılan işlemin hukuksuz olduğuna karar vermiş, dava kararı çıktığı andan itibaren yapılan en küçük inşaat faaliyeti bile bir suç teşkil ederken, onlar hiçbir şey yokmuş gibi harıl harıl dozerleri çalıştırmaya devam ediyor; gazetecilerin, oraya giden uzmanların, halkın gözünün içine baka baka ‘YARGI KARARLARI KİMİN UMRUNDA, SUÇ DA OLSA BİZ İSTEDİĞİMİZİ YAPARIZ’ tavrı içinde faaliyetlerini sürdürüyorlardı…

Bu pervasızlığın mutlaka bir gün hesabı sorulacaktır!… Ve her şeye rağmen SULUKULE ile ilgili bu haklı karar, İstanbul’da bundan sonraki Kentsel Dönüşüm sürecini radikal bir şekilde etkileyecektir…

Ne demek istediğimi biraz açmak istiyorum…

Hukuk her zaman mevcut kanunlar ve geleneklerle işlemez; bazen DE FACTO bir oluşumla, uygulamadan karar çıkarılması gereken durumlarla da ortaya çıkabilmektedir hukuki kararlar… Mevcut olgunun benzeri bir durum daha önce hiç olmamıştır; böyle bir durumda olayın kendisinin kendinden sonraki süreç için emsal teşkil etmesi gerekecektir…

İşte SULUKULE kararı böyle bir karardır… 5366 kapsamında süren süreç ve projelerle ilgili ‘ilk proje iptal davası’ verilen dava olması değildir buradaki esas nokta; bu kararın gecikmiş bir karar olması, yani proje bitiminden, telafisi mümkün olmayan mağduriyetlerin oluşmasından sonra çıkmış bir karar olmasıdır. Daha açık söylersek hukuksuz olduğu artık kanıtlanmış olan projelerin somutlaşarak yapı haline dönüşmesinden, orada yaşayan halkın yerinden edilmesi ve evlerinin yıkılmasından, hatta yerine yeni yapıların yapılmasından sonra verilmiş, dava konusuyla ilgili telafisinin mümkün olmadığı zararların çoktan oluşmasından sonra verilmiş gecikmiş bir karar olmasıdır.

Bu garip duruma sebep olansa zamanında ‘YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI’nın verilmemiş olmasıdır…

Bu arada bugün karşı karşıya olduğumuz ‘DEPREM YASASI’ kapsamında ‘YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI VERİLEMEMESİ’ nin ileride yaratacağı sakıncalara örnek teşkil etmesi açısından da Sulukule davası önemli bir emsal olarak karşımızda durmaktadır. Aynı mağduriyetlerin ve telafisi mümkün olmayacak hukuki durumların oluşmaması için yeni yasanın bir an önce gözden geçirilmesi, hatta diğer hak ve hukuk ihlalleri ve kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı yönleri de düşünüldüğünde bu yasanın bir an önce iptal edilmesinin önemi burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır…

Hukukçular bugün Sulukule davasında ‘NASIL TELAFİ EDİLECEĞİ BİLİNMEYEN GARABET BİR DURUM’ la karşı karşıyadırlar…

Normalde yürütmeyi durdurma kararı alınabilmiş ve inşaatlar durdurulabilmiş olsaydı, proje iptal davası henüz projeler hayata geçirilmeden kazanılmış olacaktı ve bugün ortaya çıkmış mağduriyetlerin çoğu şu anda oluşmuş olmayacaktı. Kararın gereği olarak öncelikle projeden ve inşaat yapımından vazgeçilecek, mağdurların evleri henüz yıkılmadığı için sahiplerine geri verilecek ve zararları tazmin etmek de bu kadar karmaşaya, kafa karışıklığına yol açmayacaktı…

Oysa şimdi durum nedir?

Ortaya çıkan hukuki kararı yerine getirmenin de getirmemenin de çok ağır bedellerinin olduğu bir durumla karşı karşıyayız şimdi…

Kararın gereğinin yerine getirilmesi demek usulsüz ve hukuksuz olarak oradaki mülk sahiplerinin hakları gasp edilerek ve imar ve iskan planlarına uygun olmayarak inşa edildiği için oradaki VİLLALARIN YIKILMASI anlamına gelmektedir.

Bu yapılırsa bunun bedelleri çok ağırdır; yani ‘SULUKULE VİLLALARININ YIKILIMSI’ demek trilyonlarca yatırımın heba olması, orada mülk sahibi olmuş yüzlerce hak sahibinin kazanılmış haklarının ihlali, bunların tanzim edilmesi, bunlar çok büyük bedellerle karşı karıya getirecektir Fatih belediyesini ve yatırımcıları… Yapılan yatırımlara harcanan trilyonlar bir yana bir o kadar da ödenecek tazminatlar anlamına gelmektedir bu… İdare veya iktidar böyle bir yük ve sorumluluğun altına girecek midir? Girerse bunun altından kalkabilecek midir? Girmek istemezse ne olacaktır? Oradaki hukuksuzluk devam mı edecektir? Suç işlemeye devam mı edilecektir?

Diğer yandan orada daha önce yaşayan SULUKULE halkı açısından geri dönüşü olmayacak şekilde oluşmuş kayıpların hesabını kim, nasıl verecektir? Sulukule kültürünün yok edilmesi, oradaki tarihi ve mimari dokuya verilen hasar, yaşayan halkın çektiği eziyet, döktüğü gözyaşı, yok olup giden hayatlarının bedelini kim nasıl telafi edebilecektir? Bu gerçekleşmezse insanlar bu ülkede bir daha hukuka, adalete inanacak mıdır? Devletin bariz bir şekilde hukuku çiğnediği, yargı kararlarına rağmen inşaatlara devam ettiği ortadayken, vatandaştan hukuka uyması, saygı duyması bundan sonra nasıl beklenecektir…

YOKSA BEN GÜÇLÜYÜM, o yüzden istediğimde hak, hukuk der, karşımdakileri suçlar, hukuksuzlukla itham eder cezalandırırım; istemediğimde ise nasılsa bana bedel ödetecek mekanizmaları ben denetliyorum, suç işlesem de nasılsa kimse bana hesap soramaz, öyleyse bildiğimi okumaya devam ederim mi denilecektir…

Bugün SULUKULE’de yargı kararlarına rağmen inşaatların sürdüğünü gözlerimizle gördüğümüzde durumun bu olduğunu anladık ne yazık ki…

Ama her şeye rağmen yargıdan çıkan bu karar önümüzdeki süreçte Kentsel Dönüşüm açısından özellikle de İstanbul’daki tarihi yıkımların önlenmesi açısından çok önemli bir karar niteliğindedir…

Örneğin Fener-Balat-Ayvansaray henüz yıkılmamışken, aynı mağduriyetler ve içinden çıkılmaz durumlar henüz orada da oluşmamışken bu konuda geri adım atılabilir ve daha insani, adil, bölgedeki tarihi ve mimarı dokuyu tahrip etmeden bölgeyi rehabilite edecek, ihya edecek katılımcı bir yaklaşımla hazırlanmış alternatif bir proje ile bölge örnek bir tarihi bölge haline dönüştürülebilir. Böylece bölge hem dünya kültür mirası listesindeki yerini hak etmeye devam eder, hem de turizm açısından önemini koruyarak bölge halkının yaşam standardını yükselten, onlara daha güzel şartlarda yaşam olanakları sunan bir nitelik kazanarak herkesin mutlu olduğu bir sonuç ortaya çıkabilir…

Bu arada ne bu yaklaşım değişikliği ne de Sulukule halkına bundan sonra ödenecek tazminatlar ve bölgenin yıkılıp alternatif bir proje kapsamında yeniden inşa edilerek Sulukule halkının doğal yaşam alanlarına geri dönmelerinin sağlanması tam olarak yapılanların bir telafisi ve özrü olamaz belki ama, en azından son yıllarda Fatih belediyesinin inanılmaz kötü olan karnesine iyi bir not olarak geçirebileceği tarihi bir fırsat olarak değerlendirilebilir bu durum…

Aslında başka çareleri de yoktur; daha önce yapılanların suç olduğu ortadayken bu suçu tekrarlamanın hiçbir akla uygun, makul açıklaması bulunmamaktadır.

Sulukule’de yapılan yatırımların heba olması, trilyonluk villaların yıkılması gibi bir risk varken ortada aynı şeye bir başka yerde, Fener-Balat-Ayvansaray’da da girişmek hem yatırımcılar açısından hem de AKP belediyeleri ve iktidar açısından gerçekten akla ve mantığa uygun bir yaklaşım değildir…

Bu kez Bedelleri Sulukule’den de ağır olabilecektir üstelik; çünkü iktidarda uzun süre kalma ve birçok konuda ranta dönük eğilimlerinin iyice deşifre olması, AKP’ye olan halk desteğini her geçen gün azaltmaktadır. Bu yüzden bugün kendilerine hesap sorulamaz zannedip yaptıkları şeylerin hesap sorulabilir hale geldiği günlere denk gelebilir fener-Balyat-Ayvansaray projesinin uygulamaya geçirildiği günler…

İşte o zaman Sulukule ve diğer hesapların da hepsinin birden verilmesinin geldiği günler olabilir AKP için, AKP bu ihtimalleri de göz önünde bulundurmalı ve ona göre ayağını denk almalıdır…

AKP tüm bu riskleri göze alacak mıdır yoksa ayağını yorganına göre mi uzatacaktır bekleyeceğiz ve göreceğiz…

ONLARIN DA BİR GÜN RANTTAN KAMAŞMIŞ GÖZLERİNİ AÇACAKLARI VE AKILLARINI BAŞLARINA TOPLAYARAK HALKIN TALEPLERİNE KULAK VERECEKLERİ YA DA VERMEK ZORUNDA KALACAKLARI O GÜNLER YAKINDIR; HER ŞEYE RAĞMEN BUNDAN UMUTLUYLUZ…

CEVAP VER