Yargıya güvenelim…

YARGIYA GÜVENELİM


DTP’ye yönelik bir dava açılmış olduğunu unutmuşçasına, Anayasaya uygun bir yetkinin kullanılması anlamına gelen hukuksal bir iddianameyi yargılama seferberliğine giriştiler.


Elbette ki, bir siyasi partinin kapatılmasını hiçbir Türk vatandaşı arzu etmemelidir. Ne var ki, bağımsız yargının işine karışılması da hiç arzu edilmeyecek bir durumdur.


Demokrasi, bir kurumlar ve kurallar rejimidir. Yargı erki, yasama ve yürütme organlarından bağımsız, hukuka, Anayasa ve yasalara uygun kararlar veren vazgeçilmez bir kuvvettir. Onu yıpratmak, demokrasiyi yıpratmak anlamına gelir. Kurallar ve kurumlar rejimi olarak demokraside mevcut kurallar ve kurumları beğenmeyebilirsiniz, ancak onlara uymak zorundasınız. Yasal ve meşru yollardan iktidara gelip kuralları Anayasaya uygun biçimde değiştirmedikçe ve düzenlemedikçe de onlara uymak durumundasınız.


Demokrasi, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi olmadan yaşama şansı bulamaz. Özellikle parlamenter rejimlerde, yargı erkinin bağımsızlığı, demokrasinin yaşatılması açısından vazgeçilmez bir dayanaktır.


Temsili demokrasinin dayandığı iki temel ilke, Temsili Hükümet ve Sınırlı Hükümet ilkeleridir. Temsili Hükümet, doğrudan demokrasiyi yaşama geçirmek mümkün olmadığı için, ülkeyi yönetenlerin seçmenlerin kendilerini yönetecek temsilcileri belirli bir dönem için eşit ve adil seçimlerde seçmiş olduğu temsilciler eliyle yönetilmesi yöntemidir. Temsili demokrasinin yaşama geçebilmesi için siyasal sitemde aşağıdaki unsurların bulunması gerekmektedir :


• Eşit ve adil seçimler
• Çok partili siyasal yapı
• Seçimlerin belirli aralıklarla yapılması ve çoğunluğu ele geçiren parti ya da adayların ülkeyi bu döne için yönetme hakkına sahip olması
• Seçmenler arasında ayrım yapılmaması ve her seçmenin yalnızca 1 oy hakkına sahip olması
• Partiler arasında adil seçim bir yarışı yapılması
• Çoğunluğu kazanan parti ya da partilerin ülkeyi belirlenmiş dönem için yönetme hakkı


Sınırlı Hükümet ise çoğunluğu ele geçiren parti ya da partilerin Anayasa ve yasalar ile sınırlandırılması, iktidar olma şansının sınırsız olmaması ve yasama-yürütme organının işlem ve eylemlerinin bağımsız yargı organlarınca denetlenmesi anlamına gelir. Bu sınırlandırma, özellikle temel insan haklarını, demokratik sistemi ve hukuk devletini korumak amacıyla yapılmaktadır.


Sınırlı Hükümet ilkesinin diğer bileşeni, Çoğunluk Diktatörlüğünü’nün engellenmesi anlamına gelir. Çoğunluk Diktatörlüğü, seçimlerde çoğunluk oyunu alarak iktidara gelen siyasi parti ya da partilerin azınlık partilerinin bir sonraki seçimlerde iktidar olma şansları ya da olanaklarını ortadan kaldıramamaları, eşit ve adil koşullarda seçimlerin korunması ve demokratik sistemin korunması amacını taşır. Çoğunluk diktatörlüğü engellenemezse, siyasal sistem ya otoriter ve totaliter yönetimlere ya da dominant parti sistemlerine kayar ki bu durum da temsili liberal demokrasinin sonu olur.


Temsili demokrasilerde Çoğunluk Diktatörlüğü’nün engellenmesi, asla Çoğunluk İktidarı’nın engellenmesi anlamına gelmez. Seçimler sonucunda iktidara gelen parti ya da partiler, öngörülen dönem (4 veya 5 yıl ya da makul olacak belirli bir dönem) sonuna kadar iktidarda kalma haklarını (parlamenter demokrasilerde güvenoyu ve güvensizlik oyu koşulları hariç olmak üzere ) elde ederler. Bu durumda, ülkeyi yönetenler, çoğunluk oyunu alanlar olmak durumundadır.


Çoğunluğun yönetme hakkı, Anayasa ve yasalara uygun olarak, insan hakları ihlal edilmeden söz konusu olacaktır. Tersi durum, çoğunluğun diktatörlüğüne yol açar.


Yargı bağımsızlığı, demokrasinin ve insan haklarının korunması için vazgeçilmezdir. Yargının görevi, Anayasaya, yasalara ve diğer düzenlemelere ya da hukuka uygun olarak yasama ve yürütme organının işlem ve eylemlerinin denetlenmesidir. Bu görevi, Anayasa mahkemesi ve diğer bağımsız mahkemeler yapar.


Anayasa Mahkemesi’nin görevi, yasaların Anayasaya uygunluğunu denetlemek ise de, siyasi partilerin kapatılması ve Yüce Divan görevi ile belirli makamlardaki kişilerin yargılanması görevi de Anayasa mahkemesi’nin görevleri arasındadır.


Anayasamızın 148. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler, Anayasa değişikliklerini şekil bakımından inceler ve denetler.


Anayasa mahkemesinin Yüce Divan görevi ise aynı madde ile  düzenlenmiştir. 148. maddeye göre Anayasa Mahkemesi; Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar. Bugün haksız yere çok eleştirilen Cumhuriyet Savcısına Anayasa ile önemli görevler verilmiştir. Örneğin, Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.


Anayasanın 149.maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, siyasî partilerin temelli kapatılması veya kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasî partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını da dinlemekle görevlendirilmiştir.


Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Anayasanın 154. maddesinde de düzenlenen şekilde seçilir ve önemli bir yargısal güçtür.


Anayasanın 68. maddesine göre, siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez. Bu konuda denetim, Anayasaya uygun olarak belirtilen kurumlarca gerçekleştirilir. Anayasanın 69. maddesi, siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi’nce kesin olarak karara bağlanır. Bir siyasî partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin yukarıda açıkladığımız dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.


Anayasanın 69. maddesi, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin Cumhuriyet Başsavcısı’nın açacağı ve Anayasa Mahkemesi’nce görülecek dava  konusunda bazı hükümler getirmiştir. Bu hükümler şunlardır :


“Bir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır. Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir. Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz. Bir siyasî partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesi’nin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazete’de gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar. Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzelkişilerden maddî yardım alan siyasî partiler temelli olarak kapatılır.”


Gördüğümüz gibi, Anayasamıza göre Cumhuriyet Başsavcısı, siyasi partiler için kapatma davası açılması amacıyla iddianame düzenleyebilir. Bu konuda kararı da Anayasa Mahkemesi verir. Bütün bunlar, Anayasa kuralıdır.


Hakkında kapatma davası açılmış partiler, yöneticileri ve destekçileri de dahil olmak üzere bütün vatandaşlar, Anayasal hakların kullanılması anlamına gelen parti kapatılması iddianamesi hakkında yargıyı aşağılayıcı beyanlarda bulunamazlar. Tersi durumda, hukuka ve Anayasaya aykırı davranmış olurlar.


Anayasa Mahkemesi’ne güvenelim. Siyasi partiler, yöneticileri yada destekçileri, Başbakan bile olsalar,  bu ülkenin Anayasasını emanet ettiğimiz bir kuruma güvenmek durumundadırlar. Eğer güvenmiyorlarsa, bunu açık biçimde çıkıp ifade etmelidirler. Böyle bir durumun yaşanacağına en ufak bir olasılık bile veremiyorum.


_________________


birolertan@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.