Yarın 1 Mayıs ve dışarıdan gerçeklerimiz

Ayran’ın konumu. Viyana’da günün ışıması yakın, birazdan uçmaya başlayacağız. Frankfurt üzerinden, Okyanus’u aşıp, akşama KÜBA’ya ulaşacağız. Ve 1. Mayıs, Fidel’in ülkesi Havana’da, bakalım nasıl kutlanacak. Orada olacağız.

Geçen hafta, RİGA dönüşünde, Çay-Kur’de grev haberi ile karşılaşmıştık. Bu haber üzerine de, hemen kaleme sarılmıştık., Geçen hafta, Salıdan Salıya, yazımız yayımlandığında da, grevin uygulamasının sona erdiridiğine ilişkin haberler geldi. Bu konu üzerinde, ileride tekrar durmak istiyoruz. Acaba grev bitti mi? Sorusunu da yöneltmek istiyoruz. Çay-Kur’un özel durumu, üretici ile işçi ilişkisi, 4 yıllık yaşanan bir süreç. Sendikalaşma konusunda ve sendika seçiminde müdahaleler. İşyeri yönetiminin izlediği, strateji, söylemleri ve yönetim erkini kullanmada izlediği yol. Bu konuların iyi değerlendirilmesi gerekir. Bu denli yoğun “Çalışma İlişkileri.” bölümlerinin açılmış olduğu süreçte, yaşanan gerçekliklerin araştırılıp, belgelenmesi ve bilimsel değerlendirmelerinin de yapılması gerekir.

Alt işveren (taşeronluk) ilişkileri konusunda, yapılacak yasal düzenlemeye ilişkin, taslak metin hala ortada yok. Ancak, bir çok gazete ve televizyon yayınında, yasanın neler getireceğine ilişkin açıklamalar yapılarak, ne denli iyi bir düzenleme olacağı yolunda, haberleri de izliyoruz. Sosyal taraflara sorduğumuzda ise, ortada bir metin olduğu konusunda bilgi alamıyoruz.

Bu konu içeriğine ilişkin, nihayet kıdem tazminatı konusu da dillendirilerek, gündeme getirilmeğe başlandı. Fon yasasının, neredeyse 40 yıllık süreçte yasalaşamaması gerçeği bir yana, getirilecek düzenleme ile nelerin gideceği hesabı da yaplıyor. Avusturya’da bu konuda bir yasa var, ama öylesine sıkı bir denetim düzenlemes de var ki, sistem çalışıyor. Türkiye’de ise, SSK primllerinin bile düzenli toplanamadığı yaşanan bir gerçeklik. Öte yandan, İsşşizlik Sigortası Fonu’nun, Devlet tarafında başına gelenlerinin ise, açıklaması bile yok. İşveren kesimi, bu konuda sıkıntılarını pek dile getirememekle birlikte, fonun geleceğine ilişkin umutlu olmadığı sonucuna varabiliriz. İşçi kesimi ise, bu sefer fon yasası adı altında, kıdem tazminatı hakkının, giderek ortadan kaldırılması endişesini taşıyor. Bir yandan da, fona güvence olmadığını da belirtebiliriz. Bakalım bu konuda ortaya nasıl bir metin çıkacak.

Kamu işyerlerinde çalışan işçilerle ilgili, toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıkları ise devam ediyor. Daha bağıtlanan bir tek sözleşme yok. Arabuluculuk aşamasının da, bazı istisnaları dışında sona ermesi sonrasında, grev kararlarının alınması, gündeme gelmek üzere. Ancak hala kamu da, işveren olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın ücret zammı konusunda bir açıklaması yok. Öte yandan, sosyal devlette olamaması gereken bir konum, Bakanlık, işveren koltuğuna oturtuluyor.

MESS’in Genel Kurul’u yapıldı. Tuğrul Kutadgobilig, yenidan MESS Başkanılığı’na seçildi. Kutluyor ve başarılar diliyoruz. Ancak, Grup sözleşmelerinde gelişen son durum, üç konfederasyona bağlı sendikalar ile yürtülen görüşmelerden, arabuluculuk aşamasında da, bir anlaşma ortaya çıkmadı.

THY uyuşmazlığında ise grev kararı alındı. Bu konuda, işveren kanadında bir sessizlik. Görüşmelerden bir sonuç alındığına ilişkin bilgi yok. Hatta diyalogsuzluk hakim.

İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin, yönetmelik düzeyinde düzenlemelr sürüyor. Denetim ise neredeyse askıya alınmış durumda. Haziran sonundan itibaren, uygulama alanı genişleyecek, bu konuda yeterince bir farkındalık dahi yaratılamadığı da bir gerçek.

Bürokraside ise üst kademeler de, Bakanlık içinde, Sosyal Güvenlik Kurumu yönetiminde değişiklikler var. Hükümet değişmedi, ama bürokrasi yeniden yapılandırılıyor.

Yeni yürürlüğe giren, sendikalar ve toplu iş sözleşmesi düzenine ilişkin, iş yasalarında ki gelişmeler konusunda, değişik üniversiteler de, değerlendirme seminerleri yapılıyor. İşveren kesiminde ,farkındalık yaratmak için toplantılar düzenleniyor. İşçi sendikaları cephesine baktığımızda ise, daha bir hareketlilik görülmüyor.

Ve yarın, 1 Mayıs. Bu gelişmelerin ışığında, değerlendirmelerin yapılması bir yana bırakılıp, Taksim’e, çıkılıp çıkılamayacağı tartışmasına kilitlenen bir gelişme. Oysa 1 Mayıs’ın, bir anlamda, geçmişin anılıp, değerlendirilerek, geleceğin kurgulanmasına yönelik, çalışmaların yapılacağı bir süreç de gelişmesi, daha yararlı olmazmıydı diye, düşünmekten kendini alamıyor insan.

1.Mayıs’a saatler kala, günün sabaha yaklaştığı saatlerde, Viyana havaalanında, bunları düşünüyorum. Akşama, Okyanus’u aşarak Küba’da olacağız. İlk kez, hem Okyanus’u aşacağız. Hem de, Küba’da nelerin olduğunu yerinde göreceğiz. Bakalım 1 Mayıs, Fidel’in sağlığında, ülkesinde nasıl kutlanacak. Fidel alana çıkacak mı? Kardeşinin yönetimi nasıl. Toplum, yıllardır süren ambargolara karşı, ne yapıyor. Müzik ve puro dışında yaşam nasıl sürüyor. Sorular ve merak. Gözlemlerimiz nasıl olacak.

İletişim, sorunu yaşamazsak, gelecek hafta, Küba izlenimlerini paylaşmak istiyoruz. Küba’ya giderken de, durumumuza ilişkin bir saptama yapalım istedik.

Bakalım, bahar neler getirecek, havalar nasıl ısınacak. Biz yine de, 1.Mayıs’ı bir anma ve yaşananları gözden geçirme, takvimde sadece bir yaprak değişiminin ötesinde, değerlendirme ve geleceği hazırlama olarak düşünerek, bu yazıya noktayı koymak istiyoruz.

Avusturya. Viyana. 30 Nisan 2013. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

11 + eleven =