YASA YAPICILARININ EKLEKTİZ Mİ? “MAKUL ŞÜPHE” ZIRVASI!

YASA YAPICILARININ EKLEKTİZ Mİ? “MAKUL ŞÜPHE” ZIRVASI!

0
PAYLAŞ

TBMM tarafından bu yasa değiştirildi de! Bunun üzerin AKP’liler demokrasinin işlemesi diyerek, özgürlüklerin korunması yaftası üzerinden savunma yapmışlardı. Polis devletlerine de zaten bu yakışır. Polis yasasındaki bu değişiklik:” Makul şüphe” kavramını yasal hale getirdiler. Bu “makul şüphe” neye göre makul; kime göre makul? Bu kavram baştan sona eklektik ve sorunludur. O “makul” kavramının sınırını kim çizecek? Kime göre “makul” olacak? Mesela Polise göre mi “makul” olacak? Yoksa Halka göre mi “makul” olacak? Yargıya göre mi “makul” olacak? Oysa bu “makul şüphe” kavramı kurumdan kurum ya da kişiden kişiye değişir nitelikte bir yaklaşım çıkar. O zaman, polisin yorumuyla meclistekinin yorum ya da sokaktaki insanların yorumları çok farklı olacaktır. Bunun üzerinde çokça tartışma çıkacak. Hele yasa halka karşı uygulanırken bu tartışma daha da boyutlanacak. Berkin Elvan, Uğur Kaymaz vb. meseleleri gibi yığınla kıyımlarla karşılaştık mı tartışmalar daha da büyüyerek boyutlanacaktır.

Türkiye’de, polis suç işliyor sözü toplum nezdinde çok doğru bir vurgu. Ancak, bura da, Polisin suç işliyor sorusu önümüzde duran devasa bir sorundur? Gerçekten de polis açıkça suç işlemekte. Hem de gözünü kırpmadan çok arsız biçimde suç işlemekte. Herkese, her yer de herkesin başına gelecek biçimde polis yetki kullanmakta ve Silahlı saldırı yapmakta.

Lakin TBMM yasa yapar. O yasa polis tarafından uygulanır. O zaman yasa yapanlarla uygulayanlar arasında güçlü bir ilişki var demektir. Yasa yapanlar da bu durum da uygulayanlar kadar suç işliyor dememiz gerekmez mi? Belki de daha fazlasını söylememiz de gerekecektir…
En tartışmalı yasalar bile az sayıda vekilin katılımla çıkıyorsa ki öyle çıkıyor burada en başta vekiller topluma karşı görevini yapmıyorlar demektir. Yasal sürece katılarak bu türden yasalara evet diyenlerin açıkça topluma karşı suç işlediklerini söyleyebiliriz. Çünkü polis yetkisin artıran “makul şüphe” yasasının insanların sokak ortasında öldürülmesi, hesap sorulmaması anlamına gelmekte. Meclisten çıkarılan bu türden yasalar nedeniyle TBMM açıkça suçun yaratıcısı konumun da bir işlev görmekte.

TBMM. de, 550 milletvekili olduğu halde “makul şüphe” yasasına iştirak eden, katılan vekil sayısı vekillerin yarısından da az. Katılım çok düşük. Oturuma katılan vekillerden 17’si ret diyeni muhalifeler, 211 de evet diyen iktidar Milletvekilleri. Hani muhalefet nerede sözünü söyleyelim ama iktidar çoğunluğunun olduğu yerde tek kişinin direktifi yasa yapıcıların iradesini yok etmekte. Adamın ağzından çıkan bir şey bir biçimde iktidar çoğunluğu tarafından yasal konuma getiriliyor. AKP çoğunluğu karşısında muhalefette işlevsizleşiyor. Adeta, Tayip Erdoğan taşa parmak kaldıracaksınız dese AKP ona parmak kaldıracaklar! Kaldırıyorlar da. Vekillerin yarısından azı bu yasanın çıkma sürecine katılmışlar. Her şeye rağmen iktidarıyla, Muhalefetiyle Milletvekilleri topluma karşı olan bir yasa karşısında duyarsız da kalmışlar. Muhalif milletvekillerinden çok az bir katılım olması da muhalefetin sorumsuz bir şekilde yenilgiyi kabul etmesi anlamına gelir. Ayrıca işi ciddiye almadıklarını gösterir. İktidarın karşısında direnç odağı yaratmamaları da muhalefet görevlerini yerine getirmedikleri anlamına gelir. İktidar ise daha temkinli davranmış! Kontrolü elinden bırakmamış, Katılımı 211 olmuş. Toplam katılan vekil sayısı ise 228 kişi. TBMM de 228 vekille yasa yapılmış. 75 milyon insan onların çıkarttıkları yasadan dolayı acı çeker olacaklar! Meclis üyelerinin yarısından fazlası yasama sürecinin dışında kalarak vatandaşa karşı sorumluluğunu yerine getirmemişler.

Durum bu olduğu için de AKP her konu da bildiğini okumaya devam ediyor. Toplumu bir o yana bir bu yana sallayıp duruyorlar. Savaşa gitmeyi dahi toplum için kabul edilir hale getiriyorlar! Bir yandan anaokulundaki çocuklara türban giydirirken nerdeyse bütün okulları İmam Hatip konumuna sürükler oldular. Toplum olarak bizler de nerdeyse olup-bitenleri kanıksadık. Madenlerdeki toplu ölümler olurken bile sesimiz yeteri kadar çıkmaz oldu. “Makul şüphe” düzenlemesinin ölüm getireceğin bilmemize rağmen sokaklara inmiyoruz. Tıpkı 12 Eylül 1980 ölümleri beklediğimiz gibi yine ölümleri bekliyoruz.

Türkiye’nin değişik yörelerinde madenlerde toplu ölümler oluyorsa bu ölümlerin arka planını oluşturan da 12 Eylül darbesidir. O gün darbecilerin yalanlarına teslim olma olmasaydı bugün madenlerde ölümlerde olmayacaktı. Bugünde iktidarın yalanlarına teslim olma da yârinki ölümlerin habercisi olarak önümüzde duruyor. İktidar bizleri kaderciliğe yönlendirerek her yaptıklarının kaderimiz olduğunu düşünmemizi sağlamak içindir. AKP de bugün çocuklara kaderciliği şırınga ederek sermayenin geleceklerini garantiye almayı hedefliyor. Diğer yandan polis yetkisini artırarak sokak ortasında insanların “makul şüphe” gerekçesiyle öldürülmelerini önünü sonuna kadar açıyor. Onun da bizlere kaderimiz olduğunu söyleyecekler. AKP. İktidarı halkın, toplumun nevrini döndürerek, ölümleri kanıksamamızı ve kabul etmemizi istemekte. “makul şüphe makul ölüm haline gelmesi için yasal düzenlemeler bu nedenle yapılmakta.

Oysa o mecliste yapılan yasallarla, düzenlemelerle Türkiye halkının hayatını yönetmekteler, hayatını belirlemekte. Milletvekilleri duyarsızlığı halkın geri bilinci ile birleşince ortaya ölümlerden ölüm beğenin mantığı öne çıkıyor. İktidarsa, her vesileyle halkın üzerine din salatasını boca yaparak her şeyin üzerini örtmesi, tam anlamıyla bilinçleri dumura uğratarak geleceği zehir ediyor. Karaları ak, akları kara göstermesi bir devlet politikası olarak devam ediyor. Bu baylar her gün sermaye adına dikensiz bir gül bahçesi yaratmak için yeni yeni düzenleme yapmakla meşguller.

İşçi ve emekçilerin güçleri olabildiğine dağınık durumdalar. Emekçilerin örgütlülüğü zirve yapmış. Zorbalığa karşı mücadele edilmeden zorbaları durdurmak mümkün değil. Özellikle sınıf örgütlenmesi örgütlü karşı koyuşu gerçekleştirmediği sürece sermayenin zorbalığı devam edecektir. O zamma ne yapacağız: “Makul şüphe” denen yasal düzenlemeyi ortadan kaldırmak için mücadele edeceğiz. Zaten “makul şüphe” mantığın arkasında yatan gerçeklik de örgütlenmelerin önüne geçmektir. Demek oluyor ki yapılan bu düzenlemeyi boşa çıkartmakta demokrasi güçlerinin görevidir.

BİR CEVAP BIRAK