Yaşam bir oyundur

Yaşam bir oyundur

0
PAYLAŞ

Yaşam oyunla başlar. Oynamak dünyaya dokunmaktır. Çocuk annesinin memesine dokunarak ilk dünya deneylerini yapar. Başlangıçta onun oyun alanı dardır. Önüne koyulan nesnelerle, bazen de kendi organlarıyla oynar: ikili ya da çoklu oyun onun için henüz erkendir. Tekli oyun evresini çoklu oyun evresi izler: çocuk bir zaman sonra oyununa başkalarını katmak ve başkalarının oyununa katılmak ister. Zaman geçtikçe oyunun boyutları büyür: oyun sertleşir ve çeşitlenir. Özellikle erkek çocuklar oyunu sokağa taşırırlar. Bu arada oyun bir yandan da cinsel oyuna dönüşmeye yüztutar. Cinsellik deneyi dünyayı tanımanın ve insana kavuşmanın bir başka yoludur. İlkel toplumlarda ve uygar toplumlarda cinsel oyun olağan karşılanır. İlkeller ve uygarlar için cinselliğin alanı kirlenmişlikle ilgisi olmayan zorunlu bir yaşam alanıdır.

Gelişememiş toplumlarda çocuk oyunları iyi karşılanmaz, oyun oynamak en azından boşa vakit ve enerji harcamaktır. Çocuk oyun oynayacağına yaşama katılmalıdır ya da geç kalmadan geleceğini kurmaya girişmelidir. Çocuk oyun oynamamalı, durmadan kendi yararı ve ailesinin yararı için çalışmalıdır, çocukluğun bittiği yerde oyun da bitmiş olmalıdır. Kumarı ayrı tutalım. Oysa çocukluk döneminin sonları cinsel oyuna yönelme istemiyle belirgindir.  Bu yönelim gelişmemiş toplumlarda ahlakdışı sayılır. Bu yüzden özellikle kız çocukları babalarınca aşırı ölçülerde korunurlar. Cinsellik ancak evlilikte belli ölçüler içinde yasaldır, bu yüzden gerekirse yeni yetmeyi erkenden evlendirmek yolu tutulur. Büyük kentlerde çocuk kötü şeyler düşünmemesi yani cinselliğini unutması için çeşitli kurslara gönderilir. Bu önlem çok genç birey için koruyucu değil zedeleyici bir önlemdir. Özellikle Elektra karmaşığının çok ötesinde cinselliğini örtülü bir biçimde babayla yaşayan kız çocuğunun ruhu sakatlanır. Cinselliğini sağlıklı biçimde yaşayamayan genç insan bunalımlı olmaya adaydır. Bu koşullarda yaşama katılan kişi evlenip çocuk yapma sorumluluğunu almakta hatta toplumsal sorumluluklar almakta eksik kalır. Cinsellik onun için bilinmezin alanıdır hatta bir yanıyla itici ve tiksindiricidir. Ona göre sevişmek ileri biçimlerinde bir utanç konusudur ve ahlakdışıdır. Bu ruhsallıkla yaşamı omuzlamak ve yaşamı üretmek için bir araya gelen çiftler başarısız ve mutsuz olurlar. Onlar bu koşullarda dünyaya getirmeyi başardıkları çocuklarını da mutsuz edeceklerdir.

Cinsel oyuna geçişi uzun süre tehditle engellenen genç birey düşünme ve davranma bozuklukları gösterecektir. Cinsellikte sapmaların başgösterdiği yer burasıdır. Bireyler toplumun benimsemediği cinsel davranışları örtüler altına gizleyerek göreneksel değerlere takılmadan cinsel yaşamlarını sürdürmek istediklerinde cinsel sapmaları da zorunlu çözüm olarak benimseyebilirler. Cinsel sapmalar ahlaki sorunları kendiliğinden getirir, bireyi alttan alta değerbilmezliğe ve başıboşluğa yöneltir. Doğaya uygun olan şey insana da uygundur, doğaya uygun olmayan şey insana uygun değildir. Sapmalar toplumu içten içe yiyen görünmez kurtlardır: göreneksel değerler açısından görünüş kurtarılmış da olsa genel insan değerleri açısından ortada hastalıklı bir durum vardır.

Kendilerini üst düzey kültür insanları olarak gören bir takım sözde uygar yaşam savunucuları başta cinsel sapmalar olmak üzere her türlü toplumdışı eylemi insanlığın sonsuz verimi olarak gösterme eğilimindedirler. İnsan olmakla ilgili her türlü amacın yalnızca bireysel çerçevede değerlendirilebileceğini sanan bu insanlar değer üretmek ve değerleri savunmak yerine, bu arada cinselliğin gereklerini ortaya koymak yerine sınır tanımayan soyut bir özgürlükçülüğün savunuculuğunu yaparken bunun toplumda her sorunu çözümleyebileceğini inanırlar. Doğal olanın yerine yapay olanın ya da doğaya aykırı olanın koyulması insan için orta erimde ve uzun erimde büyük sıkıntılar, saymakla bitirilemez sıkıntılar getirecektir ve getirmektedir. Her konuda olduğu gibi bu cinsellik konusunda da insanımızın, uygarlık yolunda çaba göstermeyi çeşitli nedenlerle pek de önemsemeyen insanımızın biraz daha duyarlı olmasını bekleriz. Uygarlık yolunda ilerlemenin birinci koşulu kafaları önyargılardan arındırmaktır.  Yalnız cinsellikle ilgili olarak değil, tüm insan olma durumlarıyla ilgili olarak böylesi bir arınmaya şiddetle gereksinimimiz vardır. Önyargılar ya da takıntılar bireyleri mutsuz ederken toplumu da mutsuz ve umutsuz ederler. Bunlardan kurtulabilmek için yapmamız gereken şey nedense bir türlü benimseyemediğimiz bilimden ve felsefeden yardım almaktır.

BİR CEVAP BIRAK

seventeen − 13 =