Yavru vatanda CTP’siz hükümet

PAYLAŞ

Peki, Garantör ya da garantör olmak ne anlama geliyor ?


Garantör, güvence veren ve bunun gerçekleşmesini gözeten kimse ya da kuruluş ( http://www.dictionarist.com/nedir/garant%C3%B6r ) olarak tanımlanır. Peki, güvence neye karşı ve niçin verilir?


Güvence, risklere yönelik olarak bir anlaşma ya da sözleşmede karşı tarafın kafasındaki şüpheleri ve çekinceleri ortadan kaldırmak için verilir. Bu anlamda, garantörlük sürecinde birden çok taraf vardır ve bu taraflardan birisi ya da üçüncü bir taraf, bir tarafın ya da iki tarafın kafasındaki şüpheler ve riskler konusunda güvence vermektedir. 


Kıbrıs müzakerelerinde ulaşılacak sonuç, iki ülke ve halk açısından yaşamsal bir karar olacaktır. Bir arada yaşamak kararı vermek, önceki yaşam koşullarından vazgeçmek, kader birliği yapmak, barış içinde sürekli bir arada olmak ve ortak sorunlara-düşmanlara karşı ortak tavırlar geliştirmek anlamına gelir. Ortak bir yaşam için karar vermek, bu ortaklığı yürütebileceğiniz anlamına gelmez. İleride karşılaşılacak küçük ya da büyük sorunlar, kültür farklılıkları, ekonomik zorluklar, etnik kimlik sorunları, dinsel çatışma olasılıkları ya da provokasyonlar, iki halkı her an karşı karşıya getirebilir. Bu nedenle, ulaşılacak eşit ve adil bir çözüm, üçüncü taraflar ve özellikle de güvenilebilecek taraflar olan Anavatanlarca garanti altına alınarak iki ülke ve halkın gelecek endişeleri ortadan kaldırılmalıdır.


Rumların garantörlükten çekinmesi ve garantörlüğü sulandırmaya çalışmaları, çok tehlikeli ve şüpheli bir tavırdır. Eğer garantörlükten vazgeçilecekse, gelecekteki riskler ve çatışma ortamları karşısında nasıl bir çözüm üretilebilir ya da bu durumların engellenmesi nasıl sağlanabilir? Bu konuda Rumların hiçbir önerisi bulunmamaktadır. Bu da büyük kuşku yaratmaktadır.


1960 Zürih ve Londra Anlaşmaları ile Kıbrıslı Türkler ve Rumların ortak biçimde temsil edildiği Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştu. Rumlar tarafından şu an gasp edilmiş olan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devlet olarak bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, egemenliğini, diğer devletlere karşı bağlantısızlığını ve mevcut sistemi güvence altına almak amacıyla Anavatanımız Türkiye, Rumların Anavatanı Yunanistan ve adada egemen üsleri bulunan İngiltere ile Kıbrıs’taki Türk ve Rum halklarının liderleri tarafından bir Garanti Anlaşması imzalanmıştı. Garanti Anlaşması uyarınca Anavatan Türkiye, Kıbrıs sorununa doğrudan taraf olmuş ve garantör konumuna yükselmiştir. 1974 Barış Harekâtı da bu garantörlük anlaşması gereğince Kıbrıslı Türklerin can ve mal varlıklarının korunması ve 1960 Anayasa’nın şiddet kullanılarak ortadan kaldırılması üzerine yapılmıştı.


Kıbrıs Cumhuriyeti ile kurulan sistemin güvencesi olarak düşünülen ve imzalanan Garantörlük Anlaşmasına göre Anavatanımız Türkiye, Yunanistan ve İngiltere; bağımsızlık, toprak bütünlüğü, egemenlik ve kurulu düzen tehlikeye girdiği anda, tek başlarına veya birlikte öngörülen düzeni korumak amacıyla müdahale hakkına sahiptiler. Yalnızca müdahale hakkı, etkin ve fiili bir garantörlük anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda adada asker varlığı bulundurmak ve her an müdahale olanaklarına sahip olmak, etkin ve fiili garantörlük anlamına gelecektir. Bu nedenle, Kıbrıs Türkleri, varılacak bir anlaşmada egemen, eşit ve adil biçimde temsil edilmeyi istedikleri gibi, Anavatanlarının asker varlığını da içeren etkin ve fiili garantörlüğü zorunlu görmektedirler. Bu konu, kumar oynanacak ya da Rumların ya da AB’nin insafına terk edilecek bir konu asla olamaz.


Rumlar niçin garantörlük istemiyorlar ? Çünkü, garantörlük, Kıbrıs Türklerinin eşit ve adil temsilinin güvencesi olacaktır. Eğer Kıbrıs Türklerinin eşit ve adil temsilini istemiyorsanız, garantörlük istemezsiniz. Bu nedenle, Rumların bu tavrı, kuşkulu ve güvenilmez bir tavır olup garantörlüğü daha da gerekli hale getirmektedir.


Kısacası, Kıbrıs Türklerinin varlığı, bağımsızlığı ve egemenliğinin güvencesi olan Türk askeri varlığı ve Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü olmaksızın bırakın bir anlaşma yapmak, bir anlaşma masasına dahi oturmamak gerektiği çok açıktır.Eski Başbakan Eroğlu liderliğindeki UBP ile Ankara destekli Dışişleri Bakanı Turgay Avcı liderliğindeki ÖRP Koalisyon Hükümeti Mümkün Olabilir mi ?


Birol Ertan



KKTC’de yakın zamanda yapılacak erken bir seçimden sonra en büyük gündem, kurulacak Hükümetin ülke sorunlarına ilişkin geliştireceği yeni açılımlar ve ekonomik atılım politikaları olacak. Çünkü, Birleşik Federal Kıbrıs’ı savunan Cumhuriyetçi Türk Partisi koalisyon Hükümetleri boyunca özellikle CTP kanadının ve Cumhurbaşkanı’nın açık ya da gizli yürüttüğü politikalarla KKTC’nin güçlenmesi ve tanıtılması yönündeki çalışmalar büyük ölçüde engellendi. Sonuçta da ülkede derin bir ekonomik, siyasal ve toplumsal kriz atmosferi oluştu.


KKTC’nin güçlenmesini istemeyen güçlerin hesabı, olası bir teslimiyetçi çözüme Kıbrıs Türklerinin razı edilmeye çalışılmasıydı. Bunun için koalisyon Hükümetinin CTP kanadının öncülüğünde yaklaşan ekonomik krize yönelik önlemler görmezden gelindi, inşaat sektörü çökertildi, tarım sektörü ihmal edildi. Orams davasının başarısızlığa uğramasına göz yumuldu ve çanak tutuldu. Rumlarla yürütülen gizli görüşmelerde hiçbir ilerleme sağlanamadığı halde, çok önemli ilerlemeler varmış havası yansıtılmaya çalışıldı.


Kıbrıslı Rumlar, görüşmelerde Anavatan Türkiye’nin garantörlüğünü ve Türk askerini istemediklerini, göçmenlerin tamamının adadan uzaklaştırılması gereğini, tek devlet ve tek egemenlikte ısrarlı olduklarını ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin asla sona erdirilmeyeceğini açık biçimde ifade ettiler. Bu bilgiler dışarıya özellikle sızdırılmadı ki, Kıbrıs Türklerinin Rumların gerçek niyetlerini anlaması engellenmiş olsun.


CTP ve Cumhurbaşkanlığı, el birliği ile Rumlara yamanmaya dönük çözüm girişimlerini destekledi. KKTC güçsüzleştirilmeye çalışıldı. Hakkını verelim, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, elinden geldiğince ve Anavatan Türkiye Hükümetinin desteğiyle KKTC’yi tanıtmak için bazı girişimlerde bulundu. Bu girişimleri engellemek için Ankara’ya Büyükelçi atanması ve İngiltere gibi önemli ülkelere Temsilci atanması Cumhurbaşkanlığınca engellendi. Böyle bir skandal girişim ülkemizin hiçbir döneminde yaşanmamıştı. Bu skandal uygulamada Cumhurbaşkanı’na destek olan DP lideri Serdar Denktaş’ı anlayabilmemiz mümkün değildir.


Özellikle KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ve KKTC İngiltere Temsilcisi Dilek Yavuz Yanık döneminde Ankara ve İngiltere’de KKTC’nin tanıtılması yönünde önemli başarılar elde edilmiştir. Cumhurbaşkanlığınca yeni atamalar engellenerek KKTC’nin dış dünyada tanıtılması engellenmiş oldu.


KKTC’de bu süreçte yeni bir şans ortaya çıktı ve erken seçim gündeme geldi. Nisan sonunda erken seçim kararı alınacağı anlaşılıyor. Erken bir seçimde UBP’nin birinci, CTP’nin ikinci parti olacağı kesindir. Ankara Hükümeti ve AK Parti destekli ÖRP’nin üçüncü parti olması mümkün. TDP ve DP ise barajı geçme savaşı verecekler. Peki, seçim sonrası ne olur ?


KKTC’de seçim sonrasında UBP’siz ve ÖRP’siz bir Hükümet kurulması olasılığını pek mümkün görmüyorum. UBP, aldığı oy oranı nedeniyle, ÖRP de seçim barajını geçip kilit bir parti olacağı için ve Ankara Hükümetinin talebiyle Hükümete alınacak. Bu nedenle, istesek de istemesek de UBP-ÖRP koalisyon Hükümeti seçeneğine uzak duramayız.


KKTC’de 22 yıl Başbakanlık yapmış olan siyaset kurdu UBP lideri Derviş Eroğlu’nun da Ankara destekli ÖRP’ye yönelik eleştirilerini bir kenara bırakması, bu havayı koklamasından kaynaklanıyor. UBP lideri Derviş Eroğlu’nun kurultay sonrası Ankara temasları yaptığı ve bu konuda da bazı örtülü mesajlar aldığını ya da kısa zaman içinde bunun gerçekleşeceğini sanıyorum.


KKTC’de CTP’siz bir Hükümete doğru gidiliyor. Bu süreçte CTP’nin hızla güç kaybettiğini, UBP’nin birinci parti olduğunu, DP’nin durumunun netlik kazanmadığını, ÖRP’nin koalisyon ortağı olmaya oynadığını, TDP’nin ise CTP’den kaçan oyları kapmaya çalıştığını gözlüyoruz. Seçim sonucunda kesin olan tek şey, KKTC’de CTP’siz bir Hükümetin kurulacak olmasıdır. Şimdiden hayırlı olsun.

PAYLAŞ
Önceki haberGarantörlük?
Sonraki haber2009 ne getirir?

CEVAP VER