Yazar Aydın Çubukçu’dan Göbeklitepe analizi

Yazar Aydın Çubukçu, Göbeklitepe’deki bulguların tarihzçilerin kendi kalıplarına sığdırılmaya çalışması ya da dinlerde adı geçen mekanlara referans gösterilmesinin bilimsel gerçeklere uymadığını belirterek tarihe metafizik yerine bilimsel bir gözle bakılmasının önemine değindi.

DAY MER Kültür Komisyonu’nun geçen salı akşamı Tottenham’daki Kuzey Londra Toplum Merkezi’nde düzenlediği “Göbeklitepe’de Gizem ve Gerçek” konulu panelde Aydın Çubukçu Göbeklitepe’yi anlatırken ve Nilay İşlek de sinevizyon gösterisinde bulundu.

Çubukçu, Göbeklitepe 12 bin yıl öncesi bulgularının tarihin yeniden yazılmasını gerektirecek kadar önemli olduğunu belirterek, “Tarihçiler bir kalıptan hareket ettikleri için Göbeklitepe’yi nereye yerleştireceklerini bilemiyorlar. Göbeklitepe’deki şaşkınlığın bir nedeni de budur” dedi.

Göbeklitepe’de yaşayanların tarım yapmadığı, etrafında yerleşim alanının bulunmamasının yerleşik yaşama geçilmeden Göbeklitepe’nin inşa edildiği savınının ortaya atıldığını belirten Çubukçu, “Bu tarihçilerin Göbeklitepe’li kendi kalıplarına sığdırma yanlışıdır. Olgu yanlış değil ama kalıplar ya da kalıplamak yanlıştır. Tarihsel olarak belli bir çağda yaşayan insanlar hep aynı düzeyde ve aynı yaşam biçimde olduğu varsayılamaz. Günümüz dünyası da öyledir. Afrika’da avcılıkla yaşam süren kabileler varken Avrupa’da emperyalizmden söz ediyoruz. Evrim denilen şey eşitsiz ve sıçramalı gelişmelerden oluşur. İnsanın evrimi de tek bir çizgide olmamıştır. Bu açıdan tek çizgi evrimi savunan Darwin’de eleştirilmektedir.”

Çubukçu, “Ayrıca toplum olmadan tapınak yapıldığı savları da gerçekci değildir” diyerek, toplumdaki ortak bir bilgi birikimi ve kollektif işgücü ile tapınak gibi kurumların yapılabilmesi için öncelikle toplumlaşma gerektiğini söyledi.

Göbeklitepe’dekilerin yaptıkları yapılar, inançları, ritüelleri, soyutlama düzeyleri bakımından çağdaşlarından farklı olduğunu öne süren Çubukçu, Göbeklitepe’nin çevresinde aralarında bin, iki bin yıl olan benzer yapıların da aynı uygurlığın devamını yansıttığını anlattı.

BİLMECELER YUMAĞI HALİNE GETİREN OLGULAR

Bu yapıların bir ortak özelliğinin de tapınaklarına girişte din adamlarının yaptığı biraların içildiğini ve bu geleneğin Hristiyanlıkta şarap ve ekmek kültürüne uzandığını belirten Çubukçu tarihteki bilgi kirliliğini de şöyle aktardı:

“Tarihi efsaneye ile açıklamak yanlıştır. Buna bir de ideoloji karıştığı zaman milliyetçilik, dincilik gibi şeyler karıştığında tarih bilmeceler yumağı haline gelir.”
Çubukçu, kazıları sürdüren Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Klaus Schmidt’in kutsal kitaplarda adem ve havvanın yaşadığı cennetin Göbeklitepe olarak tanımlanabileceği sözlerini de eleştiren Çubukçu, din kitaplarını referans gösteren araştırmaların bilimsel olamayacağını belirtti.

Bulgulara göre; Göbeklitepe’deki tapınağın ataerkil olmasına karşın yerleşim yerlerinde Anadolu’daki Kibele misali anaerkilliğin kutsandığını belirten Çubukçu, “Bu bulgulara dayanarak da o dönemde ruhban kesimin halk ile farklı bir inanca sahip olduğu ve kendi inançlarını dayatmaya çalıştığı da düşünülebilir” diye konuştu.

Çubukçu, bilimcilerin Göbeklitepe üzerine savlarından da söz ederek tarihe metafizik yerine bilimsel bir gözle bakılmasının önemine değindi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.