Yeşil Baykuş

PAYLAŞ

Bizim mahalleye birkaç yıldır belli zamanlarda yeşil papağanlar geliyor. Eskiden olmazdı bu. Göç yollarını mı değiştiler? Bilemem. Ben kafeste ukala ukala duran ve arada sırada salak salak konuşan o çok renkli papağanlardan hoşlanmam. Zaten ev hayvanı dedikleri yaratıklardan, kediler ve köpekler başta olmak üzere nefret ederim. İnsan o zavallıları kendine benzetirken doğalarını değiştiriyor ve mutsuz ediyor. Kişilik yetmezliği çeken birinin bir köpeği yönetmesinde sayısız yararlar olabilir. Bu konuyu insan ruhundan çok iyi anlayan ya da anladığını düşünen psikiyatr dostlarımıza bırakalım. Başkasının tarlasında ot toplamak gerekmiyor. Evet, bu yeşil papağanlar, tepeden tırnağa fıstık yeşili papağanlar bir süredir ağaçlarımıza konuk oluyorlar. Geçenlerde pencereyi açtım, hemen biri bana doğru uçtu ama çok yaklaşmadan dönüp dala kondu. Bu oyununu birkaç kere yineledi. Bundan iki ay kadar önce Ali’yle mahallede yürüyüş yapıyorduk. Baktık bir kedi bir ağaca doğru kıçını kıvıra kıvıra hamle yapıyor. Başımı kaldırdım, ne göreyim, çok küçük bir yeşil papağan hiç telaşsız kedinin bu davranışını gözlüyor.

Yeşil papağanlardan arkadaşlarıma sözediyorum. Kimi masal dinler gibi kimi türk filmi izler gibi yüzüme bakıyor: olur mu böyle şey demek istiyor. Sanırsın yüzümde Danyal Topatan’ın başrolü oynadığı Yeşil kurbağalar filmi gösteriliyor. Bize gelen arkadaşlardan bazılarına bu yeşil papağanları gösterme olanağı buldum. Öyle ya canım, dallar papağan kaynıyor değil. Özellikle sabah saatlerinde karga sesinden daha itici sesleriyle bağırmaya ve uçuşmaya başlıyorlar. Bir süre önce seçkin bir kişilik olarak bilinen bir arkadaşıma yeşil papağanlardan sözettim. Adam benim kendisini işlettiğimi sandı. Aradan bir ay ya geçti ya geçmedi, bana yekten “Bizim orada da yeşil baykuşlar var” dedi. “Bu yeşil baykuşlar sana çok benziyor mu?” diyebilirdim, demedim. Yüzgöz olmanın bir anlamı yok. Davranışını ona yakıştırdım mı? Bir bakıma evet bir bakıma hayır… Bu adam işletmek dedikleri şeyden ben oldum bittim tiksinirim Adam işletmek bir kişinin karşısındakini aptal yerine koyarken kendi aptallığını tescil etmesidir. Bunu yapan insanlara ılımlı ama kesin tepkilerim olmuştur. Her neyse! Belki de doğrudur arkadaşımızın dedikleri. Avrupa yakasına yeşil papağanlar gelebiliyorsa Anadolu yakasına yeşil baykuşlar neden gelmesin. Kaldı ki bu ülkede insan türü çerçevesinde bol bol yeşil papağan ve yeşil baykuş bulunduğunu hepimiz biliyoruz.

Tatile çıkmadan birkaç gün önceydi. Sabah erken kalktım. Bütün kuşların uyanıp çılgınca uçuşmaya başladığı saatti. Çocukluğumdan beri kuşların bu coşkusunu kuşlar günü doğurtuyor duygusuyla yaşamışımdır. Hele yaz sabahları kırlangıçların gidiş gelişleri büyük sevinçler yaşatır bana. Ne diyordum? Evet, sabah erken kalktım. Bir de baktım açık pencereden bir yeşil papağan daldı içeriye. Salonda bir tur attı, çıkmaya niyetlendi ama gidişi gelişi kadar kolay olmayacaktı. Cama çarpınca paniğe kapıldı. Bir an durdu, hiçbir şey yapmadı, sonra cama çarpa çarpa çırpınmaya başladı. Hemen Ali’yi kaldırdım, durumu anlattım. Ben yakalayamam dedi. Seni yakala diye değil gör diye uyandırdım dedim. Bir iki davranmada kuyruğundan tuttum kuşu. Çok korkmuştu. O kadar korkmuş olmasa beş on dakika okşayıp sonra salmak isterdim. Ama duracak gibi değildi. Açık pencereden çıkınca o hava denizinde koşmaya başladı.

O zaman gene baykuşçu arkadaşımı düşündüm. Ne kötü, dedim, şimdi artık herkes yalanı yasal sayıyor ve kimse kimsenin sözüne güvenmiyor. Ben henüz bu güvensizliğe alıştırmadım kendimi. Ama çevremde insanların bu tür güvensizlikleri yücelik gibi yaşadıklarını görüyorum. Birkaç yıl önce başımdan geçen bir olayı bir genç eskisine anlatıyordum. Adam becerebildiği ölçüde felsefenin insanı geliştirici olanaklarından yararlanmaya çalışan biriydi. Ben daha sözümü bitirmeden olamaz diye bağırdı. Zavallı kelbiyyun filozofu, benim somut olarak yaşadıklarımın doğru olmadığını bana anlatmak istiyordu. Adam benim Montréal’de yaşadıklarımın doğru olmadığını bana öğretmeye çalışıyor. Sen ne yaptın o durumda diyeceksiniz. Ne yapacaktım, sustum. Bu gibi durumlarda susmam gerektiğini babam öğretmiştir bana. Sık sık başvurduğum “Eblehlere verilecek en doğru yanıt susmaktır” ilkesi babamdan kalmadır. Bana dürüstlüğü, kimsenin beş kuruşuna tenezzül etmemeyi babam öğretmiştir. O ayrıca benim ilk edebiyat öğretmenimdir. Toplumsal yaşam işte böylesine kötü biçimde dağıldı, böylesine kötü biçimde parçalandı dostlarım. Dünyamızda çok şey çatır çatır çöktü. Yeşil bir kuş gördüm dediğinizde bile size güvenmeyen insanların dünyasında yaşamak çok zor. Bundan sonra iktisadi anlamda bunalımlar olur muymuş olmaz mıymış, umurumda mı benim! İnsan bitti.

CEVAP VER