Yeni dönemin yeni patronu: Halk

yetmezmiş gibi kimin ne işe yarayacağına gazete bürolarında karar verenler Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasıyla derin bir hayal kırıklığına uğradılar. AK Parti, beklediklerinin aksine kararlı tutumunu sürdürdü ve geri adım atmadı. Ortaya çıkan sonuçla AK Parti merkeze yerleşti. AK Parti’nin Gül’den vazgeçip Baykal’la uzlaşacağına inananların ezberleri bozulunca da darbe için yırtınan güdük aydın figürleri kaldı.


Askeri işaret edip sonuç almakta bihayli marifetli olan bu çevreler bu defa oyunlarını iyi oynayamadılar ve korkulan sonuçla yüzleşmenin şaşkınlığı ile dolanıp duruyorlar.Yok otobüs şoförü “zorunlu namaz molası” veriyormuş da Kayserili kızlar istedikleri gibi giyinemiyorlarmış, içki yasağı geliyormuş vs. Hepsi münferit, ipe sapa gelmez iddialar. Ama bu akla ziyan işlerden medet umup manşete çeken gazetelerin tek sorunu cehalet değil. Aynı zamanda AK Parti iktidarının etrafında bir İslamcı-Şeriatçı rüzgarı estirip yeni toplumsal mühendislikler ortaya koymak için çabalıyorlar. Toplumsal mühendislik becerilerinin de tarih olduğunu anlıyoruz bu çırpınışlarına bakarak. Artık tatlı yalanları ve ucuz ayak oyunlarıyla deprem etkisi yapamıyorlar.


Sorun şu: geride bıraktığımız elli yıllık demokrasi tecrübesi, bizi her defasında dönüp dolaştırıp başlangıç çizgisine getirdi ve bir arpa boyu mesafe alamadık. Siyasi tarihimiz aynı zamanda bir darbeler tarihidir ve neredeyse askeri müdahaleler bize özgü demokrasinin bir gereği gibi yer etmeye başladı. Refahtan payını alamayan, kimlikleri inkar edilen, çağdaşlaşma yolculuğunda hep geride bırakılan halk, elli yılın muhasebesini sağlıklı bir biçimde yaptı ve kendi istikbaline konan ambargonun farkına vararak duruma bizzat el koydu. Kendi geleceği adına, devreye başkalarını koymadan doğrudan konuştu.


Halkın duygu ve düşüncelerini anlamada erken davranan, bu beklentiyi karşılamaya dönük siyasi bir hareket başlatan AK Parti ipi göğüsledi. Yani AK Parti, toplumda meydana gelen değişimi doğru okudu ve bunu gerçekleştireceğine dair topluma güven verdi. Bu yeni dönem başka olmalıydı. Dönüp dolaşıp aynı yere düşmemeliydik. Askeri müdahaleler demokratik düzenin bir gereği değil başka bir şeydi. Bu acı gerçeği anlamak için çok ağır bedeller ödedik.


Şimdi…AK Parti, perdesini araladığı yeni devrenin inşasıyla meşgul. Başka seçeneği de yok! Toplumun cezalandırdığı, artık yüzlerini görmek istemediği söz ve eylemlerle bu inşayı başaramaz.


Yeni bir başlangıç için kısmi düzenlemeler yapmak kafi gelmeyeceğine göre bu yenilenme tepeden tırnağa yaşanmak zorunda. Parlamentodan başlayarak bürokratik yapılanmaya, toplumsal düzeni etkileyen her kurum ve kuruluş bu yeniliğe açık olmak durumunda.
Toplumsal mühendislikte ciddi bir çaresizliğe yenik düşen muhterem basın ve onların cici ortakları elli yıl öncesinin metotlarıyla yaşanan süreci lehlerine döndürmeye uğraşıyorlar. Ama oluyor! Bayatlamış irtica haberlerini kimse takmıyor. Münferit olayların büyütülüp manşetlere çekilmesi ve laf ebeliğine bağlanan umutları karartıyor.


AK Parti’nin öncülüğünü yaptığı değişim ve dönüşüm programı kimsenin tekelinde değil. Başbakan ve arkadaşları, değişimi sağladıkları oranda bir meşruiyete sahipler eğer bundan bir adım geri atarlarsa geleceğine konan ambargonun ne idüğünü ve nasılını tüm benliği ile idrak etmiş kalabalıklar gerekirse duruma yeniden el koyacaktır.


Başbakan ve AK Parti kalabalıklarla bu hat üzeriden bir muhabbet kurmuş yoluna devam ediyor. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını hazmedemeyip dövünenlerin aklı ise elli yıl öncesine takılıp kalmış. Oysa Türkiye değişiyor artık. Genel yayın yönetmenlerinin marifeti ile rotadan çıkarılan memleket manzaraları bitti. Değişim herkes ve her kurum için olmazsa olmaz derecesinde bir zorunluluğa dönüştü. Bu bağlamda gazeteler de değişecek, köşeleri parsellemiş dinazorlar da. Aksine bir durum yeniliğe karşı direnmektir ki, hali akıntıya karşı kürek sallamaya benzer.


Yeni dönemin yeni patronu halktır artık! Projesi olan önce halka gitsin, onayını alsın. Biraz zahmetli bir iş belki, kriz üretmeye, felaket tacirliği yapmaya, “Sen olma istersen” yollu tehdit savurmaya benzemeyen yeni bir yöntem bu. Ne yapalım patron böyle istiyor! Ve bu patron halka rağmen halkçılık yapanları bir bir tanıyor. Ne dersiniz, bu ter kokulu, iyi yürekli, çalışkan insanlarla tanışmak ister misiniz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here