Yeni gençler geliyor

Yeni gençler geliyor

0
PAYLAŞ

Her şeyi bu kadar eleştiriyorsun, gün oluyor kurumların ve insanların iler tutar yerini bırakmıyorsun, sonra alay eder gibi umutlu olduğunu söylüyorsun, bu ne biçim iştir? Eş dost böyle eleştirir beni. Bense her zaman geleceğin filizleri bugünün çürümüşlüklerinden alacak besinini diye düşünürüm. Yaşamda atılacak duruma gelen her şey bir süre daha varolabilmek için canını dişine takarken en azından neyin nasıl olmaması gerektiği konusunda yeni gelenlere örnek oluşturur, gelecek güzelliklere böylece gübre olur. Umutsuzluk diye bir şeyin ne olduğunu ve ne anlama geldiğini inanın bilmiyorum. İnsandan umut kesmek! Oluşmakta olan bir dünyayı durup kalmış, donmuş, taşlaşmış, artık bir adım bile gidemez saymak gerçeğe aykırı değil mi? Uygarlıklar ölürmüş. Ölür. Ama insanlık varlığını sürdürür. Bir kişinin ölmesi her kişinin ölmesi değildir. Kendimizden umut kesek de insanlıktan umut kesemeyiz.

Umutsuzluk üretenler özellikle durağanlığın bataklığından beslenirler. Onlar yaşamı yeniden üretmeyi göze alamayan yetersizlerdir ki çoğu tembellikle sakatlanmıştır. Vermeden almaya çalışan ve bunu pek güzel beceren ne çok insan var. Yaşam hızlandığı zaman bunların işi iyiden iyiye zorlaşır. Akış hızı arttıkça bunlar oraya buraya çarparak sürüklenirler ve yaşamın dışına atılırlar. Her kesimde bu insanlardan bol bol vardır. Bilgisiz olmaları görüş sahibi olmalarını engellemez, tersine kolaylaştırır. Her şeyi bildikleri için size durmadan akıl öğretmeye kalkarlar. “Hasan’cığım, bak sen ne yap biliyor musun, sen şimdi şöyle yap canım!” Siz yanlış yerdesiniz, ama onlar sürü olarak en uygun yerde otluyorlar: doğruyu ne güzel hep birlikte bulmuşlar hatta hatta büyüklerinden tevarüs etmişler. Pekiyi, diyeceksiniz, bu adamlar baskın, bu adamlar egemen, bu anlayış geçmişten geliyor ve belli ki gelecekte de sürecek, sen bütün bunlara karşın umutlu musun? Evet, ben bütün bunlara karşın acayip umutluyum. Onlardan bir şey umuyor değilim. Onlar tantanalı ama verimsiz yaşamlarını sürdürürken yeni insanlar geliyor. Bu insanlar öncekilere göre yaşama daha geniş ama daha sağlam bakan, daha sıkı tutunan, ahlak açısından çok daha tutarlı, gerektiğinde kendi yararını düşünmeden davranabilen, ezber ve kulaktan dolma bilgilerle yetinmeyen yani iyi düşünen yeni insanlar.

Kendilerinden öncekiler ya öldüler ya güçlüklere göğüs gerip ayakta kaldılar ya da kurtuluşu kaçmakta buldular. Kaçaklar başeğmeyi göze alıyorlardı, bu da onlara bizim iyilik diyemeyeceğimiz iyilikler getiriyordu. Yeni yetişenler bu oluşumları babalarının, dayılarının, amcalarının, teyzelerinin, öğretmenlerinin, dostlarının ve daha başkalarının yaşamlarında gözlemlediler. Öncekilerin bir bölümü bir konuda yanılmışlardı: ezber bilgiyle savaşımcı, kolay seçimlerle etkili olunamıyordu. Özür dileyenler feleğin sillesini yemiş ve yaşam gerçeğini sonunda iyi anlamış bilge insan oyununu oynuyorlardı ve bu oyunu oynarken kendilerinden ve en önemlisi de çocuklarından utanmamak için gerekçeler uyduruyorlardı. Hey gidi günler hey duyarlılığı ya da sululuğu bir takım çirkinliklerin üzerini örtmeye yetecek miydi?
Ben bunları söylerken bugünden yarına çok şeyin değişeceğini anlatmak istiyor değilim. Bu uzun bir savaşımdır ve devrim olsa da görsek çocukluğuyla ilgili bir şey de değildir. Benim söylemek istediğim, yarının güzelliklerini yaratacak insanın ağır ağır gelmekte olduğu gerçeğidir. Yoksa her şey birden değişecek, bizim de yakında demokrasinin verimine dayalı güçlü bir siyaset dünyamız olacak, bizim de yakında gerçek anlamda güçlü şairlerimiz, romancılarımız, sinemacılarımız, filozoflarımız olacak, güçlü bir eğitim düzenimiz olacak demek istemiyorum. Bunlar olacak ama daha sonra. Filozof haklıdır, hiçbir büyük kendini bir çırpıda yaratamaz. Basitliği yaşamın temeline koyan, düşünmeyi tehlikeli, insan gibi sevişmeyi ayıp, eleştiriyi ahlakdışı, dürüstlüğü enayilik sayan insandan gerçek insana geçiş kolay olmayacak. Gerçek gündoğumları ufukta belirirken gene pekçok genç insan kurulu düzenin dişlileri arasında ezilip gidecek. Doğru dürüst sevmemiş, doğru dürüst sevilmemiş, bir kere bile doğru dürüst sevişmemiş, gündelik yaşamın çemberlerinde dönüp dururken hep bir şeylerden korkmuş anababaların şu acayip düzende kendilerine bir yarın kurmaya çalışan yorgun çocukları, kim bilir ne kadar mutsuzsunuz! Ve siz kendilerini yarının kurucuları olarak gören, bunun için canını dişine takan, okuyan ve araştıran, yeni bir toplumun yaratılması adına her şeyini gözden çıkarabilen gençler, kim bilir ne kadar mutlusunuz!

BİR CEVAP BIRAK

thirteen − eleven =